Azerbaycan, tarih ve gönül bağımızın olduğu, aynı kökten gelen soydaşlarımızın yaşadığı kardeş topraklarımızdır. Azerbaycan coğrafî, stratejik ve ticarî olarak önem taşıyan yollar üzerindedir. Zengin maden yataklarına ve doğal kaynaklara sahiptir. Tarih içerisinde birçok halklar tarafından hâkim olunmak istenen bir coğrafyada bulunur. Toprakları pek çok devletin çatışmasına sahne olmuştur. Azerbaycan tarihi Oğuzların, Selçukluların, Moğolların, Arapların, İranlıların, Çarlık Rusya’sının ve Osmanlıların ilgi alanı olmuştur. 1774 Küçük Kaynarca anlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’daki varlığı zayıflamış, buna mukabil Rusya, yerli halkı da kışkırtarak yanına çekmiştir. Bilhassa Gürcü ve Ermeni desteğiyle edindiği üsler sayesinde Osmanlı hakimiyetini kıran Rusya, Azerbaycan’ın ve diğer Türk-Müslüman halkların mücadelesine rağmen ilerleyip İran (Kaçar Hanedanı) ile komşu ve rakip olmuştur.
1826 – 1828 Savaşlarında Ruslar İran’ı yenmiş, 10 Şubat 1828 tarihinde Türkmençay Antlaşması imzalanmıştır.
Ruslar, bu antlaşma ile Azerbaycan’ın Revan (İrevan/ Erivan), Nahcivan ve Karabağ Hanlıkları’na; İran ve Osmanlı Devleti’nden gelen Ermenileri yerleştirmeye çalışmış, böylece kendi hakimiyetini pekiştirmek için Hıristiyanlardan meydana gelen bir nüfus yapısı oluşturmak istemiştir.
Rusya, siyasî ve askerî anlamda hakimiyet kurmayı başarsa da Anadolu Türklüğü ile kültürel bağları koparamamış, Türk kardeşlerimiz daima Anadolu ile gönül bağlarını canlı tutmağa çalışmış hatta her fırsatta yardıma bile koşmuşlardır.
1905 yılında meydana gelen Rus İhtilali sırasında uzun süren malî ve askerî gerekliliklerin ihmâl edilmesi ve Rus-Japon savaşının sonucunda elde edilen başarısızlık nedeniyle ülke içinde birçok köylü, asker ve işçi ayaklanmış, ayaklanma yaklaşık bir ayda bastırılmıştır. Rusya’da çıkan ayaklanmalara İttihat ve Terakki Cemiyeti de kayıtsız kalmamış. Şurâ-yı Ümmet gazetesinde, “Okuyun İbret Alın” başlıklı bir makale çıkmıştır. Rusların Azerbaycan halkına yaptığı zulümler anlatılarak kınanmıştır. Bu ayaklanmaları basBAKÜ MÜSLÜMAN CEMİYET-İ HAYRİYESİ VE İŞGAL ALTINDAKİ TÜRK ŞEHİRLERİNE YARDIM FAALİYETLERİ Abdurrahman ZEYNAL* *Eğitimci-Yazar MART 2021 59 tırmak için Ruslar, Ermenileri Azerbaycan Türkleri üzerine salmış, Bakü’de 1905 tarihinde Türklerle Ermeniler arasında kanlı çarpışmalar olmuştur. Daha sonra bu çarpışmalar Erivan, Nahcivan, Gence, Şuşa ve Tiflis’e de yayılmış, bu ayaklanmalar sonucunda bölgede “ulusal benlik” daha bir önem kazanmış ve gelişmiştir.
Özellikle 1905 İhtilalinden itibaren Osmanlı Devleti ile münasebetler giderek yoğunlaşmış, Azerbaycan Türkleri, 1905’te kurulan “Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi” vasıtasıyla Osmanlı hükümetiyle irtibata geçmişlerdir. Balkan Savaşı yıllarında özellikle Azerbaycan Türkleri, Osmanlı Devleti’ne yardım etmişlerdir.
