Palandöken sadece dağ değildir. Efsaneleri, hikâyeleri, masalları ile tarihin derinliklerinden günümüze ışık tutan kültürel coğrafyadır. Yüz yıllar içinde neler yaşamış, neler görmüş, neler üretmiş... Doğudan gelen kavimler, doğudan gelen orduları hep karşılayan olmuştur. Onun için şair;
"Palandöken yüce dağ
Altı mor sümbüllü bağ
Seni vermem ellere
Niceçi bu canım sağ"
derken Aslı'sının peşine düşen Kerem'de Deveboynu'ndan geçerken kara, tipiye yakalanır ve
"Erzurum'un gediyine
varanda
Onda gördüm bürem bürem
gar gelir
Lele dedi; Gel, bu yoldan
gayıdag,
Dedim; Lele, gayretime ar
gelir"
Aşıkların sazında söze dökülürken Tarih canını bu topraklar için sebil gibi akıtan Türk Milletinin olduğunu göstermiştir. Milattan önce 3000'lerde Oğuz boyları buraları yurt edinmişler. Savaşmışlar, barışmışlar... Din değiştirmişler, ibadethaneler inşa etmişlerdir. Sakalar, İskitler, Kıpçaklar ve Oğuzlar hep buraları kendilerine yurt edinmişler.
Palandökenler; Pasin ovasının batı ucunda başlayıp Çat-Karlı Ova istikametinde giden sıradağlar topluluğudur. Hamam Deresi ile Topdağı'ndan ayrılır. Deveboynu şeklini almıştır, doğusu Erzurum'dan çıkan kara yolu Paşa Pınarı, Hamam dersi ile devam ederken Uzun Ahmet köyünden dönerek Tekman'a doğru yol alabilirsiniz veya Hasankale'ye gidebilirsiniz.
Tarih buradan şekillenmeye başlar. Osmanlı- Rus Savaşının cereyan ettiği yerlerin başında İlave Tabya, Uzun Ahmet, Ağzı Kesik, Gez tabyaları ile devam eder Ejder Tepesinin batısında yaklaşık 3000 metrede Büyük ve Küçük Palandöken tabyalarıyla şehrin savunması yapılır...
Tekman tarafından veya Erzurum tarafından dağa çıkarsanız zirvelerde bütün tarihsel ihtişamıyla, Türk işçisinin el emeği, göz nuru ile yaptığı tabyalarla karşılaşırsınız. Gittiğiniz mevsimlere göre her tonda çiçek sizi karşılar. Yazın çiçeklerle süslenen Palandöken tabyaları kışın beyaz örtüsüne bürünür. Güney ve doğu cephesinden baktığınızda toprak yığınları, kuzey ve batı cephesinden baktığınızda kesme siyah taştan yapılmış anıtsal bir yapıyla karşılaşırsınız. Bir elin parmakları gibi toprağa yerleşmiş, eyvan yapılı, taş avlulu, parmaklar gibi dağın çeşitli noktalarına doğru uzanan dehlizler ve nakışlı kemerler sizi yüz yıl ötesine taşır. Loş dehlizlerde, boş avlularda, mazgallarda geçen zaman ve tarih... Gözlerinizi yakan bir küf kokusu, sessizlik ise kulaklarımızın dinlendiği tenimize dokunan ince bir serinlik… Sükûta dokunmanın, zamanı hissetmenin karmaşık girift hissiyatı içinde dudaklarımızda dualar, gözlerde yaşlar, bir rüyayı yaşarsınız. Birden şairin mısraları aklımıza gelir:
"Ağaçlarda tek tük sarı
yapraklar
Yaz desem, bir tuhaf... Güz
desem değil!
Sonra Palandöken... Sanki
Kafdağı
Gönül duman duman, köz
desem değil!
Şu kesme taşlara yaslanmış
asker
Kim bilir kaç sabah ufka
bakıp da
Köyünde yarını, ceddini
anmış..."
