Azerbaycan’da 2021 yılı Nizami Gencevi yılı ilan edilmiştir. Bu çerçevede, hem şair ve ozanların toplumsal rollerini değerlendirmek hem de Türkiye’de edebiyat çevreleri dışında çok fazla bilinmeyen Nizami Gencevi’nin tanıtımına katkı yapmak amacıyla bu çalışma kaleme alınmıştır.
Edebiyat ve sanattan yoksun bir toplumun gelişmesi veya dünya toplumlarında kendini kabul ettirmesi mümkün değildir. Bu nedenle tüm toplumlarda mutlaka şiir ve edebiyat mevcuttur. Çünkü, edebiyat ve şiir bir anlamda toplumların varoluşsal bir yanıdır. Örneğin, ünlü düşünür İbn-i Haldun, “bütün dillerde şiir söylenmiştir” demektedir. Demek ki, şiir toplumun var olduğunun ve önemli bir kültürel birikiminin yansımasıdır. Diğer bir değişle, şiir ve edebiyat aslında toplumların günlükleridir, geçmişleridir, bugünleridir ve geleceklerine yol gösteren bir alandır. Özellikle doğu toplumlarında filozofik tarzda bir şiir ve edebiyat kültürü vardır. Örneğin, Bahtiyar Vahapzade’nin “İnsan göyde ay kimidir, görünmeyen terefi var” mısraları aynı zamanda filozofik bir anlatımdır. Şiir ve edebiyat düşünce ürünüdür ya da düşüncenin mahsulüdür denilebilir. Böylelikle şiir, fikirlerin eğitilmesi ve toplumların ilerlemesine çok önemli katkı yapan bir anlamda “kayıt merkezi” veya “hafıza merkezi” olarak da değerlendirilebilir. İşte bu anlamda Nizami Gencevi gibi hem kendi toplumlarını hem de dünya toplumlarını edebiyat ve bilimsel düşünüş açılarından etkileyen tüm şair, yazar ve edebiyatçıların çok önemli olduğunu, insanlığın ve ülkelerin ilerlemesini sağlayacak en önemli kaynaklardan birisi olduklarını bilmek gerekmektedir.
Toplumların Kültürü üç öğeden oluşur. Bunlar;1- İnsanın yarattığı bütün araç ve gereçler bakımından maddî kültür (teknoloji ve üretim), 2- İnsanın yarattığı bütün anlamlar, değerler, kurallar manevî kültür (ideoloji ve dini inanış gibi), 3- Sanat, edebiyat, şiir ve düşünsel eser ve emeklerden oluşur. Bunların her biri diğerinin oluşumuna ve gelişimine katkıda bulunmaktadır. Demek ki sanat, edebiyat ve şiirden yoksun toplumların kültürünün üç sacayağını oluşturan ayaklarından biri eksik olacaktır.
Türkler ve hatta doğu toplumları felsefeyi edebiyat ve şiirle yaparak tam bir filozofluk örneği sergilerler. Bu bağlamda; Ozanlar ve Şairler, toplumların söz filozoflarıdırlar.
Örnekler;
Ya Allah’a baş eğer,
Hiç kimseye eğmezsin;
Ya herkese baş eğer,
Hiç bir şeye değmezsin.
Necip Fazıl
Ürek fikrin tilsimidir,
Her gatı bir lay kimidir,
İnsan Göyde ay kimidir,
Görünmeyen terefi var.
Vahapzade-1978
Gonşu yoxsulluxdan gece aj yatır,
Hacı toyda elli min şabaş atır.
Şehriyar
Garbı bilmez, şarkı bilmez görgüden yok vayesi,
Bir utanmaz yüz, yaşarmaz
göz bütün sermayesi
M. Akif Ersoy
Ozanlar ve Şairler, “insanlığın konuşan ortak sevgi dilidir”. Şairsiz toplumlar bülbülsüz gül gibi olurlar. “Gönül fakirliği”nin her türlü fakirlik ve insani sorunların kaynağı olduğu bilinmektedir. İşte Nizami Gencevi gibi şair, ozan ve düşünürler toplumlardaki “gönül fakirliğini” “gönül sevgisi”- ne dönüştüren, bunu büyüten ve yayan insanlardır. Bu yolla insanlık barışına da katkı yaparlar. Onlar, gönül fakirliğini; gönül sevgisine, kahramanlığa, vicdanlı olmaya, paylaşmaya, güzelleştirmeye ve dünyaya yaymaya çalışan “insanlığın elmasları ve zerleridirler. Bu nedenle, şair ve ozanların kıymetini “zer kadrini zerger bilir” sözü gereği, onları anlayanlar çok iyi bilmekte ve yaşatmaktadırlar. Aynı zamanda sevgi ırmağı gibi toplumu sevgiye ve barışa yönlendirirler. Örneğin; Yunus Emre’nin alttaki mısralarının insanlığın huzuruna ne denli katkı yapacağı aşikardır. Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim Ozan ve şairler, “kişileri insanlaştırmaya çalışan eğitimcilerdir”. Hele günümüz de Bahtiyar Vahapzade’nin sözünün geçerli olduğu bu ortamda, Kişilerin ne kadar çok insanlaştırılmaya muhtaç olduğu açık iken; Gorxuram dünyada bir zaman gele, İnsanlar yaşaya insanlık öle.