Yardımların organize olmasında 1911’de kurulan Müsavat Partisi’nin ve Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin önemli rolü olmuştur. Cemiyetin merkez binasında toplanan Azerbaycanlı zenginler Türkiye’ye kendi imkânları dâhilinde maddî yardımda bulunmuşlardır. Bakü’nün önde gelenlerinden Hacı Zeynel Abidin Tagiyev, yarım milyonla yardımı başlatmış, diğer zenginler de 100 binden eksik olmamak şartıyla, herkes kendi imkânı ölçüsünde yardım yarışına katılmışlardır.
Cemiyetin toplantısında şöyle bir karar da alınmıştır: “Türkler bu harpten kurtuluncaya kadar, kızlar ve gençler evlenmeyecekler, hiçbir Türk sinema ve tiyatroya gitmeyecek, erkeklerden de hiç kimse tıraş olmayacaktır.” Bilahare Azerbaycan Türkleri, Bakü’deki Türkiye konsolosluğunun önüne çadır kurarak Hilal-i Ahmer vasıtasıyla Türkiye’ye yardım ettiler. Azerbaycan Türkleri savaşa katılmak için gönüllü de oldular. Aralarında “Kafkas Gönüllü Kıtası” oluşturdular.
Azerbaycan’da yardım toplanırken göz yaşartan sahneler yaşanıyordu. Bir gün Türkiye’nin Bakü Konsolosu Ali Kemal Bey’in yanına kör ve yaşlı biri gelerek, şöyle dedi: “Ben yedi nüfuslu bir ailenin reisiyim, bu ihtiyar halimle bir iş tutamadığım için, köşe başlarında el açıyorum, haftada kazancımın en verimli zamanı cuma günü cami kapısında geçen günlerdir. Türk kardeşlerimin başından bu afet geçinceye kadar iane olarak her cuma günü topladığım paraları size getirip teslim edeceğim. Kudretim buna yetiyor” demek suretiyle Azerbaycan Türklerinin Anadolu Türklerine duyduğu dostluğu gösteriyordu.
Cemiyet, yalnızca Azerbaycan’da toplanan yardımları değil, Türkistan ve Kafkasya’nın muhtelif yerlerinden toplanan yardımları da İstanbul’daki Hilal-i Ahmer’e gönderdi. Balkan Savaşı sona erdikten sonra da cemiyetin Türkiye’ye yardımları devam etti. Savaşta yetim kalan çocuklar için Edirne’de kurulan Darü’l Eytam Cemiyeti’ne Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi idarecilerinden Hacı Zeynel Abidin Tagiyev ve Ağa Musa Nagiyev 5’er bin ruble yardımda bulundular.
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte sıkıntılarda arttı. Çünkü savaş ekonomik, askerî, sosyal pek çok problemi beraberinde getirmişti. Hiç şüphesiz savaşın olduğu bölgelerde, sınır bölgelerinde ve işgal edilen topraklarda yaşananların acısı tarifsizdi. 1914 yılının son aylarında başlayan ve 5 Ocak 1915 yılında sona eren Sarıkamış Harekâtıyla bölgede bir tarafta göç, bir tarafta zor kış şartları Müslüman Türk’ün şehirlisini, köylüsünü perişan etmişti. Türk Ordusu’nun ciddî kayıplar vermesi Ruslara Erzurum yolunu açmıştı. Nitekim 16 Şubat 1916’da Ruslar, Erzurum’u işgal ettiler, yetmedi batıya doğru ilerlemelerine devam ettiler. İşgalle başlayan sıkıntılar da gittikçe artmış, hastalıklar kol gezmiş, açlık ve yokluk durumu daha da kötüleştirmişti.
