GelişimErzurumYazı

ORTA ÇAĞ ERZURUM'UNDA AHİLİK TEŞKİLATI

Selçuklu Türkiye’sinin kuruluşundan XIII. asrın başlarına kadar olan hayatı gerek siyasi durumu ve gerekse iktisadi faaliyetleri bakımından, orta çağ Devletleri arasında önemli bir konuma sahip olduğu bilinmektedir. Bilhassa zamanın kısalığına rağmen büyük çoğunluğu göçebe olarak Anadolu’ya giren Türklerin şehirlere, kasabalara ve köylere yerleşerek ileri bir cemiyetin bütün müesseselerini yaratmakta ve onları idare etmekte gösterdikleri ustalık, akıllara hayret vermektedir. Geniş ölçüde ticari faaliyet dolayısıyla, büyük yollar boyunca vücuda getirilen kervansaraylar ve buraları idare edecek mükemmel müesseseler, kalabalık şehirler ve kasabalardaki sınai, ticari gelişmelerin yarattığı önemli miktarda ki esnaf, usta ve çırakların (işçi) meydana getirdikleri “ihvan” ve “fityat” yani “Ahilik” teşkilatı, çeşitli içtimai yardım müesseseleri, artık Anadolu’da diğer Türk kavimlerini hayli geride bırakmış, bütün kalkınma özellikleriyle kendisini diğer İslam sahalarından belirli sohbette ayrılmış bir devletin tarihi bir vakıa olarak varlığını bize kabul ettirmektedir. Şu hâlde insan cemiyetlerinin son sosyal gelişme merhalesi olan “kavmi hayattan” “millet hayatına” geçişini Türkler Anadolu’da süratle başarmışlardır. Mesela Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat (1220-1237) artık bir kavmin veya aşiretler topluluğunun değil, millet hayatını idrak etmiş olan Anadolu Türk halkının milli sultanıydı.
Anadolu Selçuklularında sosyal ve iktisadi refah XIII. yüzyıl başlarında I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) ve I. Alaeddin Keykubat zamanlarında zirveye ulaşmıştı. Bu yüzden XIII. yüzyıl Orta Çağ Avrupa yazarları Türkiye’yi “efsanevi zenginlikler diyarı” olarak göstermişlerdir.
Şüphesiz iktisadi refah sosyal refahı da beslemekteydi. Bunun için iktisadi güvenlik ve refahı arttırmaya yönelik yatırımlardan kaçınılmıyordu. Bu yatırımlardan kervansaraylar nasıl yolcuları parasız misafir ediyor ve besliyorsa ülkenin her tarafındaki imaretler misafirhaneler ve çeşitli adlar alan zaviyelerde bu tür sosyal hizmetler görüyorlardı. Ahi teşkilatı da ülkenin sanayi ve ticaret hayatını teşkilatlandırılması yanında etkin bir sosyal hizmet kurumu oluşturmuştu.
Türkistan’dan Anadolu’ya göç ederek yerleşen çok sayıdaki Türk esnaf ve sanatkara kolayca iş bulabilmek, yerli Bizans sanatkarları ile rekabet edebilmek; tutunabilmek için ürettikleri malların kalitesini korumak; üretim ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkarlarda sanat ahlakını yerleştirmek; Türk milletini ekonomik yönden bağımsız hale getirmek; ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardım etmek; ülkeye yapılacak olan yabancı saldırılarda devletin silahlı kuvvetlerinin yanında savaşmak, sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve göreneklerde milli heyecanı yaratıp ayakta tutmak gerekiyordu. İşte bu mecburiyet dini, ahlaki kuralları “futüvvetnağmeler”de mevcut olan bir esnaf ve sanatkârlar dayanışma ve kontrol kuruluşunun, yani ahiliğin kurulması sonucunu doğurdu.
Neşet Çağatay, ahiliğin yabancı bir teşkilat olmadığını, bilakis Türklerin biçimlendirip kendi mili damgalarını vurdukları bir teşkilat olarak kurulduğuna dikkat çekmektedir.
