GelişimErzurumYazı

KALKINMA KAVRAMINA KISA BİR BAKIŞ

Bir ülkede üretimin yani teknik ifadesiyle Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın (GSYİH) kişi başına düşen miktarının artmasına iktisadi büyüme ya da büyüme; büyüme ile beraber sosyal göstergelerin iyileşmesine ise iktisadi kalkınma ya da kalkınma denilmektedir. Kalkınma kavramı günümüzde gelişme ile de eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Büyüme ve kalkınma hedefi her ülkenin temel hedefleri arasında ilk sırayı almaktadır. Ülkeler arasında büyüme ve kalkınma konusunda rekabet yaşanmakta her ülke dünya hasılasından daha fazla pay almayı hedeflemektedir. Bu hedef ülkemiz için de büyük önem taşımaktadır. Geçmişten günümüze ülkemizi yöneten siyasi ve bürokratik kadrolar bu hedef doğrultusunda çabalar sarf etmişlerdir. Büyüme ve konumuz açısından daha kapsamlı olan kalkınma açısından konuyu ele alırken önce kalkınmanın tarihine ve kalkınmanın içeriğine değinmek yararlı olacaktır.
Kalkınma konusuna geçmeden önce Sanayi Devrimi’nin bilinmesi ve Sanayi Devrimi’nin etkilerinin anlaşılması önemlidir. İnsanlık tarihinde dönem açan ve kapatan birtakım olaylar vardır. Bu olayların büyük çoğunluğu savaşların ve askeri harekatların sonucunda ortaya çıkmıştır. Ancak sanayi devrimi bundan müstesna olup etkileri bakımından da çok güçlü bir harekettir. O kadar güçlü bir harekettir ki günümüzdeki birçok sosyal, siyasal ve ekonomik olgunun gerçekleşmesinde ya da gerçekleşmemesinde ciddi pay sahibidir.
Sanayi Devrimi Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi öncesinde Avrupa’da feodal bir tarımsal üretimin varlığı söz konusuydu. Yani bir tarafta gücü elinde bulunduran derebeyleri, krallıklar ve kilise bulunurken diğer tarafta toprağa bağlı olarak yaşayan ve serf olarak adlandırılan köylüler bulunmaktaydı. Serfler karın tokluğuna yaşayan ve çalışan kesimi ifade etmekteydi. Konuyu tarihçilere bırakarak devam etmek gerekirse Avrupa’daki icatlar ve özellikle gemilerde kullanılan buharlı makinenin üretimde de kullanılabileceğinin anlaşılması, sömürgelerden ucuza hammaddenin temin edilmesi ile birleşerek fabrikalaşma hareketini artırmış, köylerde boğaz tokluğuna yaşayan serfler büyük şehirlere göç ederek işçi olarak çalışmaya başlamışlardır. Bunun sonucunda kitle üretimi artmış Avrupa’da ve ABD’de büyüme ve zenginleşme hızlanmıştır. Bu dönemde hâkim iktisadi doktrin, Klasik İktisat dediğimiz düşün KALKINMA KAVRAMINA KISA BİR BAKIŞ Prof. Dr. Selim BAŞAR 1929 sonrası Avrupa’da ve ABD’de devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini ileri süren Keynesyen İktisadi düşüncenin hâkim olması ile birlikte hükümetler piyasalara müdahale etmişlerdir. Kalkınma açısından önemli olan bu müdahaleci yaklaşımın kabulü sonrası II. Dünya Savaşı ortaya çıkmış ve 1945 yılında savaş sona ermiştir. Savaş sonrası başta Avrupa olmak üzere dünyadaki birçok ülke harabeye dönmüştür. 36 GELİŞİM ERZURUM cedir. Ekonomide doğal bir düzenin olduğunu, insanların faydacı olmalarının toplumun faydasını artıracağını, devletin ekonomik hayatta yer almasının yanlış olacağını ileri süren bu görüş ile birlikte piyasalara müdahale edilmemiş ve diğer bir deyişle güçlü olanın zayıf olanı ezmesinin doğal karşılandığı, bunun doğal düzenin bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Bu görüşün etkinliği 1929 Büyük Burhan’ına kadar sürmüş ve üretilen malların satılamaması nedeniyle ekonomiler çökme noktasına gelmiştir.
1929 sonrası Avrupa’da ve ABD’de devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini ileri süren Keynesyen İktisadi düşüncenin hâkim olması ile birlikte hükümetler piyasalara müdahale etmişlerdir. Kalkınma açısından önemli olan bu müdahaleci yaklaşımın kabulü sonrası II. Dünya Savaşı ortaya çıkmış ve 1945 yılında savaş sona ermiştir. Savaş sonrası başta Avrupa olmak üzere dünyadaki birçok ülke harabeye dönmüştür. Bu dönemde Keynesyen Ekol ’ün kabulünün de etkisi ile birlikte kalkınma çabaları ön plana çıkmıştır. Artık devletler öncülüğünde ülkelerin başta altyapıları olmak üzere tamamen inşa edilmeleri gündeme gelmiştir. Avrupa ve ABD’de kalkınma literatüründe önemli gelişmeler yaşanmış ve çok sayıda teori ileri sürülmüştür. Bu teorilerin bir kısmında ülkelerin yeniden inşa sürecinde insan sermayesinin önemli olduğu bu nedenle kalkınmanın sadece fiziki yatırımları değil insana yapılacak yatırımları da kapsamasının gerekli olduğu yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşler büyük ölçüde kabul görmüş ve ülkelerde fiziki yatırımlar yanında eğitim ve sağlık gibi alanlarda önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
Bu kısa bilgilerden sonra ülkelerin kalkınma çabalarında ne kadar başarılı olduklarına bakalım. Bunun için kalkınma süreçlerinin ölçülebilir ve değerlendirilebilir olması objektif analizler için önem taşımaktadır. Bu kapsamda kalkınma performansı ile ilgili olarak Dünya Bankası 1960’lı yıllardan başlayan bir veri seti oluşturmuş ve kullanıcıların hizmetine sunmuştur. Bu veri seti hazırlanırken Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Gayri Safi Milli Hasıla, okullaşma, karbondioksit emisyonu, doğumda beklenen yaşam süresi gibi değişkenlerden yararlanılarak hesaplamalar yapılmakta ve ülkelerin kalkınmışlık sıralamaları belirlenmektedir. Ayrıca ülkeler gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler de üst orta ve alt orta gelir gruplarına ayrılmaktadır.

