GelişimErzurumYazı

3 TEMMUZ

Her başarının, her milli günün, her kıymetin ardında olduğu gibi bunun da arkasında “1938”in büyük ziyası bir dağ tepesi gibi görünüyor.
Bu tarihten önce kınından sıyrılmış bir kılıç gibi tek başına Anadolu yollarına düşmüş, yalın bir adam görüyoruz. Kafası bir millet derdini taşıdığı halde dik, omuzları iki apoleti taşıyamayacak kadar çöküktür. Çünkü birinde imanının taze heyecanını, öbüründe çürümüş bir realitenin inkârını taşıyor. Bu yalın adam henüz bir “fikir” ve bir karardır. Yolları ve günlerin ötesinde “fiil” olmak istiyor ve biliyor ki ferdi liyakatler, ferdi kabiliyet ve heyecanlar büyük ve tarihsel toplulukların büyük olaylar içerisinde kendini gösteren ve adına “Milli Vicdan” denilen bir “Tur tecellisi” ne ermedikçe, eser vermesine imkân yoktur. O bunu arıyor ve her yönden gelen seslere kulak veriyor. En kuvvetli ses “Doğu”nundur, ona koşuyor.
Çağıranla, çağırılanın Palandöken eteklerindeki vuslatına “Erzurum Kongresi” adını verir. Çünkü fikir tam fiil haline burada geçer, yaman güne düşmüş bir milletin davası burada mayalanır. Çünkü burada her şey hazırdır; mukaddesinde çileyi mukaddesleştiren bir şehrin çocukları bu en büyük çileden kurtulmanın ateşini daha önceden hazırladıkları “Erzurum Kongresi”nin buhurdanında yakmaya başlamışlardır. Parıltıları Doğu Anadolu’nun her tepesine ve her çukuruna vurdukça ümit yıldızları yaratan bu ateşi, bir güneş haline getirecek baş eksiktir. Onu bekliyorlar. 3 Temmuz akşamı Erzurum ufuklarının güzel renkleri genç bir general başının mürtesemi görünür ki; ona bugün dünya hafızası “MUSTAFA KEMAL” diyor.
Erzurum’un harap evlerinin kırık iskemleli toplantı salonlarında çok defa mum ve petrol lambalarının ışığında, gecelere kadar süren büyük ihtilal tam manasıyla o günlerde hazırlanmaya başlar.
Musaraaya hazırlanan bir pehlivanın soyunması gibi ilk iş olarak da genç general omuzlarını çökerten apoletleri koparır ve “aranızda bir ferdi millet gibi çalışacağım” der.
O günden sonradır ki; kafadaki millet derdi, konuşma olur, beyanname olur, tehdit olur, isyan olur, bayrak olur ve nihayet bugünlerin dünü olur. Kendini anlamadığı için hükümetine başkaldıran millet, hükümlerinde biraz kilise günlüğü ve biraz da Ortaçağ hıncı kokan galiplerine meydan okur.
Her zaman sınır başında vazife alan Erzurumlular bu hareketleriyle “3 Temmuz” da yeni tarih başında vazife almış olurlar.

İsimsiz