Evet 2. Abdülhamit döneminde yapılan bu tabyalar sanki bize dünü unutmayın yarını hatırlayın dercesine bizim uzaklaşmamızı seyrederken 1938 sonrasında bugünkü Palandöken kayak tesislerinin karşısında yapılmış beton koruganlar ile misafirlerini karşılar. Kalınlığı 2 metreye varan koruganlar muhtemel bir dünya savaşına göre yapılmış ve şükürler olsun ki ihtiyaç duyulmamıştı.
Palandökenlerin Tekman tarafında Evliya Çelebinin anlattığına göre Belam Baura'nın mezarı vardır. Hz. Musa'nın vezirlerinden olduğu rivayet edilen ilmi son derece ileri seviyede bulunan Belam yaptığı hatalar yüzünden kaçar ve Palandökenlerin güney yamaçlarında ölür. Mezarın olduğu yerlerde biten otları hayvanlar bile yemez... Hal böyle iken etrafa yayılan pis kokuda burunlarda acı kokulara sebep olmaktadır. Ancak yine de şairin mısraları bu kokuyu siler atar.
"Gün karla uyur, karla uyanır
Palandökende
Yıldızsız dünyada tane tane
kar ışıldan.
Ve Palandöken, tarihe
sokulmuş hançer
Senin yanında Allaha dua
başkalaşır.
Açılan avuçlara tane tane kar
yağar".
İşte bu kar tanelerini uzayın derinliklerini izlemek, gözlemek için yapılan Atatürk Üniversitesi tarafından Uzay bilimlerine çok katkı sağlayacak gözlem evi artık Palandökenlerin zenginliği olacak.
Dağın Kuzey yüzünde ise Sahabe olduğu rivayet edilen Abdurrahman Gazi hazretlerinin kabri çok önemli gezi ve seyir mevkidir. Hz. Osman Rh. Döneminde İslam orduları Erzurum'a gelir. Bizanslılarla Müslümanlar savaşa tutuşur. İşte o savaşta bulunan Abdurrahman Gazi rivayete göre şehit olur ve bulunduğu yere defnedilir. Adına Osmanlılar döneminde zaviye kurulur ve zaviyadar olarak İbrahim Hakkı Hazretleri getirilir. Yaz kış ziyaret edilen alan sadece Erzurumlular için değil tüm Türkiye'de önemli bir ziyaret yeri olarak bilinir.
Palandöken aynı zamanda efsanelerle anılır ki bunlardan birde "Ejderha" dır. Abdurrahman Gazi Türbesinin üstünde "Sultan Sekisi" adlı bir yer vardır. Bu yer Erzurum kültür hayatı için önemlidir. 1960 öncesi Ahi geleneği gereği şed bağlayacak ustalık beratını alacak kalfalar Kırşehir'den gelen Ahi pirlerinin eşliğinde davul-zurna çalınarak önce yemekler pişer, afiyetle yenir sonra dualar ile ustalar kalfalarının peştamalını bağlar şed kuşatır ve kalfa ustanın eli öperek beratını heyet huzurundalardı. İşte Sultan Sekisinin doğu tarafında uzaktan bakılınca Ejderhayı andıran taş yığınının görürsünüz. Çok eski tarihlerde hava bulutlanmış bulutların içinde bir ejderhan çıkarak halkın içme suyu kaynağı olan Paşapınarı'nın önünü keser... Su almaya gelenleri yutar, şehir susuz kalır. Hiç günah işlememiş bir derviş bulunur ve onun okuduğu dua sonrasında ejderha taş kesilir böylece şehir kurtulmuş olur. İşte palandökenler böyle efsaneleri bağrında taşıyarak günümüze gelmişlerdir.
Palandökenlerin kuzey yamacında 16 yüzyılda yaşamış "Binbir Hatim" geleneğini başlatmış Pir Ali Baba türbesi de buradadır. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşayan ve sahip olduğu değirmenlerin gelirlerini Kur’an-ı Kerim Okuyacak hafızlara vakfetmiş böylece Palandöken dağının bir değerini de bizlere hatıra bırakmıştı.
"Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar"
Şöyle garip bencileyin” mısraları Palandöken eteklerinde metfun bulunan Yunus Emre, Tapduk Baba'ya da ev sahipliği yapar. Dağın kuzey yamaçlarında Dutçu (Tuzcu) köyü mezarlığında medfun bulunan bu iki kişiye ait mezarlar şehrin gönül dünyasındaki yerini bizlere hatırlatır.