Görüldüğü gibi üst orta gelir grubu içinde yer alan ülkemiz, 2019 yılı itibariyle GSYİH ölçeğinde ulaşılabilir veriye sahip 184 ülke içinde 19. sırada yer almaktadır. Diğer bir deyişle ülkemiz dünyanın en büyük 19. Ekonomisidir. Kişi başına düşen GSYİH rakamları göz önünde bulundurulduğunda ise ülkemizin ulaşılabilir veriye sahip 184 ülke içinde 74. sırada olduğu görülmüştür. Ekonomik refahı daha doğru ölçen bu veriye göre ülkemiz 19. Büyük ekonomi olmasına rağmen bu üretimden alınan payı gösteren kişisel refah açısından daha alt sıralardadır. Bu sıralamalar zaman dilimleri içinde değişebildiğinden Türkiye’nin sıralamasına çeşitli yıllar itibariyle bakmakta yarar vardır:

Görüldüğü gibi ülkemizin sıralaması 1960 yılında ulaşılabilir veriye sahip 99 ülke içinde 25 iken; 1980 yılında ulaşılabilir veriye sahip 146 ülke içinde 72 olarak gerçekleşmiştir. Son 20 yıllık dönemde ise ülkemizin 74. sırada yer aldığı görülmektedir. MAYIS 2021 37 Ülkelerin büyümeleri yanında ülke içinde de bölgesel farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durum dünyanın en zengin ve kalkınmış ülkeleri için de geçerlidir. Ülkemizde de bölgesel kalkınma farklılıkları uzun yıllardır gündemdedir. Türkiye’deki bölgesel gelir farklılıklarına ilişkin bilgi vermesi açısından Tablo 3’e bakılabilir.