Bu acılar yaşanırken işgal altındaki şehir ve kasabaların imdadına Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriye’si yetişmişti. Kars, Iğdır, Ardahan, Kağızman ve Batum’da binlerce felaketzedenin yardımına koştular. Ancak bu bölgelere yardım götürmek hiçte kolay değildi. Rus makamları zorluk çıkarmakta, izin vermemekteydi. Rus hükümeti politik olarak işgal altındaki Müslüman halka yardım edilmesine karşı çıkıyordu. Rusya’daki “Şehirler İttifakı” nezdinde işgal altındaki bölgelere yardım yapılması istenmekle beraber bu istek sadece Ermeniler lehine kullanılıyordu. Müslümanlara zorluk çıkarılıyordu. Bu nedenle Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin Tiflis temsilcisi Dr. Hüsrev Paşa Bey Sultanov’un “Şehirler İttifakı” Başkanıyla yaptığı görüşmeler sonucunda işgal altındaki bölgelerde Ermenilere yapılan yardımların benzerinin Müslümanlara da yapılması gerektiği konusunda zorda olsa izin alınmış, böylece yardımın önü açılmıştı. (Betül Aslan, 2004) Cemiyet bu tarihten sonra Haziran 1916 da General Ma60 GELİŞİM ERZURUM yor Han Talişinski ve İlyasov’u Erzurum’a göndermiş, gereken çalışmalar yapılmış, 16 bin harpzedenin bulunduğu tespit edilerek listeleri çıkarılmıştır. Bu tarihlerde köylerde toprağı işleyecek öküz, tarlada çalışacak insan gücü kalmamış, ilk etapta bölgeye çok zor şartlar altında Hınıs’tan Tortum’a kadar bölgeye getirilen unlar dağıtılmış, az da olsa insanların aç kalmasının önüne geçilmişti.
Erzurum’da tifo, tifüs ve diğer bulaşıcı hastalıklar kol gezmekteydi. Hastahane ve doktor yoktu. Cemiyet bu duruma çare aramakta fakat tüm girişimlerine karşılık çözüm bulamamaktaydı. Cemiyet temsilcileri Tiflis’te Kızıl Haç Temsilcileriyle görüşmelerine karşılık olumlu hiçbir adım atılmamıştı. Yani Erzurum ve çevresi hastalıklara teslim edilmişti.
Cemiyet temsilcileri savaş nedeniyle yetim kalmış kız, erkek çocukları toplamak suretiyle onlara koruma şemsiyesi olmağa çalışıyordu. Bu yolla birçok çocuk Rus askerlerinin ellerinden alınarak Bakü ve Tiflis’teki sığınma merkezlerine götürülerek yetimhanelere yerleştirilmişti.
Bu çalışmalar yapılırken Cemiyet Erzurum’da şubesini açarak başına Genceli Seyidovu getirmişti. Seyidov ve arkadaşları Erzurum’a çok ciddi çalışmalara imza atmışlardır. Ebulhindi köyünden Cafer Bey, Seyidov’un Erzurum’a gelişi ve Cemiyet-i Hayriye’nin çalışmalarıyla ilgili bilgi verirken “Kafkas(Azerbaycan) Türkleri, Türklük, Müslümanlık uğrunda 1915’de Kars ile Batum illerinde, Oltu, Şenkaya, Olur ve Artvin’de yaptıkları gibi 1916 yılında işgale uğrayan Erzurum ve Trabzon vilayetlerimizde esarette kalan Türklere bir çok muavenetle, iane ve himayede bulunmuşlardır. Rus istilasındaki her kaza ve vilayette, Türklük için hayatını feda eden birer, beşer Tükler, Türk Müslümanları(Azerbaycanlılar) geldiler. Ve bunlar meyanında Kafkas (Bakü İslam) Cemiyet-i Hayriyesi Mümessili bulunan ve Kafkas Türklerinin verdikleri iane, gazyağları unları ve hatta zürrea’a çift kotanları(pulluk) tevzisine memur edilen, yirmi iki yaşında genç ve dilber simalı Genceli aydınlardan Seyidov Erzurum’da büyük hizmetlerde bulunmuştur” diye eklemektedir. (Betül Aslan, 2010) İşte bu dönemde zor şartlar altında getirilen 62 bin telis un, arpa, mercimek, buğday, mısır gibi yiyecek, 13252 telis ve sandıklar içinde kadın, erkek ve çocuk elbisesi ile ayakkabılar dağıtılarak Erzurum halkının derin nefes almaları sağlanmıştı. Bu yardım malzemelerinin içinde Bakü’de basılmış kitap ve dergiler bile vardı.