Ahi birliklerini Anadolu Türk toplumuna özgü bir sentez olarak el almak gerekir. Çünkü Türk kültürü bu birliklerde yer alarak özgün bir sentez oluşturmuştur. Ahiliğin Anadolu’da kökleşip yayılması şu sonuçları doğurmuştur:
1. Anadolu Türklerinin göçebe yaşamından yerleşik yaşama geçişini hızlandırmıştır.
2. XIII. yüzyıla kadar çoğunlukta yerli Müslüman olmayan halkın elinde bulunan sanat ve ticaret yaşamına Türklerin katılmaları ile bu alanlarda büyük kalkınma olmuştur.
3. Türk esnaf ve sanatkarları arkalarında sıkı iş birliği ve karşılıklı yardım ilişkilerini kurmuşlar ve iyi ahlak ilkelerini halka yaymışlardır. Ahiler Selçuklular ve İlhanlılar zamanında kurdukları “Ahi Birlikleri” ile iktisadi ve siyasi alanlarda yetkili oldukları gibi ülkedeki politik olaylara da yön vermişlerdir.
Türklüğe yücelik ve uzun ömürlülük kazandıran müesseselerin başında Ahilik gelmektedir. Ahiliğin dört umdesi; devletin gerçekten kurabildiği dört ortamda yani “adalet- emniyet-eğitim-hükümet”in bulunduğu ülkelerde yeşerip gelişmiştir. Keza bir ülkede devletin devletliliği yani; “akıl-ahlak-bilim-çalışma”nın işlerlik ve geçerliliği ile hayat bulmaktadır. Ahiliğin tarihte devletler kurdurup yaşatmasındaki özellikleri işte bu karşılıklı ilişkilerden (Ahilik-Devlet) kaynaklanmış olmalıdır.
1202 yılında Rükn-ed-Din Süleymanşah, Erzurum’u fethederek, bütün Saltuk ilini Anadolu Selçuklu hakimiyeti altına aldı. Erzurum, Anadolu Selçuklu hakimiyeti döneminde Anadolu refah seviyesi en yüksek ticaret merkezlerinden biri haline gelmişti.
Selçuklular zamanında Erzurum, doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yolları üzerinde bulunması şüphesiz hem şehORTA ÇAĞ ERZURUM'UNDA AHİLİK TEŞKİLATI** Prof. Dr. Erol KÜRKÇÜOĞLU* *Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi **Bu yazı 2007’de yayımlanmış olan “Ortaçağ’da Erzurum” isimli kitaptan iktibas edilmiştir. 2 GELİŞİM ERZURUM TEMMUZ 2021 3 rin iktisadi açıdan gelişmesine zemin hazırlamış hem de Ahi Teşkilatı vasıtasıyla üretimin çok yüksek olduğu bir şehir konumuna gelmiştir. Bu çağlarda Erzurum’da gerek ticaretle uğraşanların gerekse esnaf ve sanatkarların mesleklerini icra edebilmeleri için yeterli müesseseler mevcuttu.
Yalnız Erzurum’da değil, bütün Anadolu’da ilk Müslüman-Türk eserleri arasında yer alan Kale Mescidi, Tepsi Minare, Ulu Cami, Emir Saltuk Kümbeti ve benzeri abideler, Saltuklular Dönemi’nde şehrin ticari ve ekonomik durumu hakkında belli bir fikir vermektedir. Zaten Rükn-ed-Din Süleymanşah’ın Saltuklular’ı ortadan kaldırılmasında diğer faktörlerin yanı sıra şehrin önemli bir ticaret merkezi oluşunun payı büyüktü.
Claude Cahen’in belirttiği üzere Anadolu’daki ticari gelişmelerden en çok yararlanan Selçuk şehrinin Erzurum olduğu görülmektedir. Uzak Doğu’dan Avrupa'ya uzanan, İtalya ile Tebriz’i birleştiren uluslararası ticaret yolu hem Akdeniz hem Karadeniz üzerinden Erzurum’a uğramak zorundaydı. Tebriz’den gelen kervanlar ya Erzurum üzerinden Trabzon limanıyla Karadeniz’e veya yine Erzurum üzerinden Erzincan-Sivas yoluyla Ayas’tan (Yumurtalık) Akdeniz’e açılmaktaydı.
