Mustafa Nuri Killigil’in ata soyu Gagauz Türklerine dayalıdır. Babası Hacı Ahmet Bey, annesi Ayşe Hanımdır. 4 erkek 2 kız evlada sahip ailenin 1890 doğumlu üçüncü evladı olan Mustafa Nuri Killigil’in, Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlı Orduları Başkomutan vekili ve aynı zamanda Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, abisidir.
1906 Kasım’da girdiği Harp Okulu’ndan 26 Ağustos 1909’da mezuniyeti sonrası ataması, 3. Ordu emrinde olacak şekilde yapılmıştır. 9 Ocak 1910’da 3. Ordu’da 71.Alay, 3.Tabur, 3.Bölük komutanlığına, 12 Ekim 1910’da ise Padişah hizmetindeki Piyade Bölüğü’ne görevlendirilmiştir. 1911’de İtalyanlara karşı Trablusgarp’ta Margab muharebesine katılmıştır. 19 Ekim 1912’de üsteğmenliğe terfi etmiş ve aynı tarihte 1.Kolordu, 6.Alay 1.Tabur’da, Bölük komutanlığı yapmıştır. 6 Kasım 1913’te yüzbaşılığa terfi ederek 15 Haziran 1914’te Viyana Ataşemiliterliğe atanmış ve 2 ay sonra 15 Ağustos 1914’te Harbiye Nezareti makam yaverliği görevi verilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Bingazi Muharebelerinde bulunmuştur. 1915 Şubat’ın Trablusgarp’ta Afrika Grupları Genel Komutanlığına tayininden bir yıl sonra 24 Eylül 1916’da binbaşı olmuştur. 1918 Ocak’ında Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığına atanmış ve Harbin sonuna kadar kaldığı bu görev sırasında rütbesi 3 Mart 1918’de yarbaylığa, daha sonra fahri tümgeneralliğe yükseltilmiştir. Aynı zamanda 3 Ağustos 1918’de padişah yaverliği ve Azerbaycan Hükümeti nezdinde temsilci olarak atanmıştır.
Nuri Paşa’nın Kafkasya’ya gelerek göreve başlamasıyla beraber hemen Kafkas İslam Ordusu’nun kurulması için çalışmalara başlamıştır. Kafkasya’ya gelişi Türkler tarafından sevinçle karşılanmış ve yardım çağrısında bulunan Azerbaycan topraklarında Kafkas harekâtına başlamıştır. Türk ordusu, Ermeni ve Bolşevik güçlerine karşı Azerbaycan’da amansız bir mücadeleye girişmiş ve pek çok yeri geri almıştır. Kafkas İslam Ordusu büyük başarılar elde ederek Bakü’ye yaklaşmıştır. Birinci Bakü taarruzundan sonra ikincisi yapılmış ve sonunda 15 Eylül 1918’de Bakü kurtarılmıştır. Bakü’nün kurtuluşu Türklerde ve Azerbaycan halkında büyük bir sevince sebep olmuş ve kutlanmıştır. Ermeni faaliyetlerinin devam etmesi üzerine Kafkas İslam Ordusu’nun bir bölümü bu kez Karabağ’a Ermeni Taşnak güçlerinin yaptığı kıyıma son vermek için harekete geçmiştir. Kafkas İslam Ordusu’nun diğer bir kısmı ise yardım çağrısında bulunan Kuzey Kafkasya bölgesinde Dağıstan’a harekâtını ilerletmiştir. Ancak Mondros Mütarekesinin imzalanması ile harp hali sona ermiştir.
Milli Mücadele sürerken, 1920 Haziran’ında emrindeki kuvvetlerle Azerbaycan’dan gelerek Doğu Cephesi Komutanlığına gönüllü olarak katılmıştır. Burada Ermenilere karşı yapılan Sarıkamış harekâtında 12.Tümen’in sağ kanadına komuta etmiş ve Sarıkamış’ın geri alınmasında yararlık göstermiştir.
Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Doğu Cephesi Komutanlığının Sarıkamış, Kars ve Artvin’i kurtarmasından sonra Milli Mücadele devam ederken Doğu Cephesi Komutanlığına ait silah imalâthanelerinde görev almış ve sonrasında 4 Ekim 1923’de de emekli olmuştur. I. Dünya Savaşı yıllarında aldığı çeşitli nişan ve madalyaların yanısıra, 31 Ocak 1929’da İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
Türk İstiklal Harbi sonrasında bir süre Ankara’da kalarak ticaretle uğraşmış ve geldiği İstanbul’da 1933’de Zeytinburnu Demir Eşya Fabrikası’nı kurmuştur. Fabrikada matara, demir çubuk, soba, tuğla, kumbara gibi eşyaların yanı sıra silah, tapa ve mermi üretmiştir. Daha sonra 1938’de Sütlüce’de bulunan Madeni Eşya Fabrikası’nı satın almış ve fabrikayı geliştirerek matara, gaz maskesi, çelik başlık, soba gibi eşyaların yanında tabanca, 81 mm havan, mühimmat, tapa, uçak bombası ve tahrip kalıpları üretmeye başlamıştır. Zeytinburnu Fabrikası’nı 1946’da kapatarak Sütlüce’ye taşımış ve burada imal ettiği silah ve mühimmatı Milli Müdafaa Vekâletine satarak önemli bir tedarikçi olmuştur.
Nuri Paşa’nın 1933 yılı itibariyle Zeytinburnu Fabrikasında başladığı silah ve mühimmat imalini, Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzaladığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisince yayımlanan bir kararnamede ile gerçekleştirmiştir. İmal ettiği ürünler arasında Yavuz Gemisi’nin 28 cm.lik ve 8,8 cm.lik topları için gerekli olan kanat emniyetli tapalar vardır. Nitekim bu mühimmat Milli Müdafaa Vekâleti, Zeytinburnu Fabrikası sahibi Nuri Paşa’dan alınmasına karar vermiştir. Ayrıca bu kararnameye ek olarak 07 Mart 1934 tarihinde çıkarılan başka bir kararname ile de Yavuz Gemisinin 15 cm.lik topları için gerekli olan bilyeli tapaların da tedarik edilmesine karar verilmiştir.
Bu tedarik sürecine, Millî Müdafaa Vekâleti yaptığı alımlar ile devam etmiş ve hatta ürün çeşidi artırılarak ordunun ihtiyacı olan silah, mermi ve tapaların tedariki sürmüştür. Nuri Paşa, top, havan, uçaksavar mermi ve tapalarının yanında uçak bombaları da yapmıştır. Yine 20 Haziran 1936 tarihinde çıkarılan bir kararname ile dağ topları için gerekli olan 24.000 adet merminin tapalarının; 12 Mayıs 1938 ve 17 Şubat 1940 tarihlerinde çıkarılan kararnameler ile Heinkel tipi ağır bombardıman tayyareleri için tahrip ve lağım bombalarının; 06 Ocak 1939 tarihinde çıkarılan kararname ile donanmada mevcut 40 mm. uçaksavar topları için gerekli olan ve askerî fabrikalarda temini mümkün olmadığı için hassas tapa, 6000 tahrip danesi, 1000 adet izli merminin Nuri Killioğlu (Killigil) Fabrikasından pazarlıkla alınmasına karar verilmiştir. Nuri Paşa, askerî fabrikalarda temin edilemeyen 40 mm.lik uçaksavar topları için mermi ve tapa yaparak, özel sektör olarak Millî Harp Sanayiinin gelişmesine ve Türk Ordusu’nun ateş gücünün artırılmasına büyük katkı sağlamıştır.
Nuri Paşa, yeni silah, mermi ve tapa yapmasının yanında, mevcut olan mermilerin değiştirilmesi ile ıslah edilmesi işlemlerini de yapmıştır. 03 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan bir kararname ile 21 cm.lik kara topçu mermisi gövdesinden istifade edilerek, 3719 adet uçak bombasının yaptırılması; 20 Mayıs 1940 tarihinde çıkarılan kararname ile gemiler için lüzumlu olan 11.000 adet merminin alınması ve bir kısmının ıslahı Nuri Killigil Fabrikasına verilmiştir
Nuri Paşa, Millî Savunma Bakanlığı adına yaptığı işlerle ilgili olarak herhangi bir sıkıntıyla karşılaştığında, İkinci Dünya Savaşının da devam etmesi göz önüne alınarak Bakanlıktan destek ve kolaylık görmüştür. Millî Müdafaa Vekaleti, 31 Mayıs 1943’de 7,5/30 cm.lik Krupp sahra toplarına ait 60.000 şarapnelin mermiye çevrilmesi için Nuri Paşa’ya verilen 25 ton pirinç çubuğa ilave olarak 69 ton pirinç verilmesini uygun görmüştür. Ayrıca bu işlemle ilgili olarak, 05 Ağustos 1944 tarihinde çıkarılan başka bir kararnameyle Nuri Paşa’ya fiyat farkı verilmesine karar verilmiştir. 21 Ağustos 1941’de ise ordunun ihtiyacı olan 10.000 adet tabancanın Nuri Killigil fabrikasından alınmasına karar verilmiştir. 9 mm.lik tabancanın yapılmasında tamamen tasarım ve imalat Nuri Paşa ve Türk mühendislerine aittir. "Killigil Tabancası" olarak bilinen tabanca burada imal edilmiştir. İmal ettiği silah ve mühimmat Millî Müdafaa Vekâletine satıldığı gibi, yurt dışına da ihraç edilir. Silah ve mühimmat imaline ilave olarak İzmir'in Karaburun ilçesinde cıva madeni çıkarır. İç ve dış piyasada satar. Mısır, Pakistan, Suriye gibi ülkelere de silah, tapa ve mermi satılmaktadır.