Sonbaharda başlayan kar yağışları dağa ayrı bir güzellik büyük bir zenginlik kazandırır. Kar derinliği iki metre, üç metreye ulaşır. Bu karlar zamanla buzula dönüşür, yazın en sıcak anlarında bile Erzurumun buz ihtiyacını karşılardı. Buzdolapları yoktu. İnsanlar serinlenmek dudaklarını ıslatmak istediğinde Temmuz, Ağustos aylarında gece yarısında eşek kervanıyla dağın tepelerine, derin vadilerine gidip buzları kesip teneke kaplara yerleştirip şehre getirip satan insanlar vardı. Bu özellik iklim değişikliklerine ve şehrin dağ eteklerine kadar uzamasıyla sıcaklık değişimine sebep oldu. Bunun neticesinde 1970 sonrasında artık buzullar eridi…. Ekonomik değeri de sonlanmış oldu.
Özellikle 1970 sonrası yaygınlaşan kayak yapma arzusu Palandökenlere ayrı bir imaj kazandırmış, dünyanın en uzun kayak pistleri yapılmış, modern beş yıldızlı otelleriyle bir dünya markasına dönüşmüştür. Şimdilerde binlerce kayak seveni ağırlayan Palandökenler yarının dünyasında yıldız olmayı sürdürecektir.
Hayat suyla başlar. Susuz hayat olamayacağı kesin olduğuna göre Palandöken dağında biriken karlar bahar aylarında eriyerek bir taraftan yer altı suları, gözeleri oluşturup dağ yamaçlarından aşağıya doğru akarken dereler birikerek Erzurum ovasına hayat verirdi. Ejder tepesinden aşağıya doğru akan sular şehrin içinde değirmenleri çalıştırmakta TEMMUZ 2021 21 ekonomik kaynağa dönüşmekteydi. Çeşmeler insanlara hayat verirken Boğaz mevkiinden gelen sular şehre hayat verirdi.
Konaklı mevkii başka bir güzellikti. Muazzam yapısı doğal görünüşü su kaynakları ile şöhret olmuştu. Özellikle Kevgiri köyünde çıkan meşhur su halk inanışlarına etki etmiş şifa dağıtan bir menba dönüşmüştü. İnsanlar, yaz kış bu sudan faydalanmak için pek çok zorluğu göze alır gerçekten doğal zahmetlere karışı kalırlardı.
Palandöken dağının güney yüzünde muhteşem bir su kaynağının çıktığına tarih şahitlik ederdi. Bu su Madrek suyu idi. Bir ara şehrin içme suyunu karşılamak için projeler yapılmıştı.
Palandöken dağ olmaktan çok yayla özelliği gösterir. Önemli bitki örtüsü, su kaynaklarının bolluğu, yazın serin havası özellikle küçük ve büyük baş hayvanların otlatıldığı bir mekâna dönüşür. Baharla birlikte yüzbinlerce küçük ve büyük baş sürüleri yaylalara can verirken şehre, bölgeye ve ülkeye önemli bir üretim kaynağı olmayı sürdürür. Et, süt, yağ, peynir buradan ülkenin her yerine satılır. Böylece şehre bir istihdam alanı, bir üretim merkezi olma özelliği insanların geçim kaynağına dönüşür.
Sonuç olarak Palandökenler doğal bir savunma kalesi, endemik bitkilere sahip, efsanelere konu olan, hikayelerle süslenmiş, mesire alanları ile günde binlerce insanı ağırlayan kültürel bir dağdır. Palandökenler ekonomik kayna, tatlı suların membaı, celeplerin otlağıdır.
Necip Fazıl Kısa Küreğin
mısralarında şiire dönüşür.
Bir gün Palandöken dağından
geçtim
Artık son ışıklar sönÜp
çakarken,
Tâ uzakta eski bir hanı seçtim
Yolcular önünde ateş
yakarken.
******
Kat kat bulutları başımla
deldim
Çıktım, çıktım, en dik yerime
geldim;
Birdenbire bir kuş gibi
yükseldim
Başımı kaldırıp göğe
bakarken.