Selçuklu sanayi sistemi, Ahiler tarafından teşkilatlandırılmıştı. Şehir ahilerinin yani esnaf birliklerinin temelini deri işleyiciler (debbağlar) oluşturuyor idi. Deri ve dokuma sanayi birçok yan sanayi kollarıyla birlikte en önemli sanayi dallarıdır. Bu sanayinin ürünlerine dış pazarlarda yüksek bir talep olduğunu, pamuklu, yünlü, ipekli dokumalar, birçok çeşitleriyle dünya pazarlarında aranan mallardı. Selçuklularda en önemli ihraç mallarını dokunmaya gölleri ve oluşturmaktaydı. Erzurum’da dokunan halılar Avrupa ve İslam ülkelerini ihraç ediliyordu.
1236 yılında Erzurum'a gelerek şehirde bir süre ikamet eden Kazvinli Şems ed-Din Ömer, Erzurum hakkındaki fikir ve düşüncelerini şöyle nakletmekte idi: Ticaret yapmak amacıyla 1236 yılında Erzurum'a geldim. Burada bir süre ticaretle meşgul oldum. Şehrin ticaret yapmak için çok elverişli bir merkez olduğuna tanık olunca; kendi kendime bu şehirde oturmalısın, yüce cennetin kıskandığı bu yeri mesken tutmalısın diyerek hemen o gurbet ilini kendime yurt seçtim. Birçok vefalı dost edindim. Yolculuk defterini dürerek, güzellikleriyle dolu bu şehirde yaşamaya başladım. Geçimimi arzuladığım şekilde temin ederek uzun bir süre Erzurum'da ikamet ettim. Burada çok miktarda mala, kumaşa ve nimete sahip olarak zengin oldum.
1236 yılında Erzurum'a gelerek şehirde bir süre ikamet eden Kazvinli Şems ed-Din Ömer, Erzurum hakkındaki fikir ve düşüncelerini şöyle nakletmekte idi: Ticaret yapmak amacıyla 1236 yılında Erzurum'a geldim. Burada bir süre ticaretle meşgul oldum. Şehrin ticaret yapmak için çok elverişli bir merkez olduğuna tanık olunca; kendi kendime bu şehirde oturmalısın, yüce cennetin kıskandığı bu yeri mesken tutmalısın diyerek hemen o gurbet ilini kendime yurt seçtim. Birçok vefalı dost edindim. Yolculuk defterini dürerek, güzellikleriyle dolu bu şehirde yaşamaya başladım. Geçimimi arzuladığım şekilde temin ederek uzun bir süre Erzurum'da ikamet ettim. Burada çok miktarda mala, kumaşa ve nimete sahip olarak zengin oldum.
İlhanlılardan Olcayto Han zamanında Erzurum'da büyük bir Kervansaray daha yapılarak şehrin ticareti bir kat daha artırılmıştı Erzurum’un bu refah ve zenginlik içinde yaşaması birçok medeni müesseselerinde kurulmasına neden olmuştur. Şüphesiz şehrin ticari alanlardaki gelişmelerden dolayı kısa zamanda nüfusu yüz bine ulaşan kalabalık bir şehir konumuna yükselmişti.
Moğol egemenliği altında Anadolu Selçuklu sultanlarının vilayetlerde otoritesi iyice zayıflamış bulunuyordu. Bu yüzden, şehirlerde bazı kamu görevlilerinde özellikle güvenlik işlevinde, devletin temel fonksiyonlarını esnafın başı sayılan Ahi babaların üstlendiğini görmekteyiz. Şehir nüfusunun büyük kısmını esnaf ve lonca mensuplarının oluşturduğu ve bu halkın zaviyeleri etrafında örgütlenmiş bulunduğu düşünülürse, ahilerin gücü anlaşılmaktadır. Her büyükşehirde en nüfuslu ahi reisi, şehrin belediye başkanı veya emiri gibi hareket etmişlerdir
Orta çağ Erzurum'u çeşitli el sanatlarının gelişmiş olduğu bir şehir haline gelmiş, çok makbul bıçakçılık, kuyumculuk, Erzurum taşı denilen kara taştan yapılmış süs eşyaları, dericilik, dokumacılık ve bu arada ince yün dokumacılığı, bakırcılık bakımından Anadolu’nun en gelişmiş şehirlerinden birisi idi. Erzurum’da ahi teşkilatına bağlı 22 çeşit esnaf ve sanatkârlar sanatlarını icra ederek bu şehrin kalkınmasına hizmet etmişlerdir.