Bu bir bakıma ileride Türk tipi bir piyade tüfeğinin yapılmasının da önünü açacak bir çalışmadır. Ancak 2 Mart 1949’da Sütlüce’deki Fabrikası’nda sebebi bilinmeyen bir nedenle meydana gelen patlama, Türk silah sanayisinde özel teşebbüs olarak yeni projelerin önünü kapatmıştır.
Patlamanın faili ve nedeni bulunamamıştır. Patlamanın bir sabotaj olduğu yönünde dönemin uluslararası siyasi gelişmeleri gözönüne alındığında dikkate değer değerlendirmeler yapılmaktadır. Nitekim Arap-İsrail savaşı ve İsrail’in tanınması öncesinde Nuri Killigil silahlarının Filistin’de kullanılması ve Türkiye’nin dış politikada bağımsız bir tutum sergileyememesi bu değerlendirmeleri dikkate değer kılmaktadır. O günün bir gazete haberinde ilginç bir de rastlantı vardır. Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası Müdür Yardımcısının Ankara’ya geldiği ve Türkiye’nin kalkınmasında öncelikle hedefin tarım olması yönünde telkini yer almaktadır. Yani Batı öncelikle ABD, Türkiye’nin sanayi alanında ilerlemesini istemediği çok açık bir şekilde görülmektedir.
Bu patlama ile birlikte fabrika yok olmuş ve patlamadan sonra yapılan aramalarda da birkaç parçalanmış eşyası dışında Nuri Killigil’in cesedi bulunamadığından öldüğüne karar verilmiştir. Ne yazık ki dönemin müftüsü cesedin bütün olmadığı gerekçesi ile cenaze namazının kılınamayacağına hükmetmesi üzüntüleri daha da artırmıştır. Hâlbuki patlamada ölen diğer 15 kişiye ait parçalanmış haldeki cenazelerin 7 Mart 1949 tarihinde Beyazıt Camiinde cenaze namazı kılınmış ve ardından Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği'ne gömülmüştür. Ayrıca bu onbeş kişiye ait cenazelerin arasında Nuri Killigil’in cenazesine ait parçaların da bulunma ihtimali yüksektir. Cenazenin daha sonra tespit edilen ana gövdesi ise annesinin mezarının yanı başındaki yerde 24 Mart 1949 tarihinde toprağa verilmiştir. Bununla birlikte fabrika şehitliği bakımsız haldedir. Bu durum Nuri Paşa’nın hatırasına karşı yapılan ikinci bir üzüntü kaynağıdır.
Sonuç olarak, sanayi gelişimini XIX. Yüzyıldan itibaren tamamlayan Batı, silah sanayini de aynı oranda geliştirmiş ve yayılmacı politikasının bir vasıtası olarak kullanmıştır. Bu yayılmacı politikalar karşısında sürekli bir savunma anlayışı içerisinde olan ve bunu öncelikle tedarik ettiği silah ve teçhizat ile modernize etmeye gayret ettiği ordusu ile engel olmaya çalışmıştır. Bu dönemde kısmi imalatlar gerçekleştirilse de topyekûn bir hale dönüşmemiştir. Fakat Nuri Killigil, hem Birinci Dünya Harbi hem de Türk İstiklal Harbi’nde bulunması nedeniyle edindiği tecrübeler sonucunda milli bir silah sanayinin gerekli olduğunun farkındadır. Bu bakımdan Türkiye’nin ilk yerli silah sanayi tasarımcısı ve imalatçısıdır. O Birinci Dünya Harbi ve Türk İstiklal Harbi’nde verdiği kutlu mücadelesini Türk silah sanayinin gelişimi için de vermiştir. Ruhu Şâd olsun…