Herşeyden önce “marifet iltifata tabidir” sözünün gereği olarak, yaşayan ozan ve şairlerin de desteklenmesi gerekir. Kültürel varlık için bunun şart olduğu aşikardır.
Pakistanlı Malala Yusufzai’nin Nobel Barış Ödülünü alırken yaptığı konuşmada geçen: “Bir kitap, bir kalem ve bir öğretmen dünyayı değiştirebilir. Eğitim tek çözümdür. Dünyanın ihtiyacı silah değil, kalem ve kitaptır” sözü ve , Immanuel Kant’ın dediği “Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir” ifadesinin şair ve şiirlerde olduğunu görmekteyiz.. Şairler, akıllarını ve duygularını birleştirerek toplumu aydınlatan ve yaşamı anlamlandıran özel bir kesimdir. Aşkın, vatan savunmasının, sevinç ve kederin ortakları ve yol göstericileridirler. Bu düşünceleri tüm Azerbaycanlı şairlerde görmek mümkündür. Bahtiyar Vahapzade’nin alttaki dörtlükleri bunu göstermektedir.
“İsa Bulağı’nın zümzümesini,
Cabbar’ın, Seyid’in, Han’ın
sesini,
Dalgalı Karabağ şikestesini,
Babek türbesini nice pay
verim ”
Hardan senin oldu bizim Qarabağ?
Adı sahibini demirmi aşkar?
Xoşluqla vermezler torpağı
ancaq
Qanla möhürleyib, zorla alarlar.
NİZAMİ GENCEVİ Nizami Gencevi 1141-1209 yılları arasında yaşamıştır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1141-1145 yılları arasında Gence’de dünyaya geldiği düşünülmektedir. Asıl adı İlyas, lakabı ise Nizammeddin’dir. Aynı dönemde yaşamış olan başka Nizamilerden ayrılmak için Nizami Gencevi yani Genceli Nizami adı ile zikredilmiştir. Tam adı Ebu Muhammed İlyas bin Yusuf bin Zaki bin Muayyed Nizami şeklindedir.
Nizami, edebiyata lirik şiirler yazarak başlamıştır. Daha sonra toplumsal, terbiyevi ve felsefi içerikli gazeller, kasideler, rubailer de yazmıştır. Şiirlerinde devrin kültür dili olan Farsçayı kullanmıştır. Eserlerinde aşkı farklı boyutları ile ele almış; insan ve insan tabiatının güzelliğini işlemiş; hayatın anlamının insana ve insanlığa saygı göstermek olduğunu ifade eden temalar üzerinde durmuştur. Güzelliklerden bahsederken Gence şehrinden de özellikle bahsetmiştir. Kısaca Nizami’nin eserlerinde insan ve insanlık ön plana çıkmaktadır.
Nizami’nin mezhebi konusunda da çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Ancak bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü söyledikleri ve yazdıkları önemlidir. Hayatın her alanıyla ilgili çok önemli düşünceleri olan ve tam bir filozof gibi toplumu aydınlatan bir alimin değil mezhebi, dini bile önemli değildir. Çünkü onlar tüm insanlığın ortak değeri olurlar. Aktardıkları tüm insanların iyiye, sevgiye, barışa ve huzura ulaşmalarını sağlamak üzerine kuruludur.
Kendine özgü orijinal bilimsel-felsefi, sanatsal ve estetik, etik bakışı olan, ünlü Azerbaycan şairi Nizami Gencevi, sadece yarattığı söz sanatıyla değil, dünya görüşü, insana, hayata bakışı ile de büyük etki alanına sahip olan büyük edebiyat filozoflarından biridir.
Nizami’yi başkaları ile kıyaslayarak değil, onu kendi dünyası ve dünyayı algılama düşüncesine göre değerlendirmek gerekir. Çünkü o, ünlü «Hamse” adlı eserinde, insanlık ve bilimin her yönüne ait düşünce geliştirmiş ve ifade etmiştir.
Nizami’nin “Hamse” eseri büyük hacimli beş eserden ibarettir ve bu eserlerin hepsinde dil konularına değiniliyor, Hamsesi, 1177’de yazdığı ‘Sırlar Hazinesi’, 1180’de yazdığı ‘Hüsrev ve Şirin’, 1188’de yazdığı ‘Leyla ve Mecnun’, 1196’da yazdığı ‘Yedi Güzel’ ve 1197–1209 arasında yazdığı “İskendername” adlı mesnevilerinden oluşmaktadır.