Seyidov ve arkadaşları halkı aydınlatmaya, uyarmaya, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğine inandırmaya çalıştılar. Rusların ve Ermenilerin engellemelerine karşı bu işi de başarabilmekteydiler. Rus işgali sırasında Erzurum’da bulunan Refik Savaşçı hatıralarında, Azerbaycanlı Türklerin gayretlerini şöyle ifade etmektedir. “Hepsi münevver kişiler olan Azeri gençleri taassup ve hurafelerden uyuşmuş, enerjisini kaybetmiş, halkı uyarmaya çalışıyorlardı. Çare çekilmek değil, çalışmak çabalamak lazımdır diyorlardı.”
Kantarcızade Hacı Mustafa ise hatıralarında, Seyidov’un Erzurum’da iken yaptığı faaliyetleri, yardımları sayarken, sivil halkın Ermenilerden kurtarılması gibi pek çok yararlı işler yaptığını anlatmaktadır: “Seyidov, genç, çalışkan, cesur bir Türk evladıydı idi. Bir Türkün burnunun kanamamasına çalışırdı. Hatta çarşılarda gezerken bir Ermeni bir Türk’e ufak bir harekette bulunduğu vakit bu Ermeniye karşı koyar, bağırır ve söylerdi ki, “şarktaki Büyük Türkistan, Kafkasya, Azerbaycan buradaki Türk kardaşlarına sahiptir.”
Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi bir yandan işgal altında ki Anadolu topraklarında faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan da Sarıkamış Harekâtı’nda Ruslara esir düşerek Bakü’deki Nargin adasında bulunan esir kampına getirilen asker ve sivil Türk kardaşlarına sahip çıkmıştır. Kesin rakamlar bilinmemekle birlikte 60 bin Türk askeri Ruslar tarafından esir edilmişti. Ruslara karşı cephe alan sivil halktan insanlar toplanarak esir kamplarına götürülmüştü. Bu kamplarda durum oldukça kötüydü. Cemiyet bu kamplardaki acılara bigâne kalmadı. Gereken her yolu deneyerek çalışmalar yürüttü. “Kardaş Kömeği / Kardeş Yardımı” adında yardımlar toplandı. Özellikle Kafkas Cephesi’nde zor durumda kalan askerlerimize yardım götürebilmek için Rus yetkililerle görüştü. Bu sırada yaklaşmakta olan 1915 yılı Nevruz Bayramı’nın daha önceden olduğu gibi bir bayram havasında değil de bir matem havasında kutlanması kararı MART 2021 61 alındı. Bu kararın alınmasında Cemiyet’in büyük hizmetleri oldu. Cemiyet ayrıca Nevruz Bayramı’nı Türkiye Türklüğü için bir fırsata da döndürdü. Nevruz’da Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nde büyük bir davet tertip etmeye ve burada Türkiye için yardım toplamaya karar verildi. Bu münasebetle Azerbaycanlı önde gelen gazete sahipleri “Kardaş Kömeği” adında bir yayın çıkararak, gelirinin de Türkiye’ye yardım olarak gönderilmesini kararlaştırdılar. “Kardaş Kömeği” adı bundan sonra Azerbaycan Türkleri’nin yardımlarının genel adı oldu.