Görülebileceği gibi 2019 yılı itibariyle kişi başına düşen GSYİH rakamları temel alındığında en kalkınmış bölgemizin İstanbul, en geri kalmış bölgelerimiz Ortadoğu Anadolu Bölgesi olduğu ifade edilebilir.
İnsani Gelişmişlik Daha önce de belirttiğimiz gibi 1945 sonrası kalkınma tartışmalarında fiziki yatırımlar kadar insana yapılacak yatırımların da önemli olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu kapsamda Beşerî Sermaye kavramı gündeme gelmiştir. Beşerî Sermaye en kısa tanımıyla bir ülkenin yetişmiş insan gücünü, temsil eder. Sanayi devrimi ile başlayan vasıflı işgücü ihtiyacının kendi kaynakları ile karşılayabilen ülkeler büyüme ve kalkınma yarışında her zaman avantajlı olmuşlardır. Günümüzde sanayi çağından dijital çağa geçişte de beşerî sermayenin önemi azalmamış bilakis artmıştır. Hatta gelişmiş ülkeler diğer ülkelerdeki yetenekli ve hünerli işgücünü transfer etmeye başlamışlar ve kendi üretim süreçlerinde bu güçten yararlanmışlardır.
Dünya Bankası Beşerî Sermaye Endeksi sağlık ve eğitim koşullarının işçi verimliliğine yaptığı katkıları hesaplamaktadır. Endeks, sağlık ve eğitim ölçütleri kapsamında bugün doğan bir çocuğun geleceğin işçisi-çalışanı olarak verimliliğini ölçmektedir. Endeks çeşitli verilerden yararlanılarak hesaplanmakta ve sıfır ile bir arasında değer almaktadır. Bu kapsamda endeksin hesaplanmasında beklenen okullaşma yılı, beş yaş altındaki çocukların gelişmesinde herhangi bir sorun olmayan kısmı, beş yaşa kadar yaşama olasılığı, 15-60 yaş arası yaşama oranı gibi değişkenler belli formüllere göre bir araya getirilmektedir. Söz konusu endeks günümüzde yaygın olarak kabul edilmekte ve birçok çalışma için referans noktası olmaktadır. Seçilmiş ülkelerin Beşerî Sermaye düzeyleri ve sıralamaları Tablo 4’te verilmiştir.