Nizami kendinden önceki edebiyatçı ve şairlerden etkilendiği gibi, kendinden sonrakileride etkilemiştir. Eserlerini Farsça yazmasının sebebi devrin genel eğilimleri ve şartları gereğidir. İran’da egemen olan Selçuklular Farsçayı resmi dil olarak kabul etmiştir. Onun Kum ve Gence doğumlu olduğu ve Türk mü yoksa fars mı olduğu konularında tartışmalar bulunmaktadır. Ancak büyük çoğunluk Nizami’nin Gence doğumlu ve kesinlikle Türk olduğu yönünde birleşmektedir. Nizami’ye ait şu mısralar Türk olduğunu doğrulamaktadır. Benim atalarım ve dedelerim hepsi Türk’tü, Her biri güçte sanki bir kurttu.
Nizami’den örnekler:
SEVGİ
Gözüm aydın, gözüme sureti-canan görünür,
Miski-anber saçarak, etirle efşan görünür.
Gece helvetce bize sevgili yar
gelmis idi,
Üzü aydan da gözel nazli nigar
gelmis idi.
ÖĞÜTLER
Sözün de su gibi letafeti var,
Her sözü az demek daha hoş
olar. (Söz gümüşse sükut altındır. Boş konuşmamak)
Edebiyat ve sanattan
yoksun bir toplumun
gelişmesi veya dünya
toplumlarında kendini
kabul ettirmesi
mümkün değildir.
Bu nedenle tüm
toplumlarda mutlaka
şiir ve edebiyat
mevcuttur. Çünkü,
edebiyat ve şiir bir
anlamda toplumların
varoluşsal bir yanıdır.
Örneğin, ünlü
düşünür İbn-i Haldun,
“bütün dillerde
şiir söylenmiştir”
demektedir. Demek
ki, şiir toplumun var
olduğunun ve önemli
bir kültürel birikiminin
yansımasıdır.
Diğer bir değişle,
şiir ve edebiyat
aslında toplumların
günlükleridir,
geçmişleridir,
bugünleridir ve
geleceklerine yol
gösteren bir alandır.
18 GELİŞİM ERZURUM
Böyle mesel çekmiş akıllı insan,
“Kurt girmez sürüye, yatmasa
çoban.” (Uyanık olmak)
Hüner ardınca koş, halka hüner saç,
Kapılar bağlama, er ol kapı aç.
(iyilik ve yardım severlik, yiğitlik)
Derde dayan, incitme hiç zaman eli,
Eller gam çekince dert alsın
seni. (Entelektüel ve aydın olmanın gereği)
Bir olsa yoldaşın, dostun emeli,
Taştan su çıkartır onların eli.
(Birlik beraberliğin önemi)
Ciddiyet beklemek hafif adamdan,
Cevher istemektir arpa satandan. (cehaletin kötülüğü ve boş
hevesin gereksizliği)
Avcumun içinde olsa da yine,
Dikmem hiç gözümü elin mülküne. (tok gözlü olmak)
Lakin dil yarası yürekten gitmez,
Ona bin merhem de bir tesir
etmez. (başkasını sözle incitmeme, dil yarasının kötülüğü)
Aklın var her şeyden çalış azad ol,
Neyin varsa şükret, onunla şad
ol. (şükretmek)
Bir inci saflığı varsa da suda,
Fazla içilende dert verir o da.
(her şeyin kararında olması)
Aklın olsun sana her işte rehber,
Her şeyi ondan sor, o desin
yeter. (aklın ve düşüncenin
önemi)
SONUÇ Toplumların öğrenmeleri ve kendilerini geliştirmelerinin üç unsura bağlı olduğu vurgulanır. Bunlar: zeka, yetenek ve motivasyon’dur. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki, tüm toplumlardaki zeka ve yetenek ortalaması aynıdır. İşte bu iki yeteneği işleterek toplumun gelişimini ve ilerlemesini sağlayan temel unsur motivasyon olmaktadır. Motivasyon, bir toplumun tüm kurum, kuruluş ve bireyleriyle doğru yönlendirilmesi, teşvik ve takdir edilmesi ile doğru eğitimini temsil etmektedir. Bu şekilde, bir yapıya sahip ülkeler gelişebilmekte ve dünyada söz sahibi olabilmektedir. Toplumların motivasyonunu güçlendiren en önemli kesim ise şair, yazar ve düşünürlerdir. İşte bu nedenle, Nizami gibi şair ve yazarlar toplumların Zerleridir ve “Zer Kadrini Bilmek Gerekir”.