İktisadi faaliyette tekelci bir zümre teşkil eden esnaf ve sanatkârlar kendi aralarında “fütüvvet” denen dini-iktisadi bir birlik içinde birleşmiş olup üyelerin dernekteki yerleri yukarıdan aşağıya Ahi Baba-Ahiler-Yiğitbaşılar-Genç işçiler olarak sıralanmaktadır. Ahiler, üretim faaliyetleri yanında devlet ile esnaf arasındaki ilişkileri de düzenlenmekle yükümlü idi. Ücretlerin tayini, mal cinslerinin, standartlarının ve fiyatlarının tespiti de hep esnaf birliğine aitti.
Erzurum'da debbağlar şeyhinin esnaf üzerinde nüfuz ve icraatı mutlak bir surette idi. Sanatında sahtekarlık eden esnafın dükkânı kapattırılır, çürük ve hileli yaptığı iş ibret olmak üzere dükkânın kapısını üstüne çivilenerek teşvik edilirdi. Bu yüzden sanatkarların iyi yetişmesi, sağlam ve kaliteli malların üretilmesi, ahilerin denetimi sayesinde mümkün olmuştur.
Ahi Evran’ın neslinden gelen Ahiler, her yıl Erzurum’a gelerek Ahi Evran’ın Kırşehir’deki türbesinde bulunan kuyudan bir testi su getirerek, Mehdi Abbas’ın mescidi üzerinde yapılan caminin minaresine asarlar. Böylece şehirde sığırcık kuşlarının çoğalması ve bu yüzden Ahi Evran’ın duasının bereketiyle çekirge afatından şehrin korunması temin olunurdu. Ahi Evran’ın dostları her sene Erzurum'a gelişlerinde debbağlar tekkesinde Ahi reislerinin katılımı ile Abdurrahman Gazi Türbesindeki Sultan Sekisinde bir tören düzenlenir. Yenilen yemek sonrasında ustalığa terfi edenlere burada yapılan tören sonrası ustalık belgesi ve izni verilirdi.
Fas’ın Tanca şehrinden olan Arap Seyyahı İbn Battuta, 732/1332 yılında Anadolu’yu gezmeye başlar. İbn Battuta Anadolu’nun önemli merkezlerinden biri olan Erzurum hakkındaki izlenimlerini seyahatnamesinde şöyle nakletmektedir; Irak Hükümdarının hakimiyeti altında bulunan Erzurum, geniş bir coğrafi alana yayılmıştır. Ama iki Türkmen grubu (Akkoyunlu- Karakoyunlu) arasında baş gösteren uzun savaşlar yüzünden şehrin her tarafı harap hale gelmiştir. Erzurum’da “Ahiyetü’l-Fityan” 4 GELİŞİM ERZURUM TEMMUZ 2021 5 (Kardeş Yiğitler) adını verdiği bu zümrenin zaviyelerinden bahseden İbn Battuta Anadolu’da her Türkmen kasabasında, köyünde bunlara tesadüf edildiğini yazmaktadır. Ahilerin şehirlerine gelen yabancıları misafir etme, yiyeceklerini ve konaklayacakları yeri sağlama, onları eşkıyanın ve vurguncuların ellerinden kurtarma gibi konularda Ahilerin eşine dünyada rastlanmadığına, onlardan daha ahlaklı ve erdemlisini dünyada görmediğini yazmaktadır. İbn Battuta Anadolu’nun diğer şehirlerinde olduğu gibi Erzurum’da da ahi büyüklerinden ve bunların halk üzerinde kazandığı nüfuz ve itibardan bahsetmektedir. Erzurum’a geldiğinde şehirde Ahi Toman adlı 130 yaşındaki bir şahsa misafir olduğunu ifade etmektedir. Gerçekten de gerek toponomi tetkikatı gerek kitabeler ve mezar taşları, vakfiyeler, resmi kayıtlar, muhtelif tarihi kaynaklar bu teşkilatın Anadolu’nun her tarafına yayıldığını göstermektedir
Anadolu'da Ahi teşkilatının kuruluş amaçlarından biri de ilmi, çeşitli sanat alanında uygulamaya koyarak, toplumu bundan yararlanma ülküsünün pratiğe dönüşmesini sağlanmaktır. Ahi teşkilatı Anadolu’da tabiat ilimleri alanındaki çalışmaların ışığında kurulmuştur. Selçuklu zamanında Ahilik, bilimsel bir temele dayanmakta ve bilimin verilerinden pratik hayatta yararlanmayı esas almıştır.