Sarıkamış Harekâtı’nın olumsuz sonuçlanması cephelerde esir edilen Türk askerlerinin Bakü, Orta Asya’ya ve Sibirya’ya gönderilmeleri Azerbaycan Türklerini ve bölgedeki diğer Orta Asya Türk halklarını harekete geçirmiş, zaman içinde ellerinden gelen yardımları yapmak için olağan üstü gayret sarf etmişlerdi. Yusuf Akçura’nın belirttiğine göre Hilal-i Ahmer Cemiyetinin Harp Tarihi Encümenliği için hazırladığı Rusya’daki Türk Esirlerin durumuyla ilgili raporda Türk esirlerinin sayısı 20-30 bin, diğer Kafkas Cephelerinden getirilen asker ve sivil esirlerle birlikte toplam 60 bini bulmaktadır.
Esirlerin durumunun ağırlaşması üzerine Bakü halkı Cemiyet-i Hayriye ve onun desteklediği yan kuruluşlar eliyle yardım işlerini hızlandırmıştı. Ruslar vagonlarla askerleri taşınmaktaydı. Yollarda açlıktan, pislikten ve hastalıktan askerler vefat ediyor, bunlar istasyonlarda atılarak trenle yola devam ediliyordu. Şehit olan bu askerlerin defnedilmesi yine Azerbaycanlı kardeşlerimize kalmıştı.
Esirlerin bir kısmı Bakü’ye getiriliyor, bir bölümü Nargin (Yılanlı Ada) veya esirlerin taktığı adla Cehennem adasına götürülüyordu. Barakalar perişan, yiyecek, giyecek normalin çok altında su bulmak zor idi. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi bu esirlere yiyecek, giyecek gibi yardımlarda bulunurken Hacı Zeynel Abidin Tagiyev kendi imkanlarıyla Bakü’de bulunan şartları biraz daha iyi olan hapishanedeki esirlerin tüm yiyecek, içecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi tarafından kurdurulan “Muhtaçlara Kömek Cemiyeti” eliyle yardımları organize ediyordu.
Gerek trenlerde yolculuk halinde gerek Nargin adasında günde 30-40 asker ölüyor bunların defnedilmesini Cemiyet mensupları gerçekleştiriyordu. Bu iş için cemiyet tarafından İsmail Bey Sefer Aliyev görevlendirilmişti.
Cemiyet bir taraftan da Ruslara para vererek veya gizlice esirleri kaçırarak hürriyetlerine kavuşmalarını sağlıyordu. Bu işte öncelik subaylara ayrılmıştı. Bu işler 15 Ekim 1920 yılına kadar devam etti. Bu tarihte Nuri Paşa komutasında Bakü’ye giren Türk Ordusu tüm esirleri kurtarmış oldu. (Bingür Sönmez, 2010)
Cemiyetin Oltu ve Çevresindeki Faaliyetleri: 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonucu millî hudutlar dışında kalan Oltu ve çevresi 21 Aralık 1914 Sarıkamış Harekâtı öncesi kurtarılarak yeniden vatana katıldı. Fakat Sarıkamış Harekâtı’nın olumsuz sonuçlanmasının ardından Ruslar bölgeyi tekrar işgal ettiler. Bu tarihten sonra başlayan Rus, Ermeni ve Gürcü şiddet olaylarına karşılık Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi görevlileri imdada yetişmişti. Cemiyetin başkanlığını Genceli Türk İsmail Nazaraliyev yapmaktaydı. İsmail Bey teşkilatlanmayı yaptıktan sonra çevrede bulunan Türklere karşı yapılan kötülükleri önlemeye çalıştı. Rus komutanın Kısha’da halka karşı yaptığı kötülüklere karşı çıkarak Tiflis’e şikâyetetti. Olur ve çevresindeki Ermeni tedhiş hareketlerinin önüne geçebilmek için halkın silahlandırılmasını sağlamaya çalıştı. Oltu yerel yetkililer ve cemiyet mensupları 17 Ekim devrimi sonrasında Rus askerlerinin geri çekilirken yanlarında tuttukları Türk çocuklarını alarak Rusya’ya götürmelerini engellediler. Yetimhane açarak bu çocukları buralara yerleştirdiler. Yine Kars Şura Hükümeti varken Oltu Şura Şubesi buraya bağlıydı. Kars Hükümeti’ni İngilizler dağıtınca “Oltu Şura Hükümetinin” kurulmasına yardım ettiler. Bu çalışmalar Türk Ordusu’nun yeniden bölgeye gelmesi, Oltu ve çevresinin kurtulması ile sonuçlandı. (Erdal Aydoğan, 2005; Mecit Haşimoğlu,1959).
