GelişimErzurumYazı

PALANDÖKEN VE KAYAK

Erzurum’da Kurulan İlk Kayak Ekibi Türkiye’de modern kayakçılığın başlaması I. Dünya Savaşı’na denk düşer ve ilk kayak faaliyetleri Erzurum’da başlamıştır. Dolayısıyla modern kayakçılığın temeli burada atılmıştır. Bu önemli gelişme, savaşın başlamasının hemen ardından Genelkurmay Başkanı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın emriyle Ruslara karşı girişilen Sarıkamış Harekatı’nın hemen sonrasında gerçekleşmiştir. Şiddetli bir kış mevsiminde ve hazırlıksız bir şekilde başlatılan bu harekât sırasında, yüksek ve karlı dağlar, ordunun hareket kabiliyetini ve haberleşme olanaklarını azaltmış, sonuçta binlerce asker donarak şehit olmuştu. Diğer taraftan, Rus ordusu bünyesindeki kayaklı kıtaların, karlı zeminde süratle hareket ederek Türk birliklerine ani baskınlar yapması, Türk Ordusu’nda da benzer teşkilatın kurulmasını gündeme getirmişti. Aslında bu felaketten daha önce, sonradan Üçüncü Ordu Komutanı olan Hafız Hakkı Paşa, Avusturya’da ataşelik yaparken, askeri manevralarda kayakçılığın faydalarını görmüş, Kafkas Cephesi’nde de, karlı bir zeminde en seri bir şekilde hareket imkanı veren kayak teşkilatının kurulmasını istemişti. Böylece, 1915 yılı başlarında Avusturya’dan getirtilen uzman elemanlar eşliğinde Erzurum’da modern kayakçılığa başlandı.
Kiremitlik Tabyası’ndaki Koğuş Belirtilen tarihte Erzurum’da yedek subay olarak bulunan mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’nun anılarında, Erzurum’da ve dolayısıyla Türkiye’de modern kayakçığın nasıl başladığı ayrıntılarıyla anlatılır. 10 Mart 1915’te Erzurum’a gelmiş olan Arif Hikmet Bey, Enver Paşa’dan gelen telgrafta Erzurum’da kayak teşkilatı yapılmasının emredildiğini ve bunun üzerine kendisi ile birlikte Erzurumlu Cevat Dursunoğlu’na teşkilatı kurma görevinin verildiğini belirtmektedir. Bu iki yedek subay, savaş öncesinde sporla meşgul olmaları ve yabancı dil bilmeleri yüzünden seçilmişti. Avusturya’dan kayak hocaları gelmeden önce, gerekli malzemeyi temin edecek ve kayak faaliyetleri için uygun bir yer ayarlayacaklardı.
Bu önemli işe memur edilen Koyunoğlu ve Dursunoğlu, önce Menzil Müfettişi Fuat Bey’e giderek, kayak için gereken malzemeleri belirten bir liste sundular. Bu arada kayak öğrenecek erler için Kiremitlik Tabyası civarında bir koğuş hazırlandı. Burası şehrin hemen güneyinde bulunan meyilli bir arazi idi ve o mevsimde bölgede bolca kar bulunuyordu. Görüldüğü üzere Erzurum’da ilk kayak faaliyetlerinin başladığı yer, Kiremitlik Tabya’nın bulunduğu küçük bir tepe idi.
Kayak takımını eğitecek olan Avusturyalı hocalar için Kavak Kapısı’nda bir ev hazırlanmıştı. Kayak teşkilatı için, askeri talimgahlardan imtihan ve sıhhi muayene ile kayağa elverişli 80 er seçildi. Bunlar bir bölük halinde hazırlandı. Bölüğün idaresi için Arif Sofya isminde bir teğmen görevlendirildi. Bu hazırlıklar henüz bitmişti ki, 18 Mart 1915’te Avusturyalı kayak hocaları Erzurum’a geldi. Bunlar tabii bilimler doktoru Binbaşı Viktor Pitschmann, pedagoji doktoru Yüzbaşı Otto Hübner, makine mühendisi Yüzbaşı Albert Bildstein ve maden mühendisi Yüzbaşı İpen idi. Bu subayların hepsi kendi alanlarında tanınmış bilim adamları olduğu gibi, Tirol’deki kayakçılık okulunun en önemli elemanları idi.
Erzurum’da kurulan bu ilk kayak teşkilatı için 250 çift Zdarsky sistemi kayak, teferruat ve potinler temin edilmişti. Kayak malzemelerinin de teminiyle birlikte, Avusturyalı hocalar nezaretinde Kiremitlik Tabyası civarında talimlere başlandı. Bir taraftan talimler yapılırken, diğer taraftan akşamları koğuşta kayakla ilgili önemli konularda erlere bilgi veriliyordu. Kayak ve kayakçılık, malzemeler, bunların seçilmesi ve kullanılması hakkında uygulamalı dersler yapılıyordu.