Ahilik İslam inancıyla, Türk örf ve adetlerini kaynaştıran bir düşüncedir. Bu düşünce sisteminde, insanın bütün olarak ele alındığı bu anlayış, Ahiliğin, eğitim faaliyetlerinin de hâkim unsurudur. Ahiliye girebilmek için az çok o çağın şartları gereği modern eğitim almaları ve bilgi donanımına sahip olmaları gerekiyordu.
Türk insanı Malazgirt savaşı sonrası Erzurum’u fethetmekle yetinmemiş, fetih sonrası Erzurum’u tarihi, kültürü, medeniyeti, insanı ve Türk kimliği ile kısa sürede Türk vatanı haline getirmiştir. Saltuklular, Anadolu Selçukluları ve İlhanlılar zamanında ticaret yolları kavşağında kalan bu şehir, kısa zamanda bir ilim ve kültür merkezi haline getirilmiştir. Anadolu Selçuklularının kısa süren hakimiyetleri devrinde 1200- 1242 yılları arasında ve İlhanlılar devrinde (Moğollar dönemi dahil) 1242-1236 yılları arasında yapılan Çifte Minare (Hatuniye), Yakutiye, Ahmediye ve Sultaniye medreseleri devirlerinin birer fakülteleri idi. Bu medreseler dini, sosyal ve fen bilimleri sahalarında, çağın gelişmeleri ışığında eğitim ve öğretim hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Şüphesiz devrin en modern eğitim kurumlarının Erzurum’daki varlığı, Ahilik teşkilatının kurulması ve gelişmesini sağlamış ve bölgesinin iktisadi kalkınmasına önemli bir katkıda bulunmuştur. Çünkü Ahi Teşkilatına girebilmek, herhangi bir esnaf birliği içinde yer alabilmek için o kişinin belli bir eğitim alması gerekiyordu. Gerçekten de Erzurum’da Ahi teşkilatı ile eğitim kurumları birbirlerini destekleyerek ve tamamlayarak bölgenin kalkınması ve iktisadi gelişmesine önayak olmuşlardır. Orta Çağ Erzurum’unda Ahilik teşkilatının çok ileri seviyede olması ve bölgenin siyasi, iktisadi, kültürel gelişmesinde bu teşkilatın üstlendiği misyonun temel dayanağı Erzurum’un jeostratejik konumundan dolayı önemli ticaret yolları üzerinde yer alması, Selçuklular ve İlhanlılar döneminde Erzurum’un bir ilim ve kültür merkezi olmasından kaynaklanmaktadır.
Türk Ahiliği, Ahi Evran’dan beri mensup olduğu devletin varlığının yegâne teminatı olmuş, Türk Devletinin ebed-müddet yaşaması gibi kutsal bir mücadelenin de içerisinde yer almıştır.
Türk Ahiliği, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetleri dönemlerinde gittiği ülkelere uygarlıklar götüren, üç kıt’ada sevgi-acıma-bağışlama tohumları eken, hak ve adaletin bayrağını yükselten; emek-sermaye ahengi kuran; güçlü devletler kurup sosyal adalet ve barışı sağlayan, bin yıllık Anadolu’daki Türk varlığının tarihi süreci içinde Müslüman-Türk esnaflığında kendini bulmuştur.

Prof. Dr. Erol KÜRKÇÜOĞLU