Görüldüğü gibi 2020 yılı itibariyle Singapur, Hong Kong, Japonya gibi ülkeler beşerî sermaye stoku açısından üst sıralarda yer alırken ülkemiz ulaşılabilir veriye sahip 174 ülke içinde 48. sırada bulunmaktadır.
Sürdürülebilir Kalkınma Özellikle 1990’lı yıllardan sonra gündeme gelen önemli bir tartışma konusu da Sürdürülebilir Kalkınma kavramıdır. Sürdürülebilir kalkınma günümüzdeki insanların ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kaynaklarını yok etmemek olarak tanımlanabilir. Bu açıdan bakıldığında özellikle çevre konusu gündeme gelmektedir. Nitekim küresel ısınma, yenilenemeyen doğal kaynakların tahrip edilmesi, çevre kirliliği gibi etkenler günümüzdeki üretim ve tüketim kalıplarının sonucu olarak ortaya çıkmak38 GELİŞİM ERZURUM ta ancak bu olumsuz tablo gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılamalarını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle günümüzde olayın küresel bir boyut kazandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim bir ülkedeki çevre felaketleri ya da bazı ülkelerin çevreyi tahrip edici üretim teknolojileri kullanmaları diğer ülkeleri de etkilemektedir. Bu sebeple konunun uluslararası boyutta ele alınması önemlidir. Bu konuda Birleşmiş Milletler’in önemli çabaları vardır. Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü (UNEP) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) çevre ve kalkınma konusunda önemli çalışmalar yapmaktadırlar.
Bu kapsamda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 1992 yılında kabul edilmiştir. 194 tarafı bulunan Sözleşme 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin nihai amacı, atmosferdeki sera gazı birikimlerinin tehlikeli boyutlara ulaşmasını engellemektir. Bu kapsamda özellikle endüstriyel kaynaklı salınımların azaltılması konusunda ülkelere sorumluklar yüklenmektedir.
Çevre ile ilgili diğer bir çaba yine BMİDÇS kapsamında kabul edilen Paris Anlaşması’dır. Anlaşma, küresel sera gazı emisyonlarının azaltılmasını amaçlamakta olup 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir.
Türkiye’de Çevre Bakanlığı teşkilatlanmasına giderek konuya verdiği önemi gösteren ülkelerden birisidir. Ancak belirtildiği gibi özellikle büyük ölçekli üretim yapan ülkelerin belli standartlara uymamaları ülkelerin kendi tedbirlerinin başarısını gölgeleyebilmektedir. Bu kapsamda son yıllarda çevre konusunda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının sayısında da önemli artışlar meydana gelmiştir. Özellikle kamuoyu yaratmaya çalışılan bu çabalar demokratik ülkelerde zaman zaman önemli etkiler meydana getirebilmekte, hükumetlere ve firmalara çevre hassasiyeti konusunda baskı yapabilmektedirler.
Sonuç Kalkınma günümüzde üniversitelerimizde ders olarak okutulan bir disiplindir. Bu nedenle konuyu dar kapsamlı olarak ele aldığımız bu yazıya istinaden sonuçlar ve öneriler geliştirmek kolay olmamakla birlikte bazı noktalara değinmekte yarar vardır. Tarihsel süreçten elde ettiğimiz bilgiler bize insana yatırımın önemini hatırlatmaktadır. Kalkınmışlığın gelir, sağlık ve eğitim gibi üç önemli parametresi bulunmaktadır. Gelir konusu daha çok büyüme ile ilintili bir konudur. Sağlıkta da önleyici sağlık uygulamalarının önemi kabul edildiğinden kalkına konusunda belki de en önemli faktörün eğitim olduğu söylenebilir. Nitekim eğitimli bir toplumun koruyucu sağlık konusunda da daha bilinçli olması beklenir. Bu kapsamda ülkemiz uzun vadeli bir program hazırlayarak okul öncesinden üniversite mezuniyetine kadar olan tüm süreçleri yeniden ele alması elzemdir.
Sürdürülebilir kalkınma bağlamında çevre bakanlığı ve kalkınma bakanlığı iş birliği önem taşımaktadır. Yine bölgesel kalkınma farklılıklarının azaltılması için bölgesel kalkınma ajanslarının yetkileri ve fonları artırılmalı, en az gelişmiş bölgelerimize öncelik verilerek selektif politikalar uygulanmalıdır. Türkiye’nin planlı ekonomi modeline başlayarak Devlet Planlama Teşkilatını kurduğu 1960’lı yıllardan sonra kalkınma planları hazırlanmış ve uygulanmıştır. Bu planlar zaman zaman istenileni verememiş ve daha sonra bu politika terk edilmiştir. Ancak günümüz şartlarında planların geçmişteki uygulamalardaki eksiklikler gözden geçirilerek tekrar gündeme gelmesi tartışılabilir. Nitekim kalkınma kavramı çok boyutlu bir nitelik taşıdığından öngörülebilirlik açısından plan ve hedefler önemlidir. Özellikle sürdürülebilir kalkınmanın eskisinden daha fazla önem arz ettiği düşünülürse kurumlar arası entegre bir hareketin önemi anlaşılabilir. Kalkınma konusunda üniversitelerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza da büyük görevler düşmektedir. Üniversitelerimizin kuruldukları yöreler ile ilgili çalışmalara öncelikler vererek elde edilen sonuçları paylaşmaları politika yapıcılar için önem taşımaktadır. Hem ülke genelinde hem yerel düzeyde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları ve kalkınma ajansları ile üniversitelerin iş birliği içinde çalışmaları da kalkınma süreçlerine katkı sağlayabilecektir.

Prof. Dr. Selim BAŞAR