Palandöken’deki İlk Çalışmalar Kiremitlik’teki ilk kayak çalışmaları 20 gün devam edip, erlerin kayak sporuna alışmasından sonra, dokuz ay boyunca karla kaplı olan şehrin güneyindeki Palandöken Dağlarına gidilerek, 3.000 rakımda çadırlar kuruldu. Bundan sonraki kayak faaliyetleri Palandöken Dağları’nın eteklerinde yürütülecekti. Şiddetli bir kışın yaşandığı ve sıcaklığın sıfırın altında 40’ları bulduğu dağdaki kayak talimleri, hem erler hem de Türk yedek subayları açısından son derece faydalı oldu. Bir taraftan kayak sporuyla uğraşan Koyunoğlu aynı zamanda mümkün olduğu kadar fotoğraf da çekerek, yapılan çalışmaları bir bakıma belgeliyordu.
Avusturyalı kayak hocaları Türk talebelerini sıkı bir surette çalıştırıyor, geceleri bile yürüyüşler yaptırıyorlardı. Bu kayak çalışmaları iki sistem üzerine yapılıyordu: Avusturyalıların sarp arazi için uyguladıkları tek bastonlu Zdarsky sistemi ve çift bastonlu İsveç sistemi. Türk subay ve erler kayakçılıkta ilerledikçe, kayakta silah atışları, çığ düşmüş ve engelli arazide, uçurum kenarlarında eğitime devam ediyorlardı.
Kiremitlik’teki 20 günlük ilk talimlerin ardından, Palandöken Dağları’nda üç ay süren geceli gündüzlü sıkı eğitim, Türk erlerini ve başlarındaki subayları kayak konusunda belirli bir aşamaya getirmişti. Avusturya’dan gelen kayak hocaları, Türk subaylarının artık kayak hocalığı yapabileceklerine kanaat getirmiş ve bu doğrultuda raporlarını hazırlamışlardı. Bunun üzerine yerlerini Koyunoğlu ve arkadaşlarına bırakarak memleketlerine döndüler.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Bölgelerarası Yarışların Başlaması 1936’da Türk ekibinin katıldığı ilk olimpiyat tecrübesinden sonra, yaklaşık üç yıl boyunca Türkiye’de resmi ve kapsamlı bir kayak yarışması yapılmadığını görüyoruz. Bu bekleme döneminden sonra ise, öncelikle bölgeler arasında teşvik mahiyetinde yarışlar yapılmaya başlanmıştır. Şubat 1939’da Uludağ’da birçok bölgeden gelen kayakçıların katılımıyla yapılan müsabakalarda Ankara, Bursa ve İstanbul kayakçıları çeşitli dallarda ilk üç sırayı aldı. Türkiye’deki ilk resmi kayak birincilikleri de Şubat 1939’da Ankara’da yapıldı. Erzurum kayakçıları muhtemelen bu iki yarışmaya da katılmamıştı. Nitekim aynı tarihlerde, yani Şubat 1939’da Erzurum’da da ilk bölgeler arası yarış düzenlenmişti.
Bu tarihlerde Erzurum’da tescilli tek bir spor kulübü olduğundan, il bazında düzenli yarışmalar yapılamıyordu. Yapılanlar ise bir şenlik havasında yapılan teşvik ve deneme yarışlarından öteye gidemiyordu. Şubat 1939’a gelindiğinde bu tür basit yarışların ötesinde, Bursa ve Ankara’da olduğu gibi, bölgeler arası bir yarışma düzenlendi. Bu tarihte doğu bölgesinde kayak çalışmalarının belli bir seviyeye geldiği yerler Erzurum ve Bayburt idi. 26 Şubat 1939’da Gümüşhane/Bayburt kayakçıları ile Erzurumlu kayakçılar arasında Toparlak Köyü yolu ile Toprak Tabya arasında ve Palandöken sırtlarında müsabaka yapıldı. Yarış Koşu Çayırı arkasında Toparlak Yolu üzerindeki bir tepecikten başlatılmış, takriben 500 metrelik bir inişten sonra dört dere aşılarak Abdurrahman Gazi Türbesi istikametinde 3.5 km. kadar meyilli bir çıkış takip edilmiş, buradan Türbe önüne inilerek Türbe Deresi geçildikten sonra Palandöken eteklerine doğru az meyilli bir çıkışla Gavurboğan Deresi’nin girişine varılmış, buradan Gavurboğan Deresi takip edilerek şehre girilmişti. Şehirde kar bulunmadığı için, müsabaka şehir girişinde Gavurboğan Mahallesi’nin üst tarafında Toprak Tabya önünde son bulmuştu.
Kayağın Ön Plana Çıkması 1939 yılına gelindiğinde, Beden Terbiyesi Bölge Başkanlığı ve Halkevi’nin gayretleriyle, kayak alanında yeni faaliyetlere girişildiği görülmektedir. Nitekim 1939 yılında Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü bünyesinde “Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu” oluşturulmuş ve bu tarihten itibaren önemli bir kayak merkezi olan Erzurum’a daha fazla önem verilmeye başlanmıştır.
Aslına bakılırsa, Halkevi Spor Şubesi ilk yıllarında futbola önem vermiş, daha sonra ciritle ilgilenmiş, aynı zamanda küçük çaplı güreş müsabakaları düzenlemiştir. 1940’ların başında ise bölgenin iklim şartlarına ve halkın günlük yaşantısına son derece uygun olan kayak sporuna bir yöneliş olmuştur. Belirtilen tarihlerde Halkevi bünyesinde kayak grupları oluşturulmuştur. Bu nedenle, Erzurum’daki kayak faaliyetlerinin 1940’ların başında artış gösterdiğini söylemek mümkündür.
20 Şubat 1942 tarihinde Halkevinde sporcu gençler tarafından bir toplantı yapılmış ve 1941-42 kış döneminde yapılan kayak müsabakalarında dereceye girenlere ödülleri dağıtılmıştır. 4.000 metrelik Atatürk Koşusu, şark bölgeler arası 12 km. mukavemet ve 2 km. kayak iniş müsabakalarında dereceye girenlere mükâfatlar verilmiştir. 1942’de mevcut 47 çift kayak ve 43 çift ayakkabı ile ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü öğretmenlerinin yardımıyla çalışmalar devam etmiş, 15’er kişilik kafilelerle Palandöken ve Topdağı eteklerinde kayak gezileri tertip edilmiştir.
1930’ların sonlarına doğru kayak sporu devletin kontrolünde yeniden ele alınırken, karşılaşılan sorunlardan birisi, bu sporun yapılabilmesi için uygun alanların ve tesislerin bulunmayışı idi. Erzurum’da kayak sporuna yeni başlayanların Palandöken gibi uzak mıntıkalara gitmeleri zor olduğundan, örneğin şehrin alt kısmındaki İstanbul Kapısı civarında kayak eğitimi yapılıyordu. Bu tarihte kayakevinin, diğer spor tesisleriyle birlikte aynı bölgede; İnönü İlkokulu’nun karşısında yapılması düşünülüyordu. Bu konuda değişik fikirler de ortaya çıkmaya başlamıştı. Örneğin Erzurum Gücü Başkanı İhsan Yavuzer kayakevinin, şehrin alt kısmında yapılması düşünülen stadyumun yanında değilde, gelecekte kayak sporunun icra edileceği Palandöken’de yapılmasının daha muvafık olacağını belirtmişti.
Bu dönemde Erzurum’da sırf kayak için yapılmış tesisler bulunmadığından, mevcut bazı binalardan ve alanlardan faydalanma yoluna gidilmişti. Halka yönelik kayak çalışmalarında daha ziyade şehir içindeki ve çevresindeki alanlar kullanılırken, profesyonel kayakçılar yetiştirmek için, Palandöken gibi şehrin dışında ve uzağındaki alanlar tercih ediliyordu. 1939 yılında kayak çalışmalarını yakından takip eden Erzurum Vali Vekili Hilmi Balcı, kayak sporuna müsait olan Abdurrahman Gazi bölgesinde modern bir sığınak evi yapılması yönünde çalışmalar yapmıştı.
1940’ların ortalarında Abdurrahman Gazi Türbesi yakınında bir kayak oteli yapılması planlanmıştı. Anladığımız kadarıyla, önceleri, bugünkü kayak tesislerin bulunduğu Hınıs Boğazı veya Aşağı Boğaz mevkiinde değil de, Abdurrahman Gazi’de tesis yapılması düşünülmüştü. Türbe yanında yalnız duvarları mevcut iki odanın bölge başkanlığı tarafından kullanılabilir bir hale getirilmesi planlanmıştı. Bu konu Erzurum’da inceleme yapan Federasyon Başkanı tarafından çok uygun görülmüş; tekkenin mütevellisi, bu odaları kayakçı gençlerin hizmetine vermekten mutluluk duyacaklarını belirtmişti. Bunun üzerine 11 Eylül 1947 tarihli Bölge İstişare Kurulu’nda bu odaların tamiri için keşfin yapılması ve tekke mütevellisinden, bunları bölgenin istifadesine verdiğine dair noter senedinin alınmasına karar verildi. Böylece 1948 yılına gelindiğinde türbe yakınındaki iki oda, kayak faaliyetlerinde kullanılmak üzere hazırlanmıştı. Aynı günlerde, yapılması planlanan otel için Ankara’dan getirilen planın keşfi Bayındırlık Müdürlüğü tarafından yapılmaya başlanmıştı. Bu teşebbüsten bir sonuç çıkmadığı anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Murat KÜÇÜKUĞURLU