Seyidov ve Erzurum Muhacir olarak gidemeyenler, geride kalanlar, 1916-1918 arasında Erzurum’da çok acı çektiler. Bu acıların hafifletilmesinde Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin görevlisi Genceli Türk Seyidov önemli görevler üstlendi. Seyidov bir taraftan Azerbaycan’dan ge62 GELİŞİM ERZURUM len yardımların dağıtılmasını sağlarken diğer taraftan Ermeni çetelerinin Müslüman Türklere karşı uyguladıkları kötülükleri önlemeye çalışıyordu. Ermeniler Seyidov’a kötülük yapmak istedikçe o yiğitçe karşı duruyor Azerbeycan’da ve Türkistan’da yüz milyon Müslüman Türkün bunun intikamını alacağını haykırıyordu.
17 Ekim devrimi sonrası Rus askerleri geri dönerken silah ve cephanelerini Ermenilere teslim etmiş Türkler yalnızlığa, ölüme terk edilmişlerdi. İşte bu devrede Seyidov ve şehrin ileri gelenleri toplantılar yapıyor halkı Ermeni katliamından korumaya çalışıyorlardı. Bu amaçla Seyidov, Erzurumun ileri gelen ve nüfuzlu kişilerinden Belediye Reisi Hakkı Paşa, Hoca Ahmet Efendi, komiser Küçük Ali Efendi, Hafız Davut Bey ve diğer birkaç kişiden oluşan on kişilik bir heyetle Erzurum’da bulunan Rus Müstahkem Mevki Komutanına müracaat etmişlerdi. Heyet, Rus komutandan, Ermenilere silah verilmemesini, bu mümkün değilse, kendilerini korumak için Türklere silah verilmesini ve Ermeni taşkınlıklarının bir an önce önünün alınmasını istemişlerdi. Bütün bunlara karşılık Rus tebaası olmayanlara silah verilmeyeceğini söylemiş, Ermenilerin yaptıkları mezalime de hiçbir önlem almamışlardı. (Betül Aslan,2004)
Cemiyeti Hayriye temsilcileri Rus vatandaşı oldukları için onlar 50 kadar silah almış, şehirde yapılan gizli çalışma sonucu 600 kadar silah bulunduğu tesbit edilmişti. Seyidov ve şehrin ileri gelenleri Rusların ve Ermenilerin kontrolündeki cephanelikleri ele geçirme planı yapmalarına karşılık durum Ermeniler tarafından duyulmuş ve baskın engellenmişti.
Türk Ordusu şehre yaklaşırken Rus komutan içlerinde Seyidov’un da bulunduğu bir heyeti komutanlığa çağırmış, Türklere silah vereceğini söylemiş, bunun için silah tutabilecek erkeklerin İstanbulkapı önündeki alanda toplanmalarını istemişti. Seyidov ve Belediye heyeti komutanlıktan ayrıldıktan sonra bu isteği değerlendirmişler, bunun tehlikeli olacağına kanaat getirmişlerdi. Çünkü bölge korumasız ve savunmasızdı. Ermeni çeteleri toplanan ahaliyi rahatlıkla katledebileceklerdi. Antranik tüm planını bunun üzerine kurumuştu. Bu nedenle heyet bu isteği kabul etmeyerek muhtemel bir katliamdan korumuşlardı.
Antranik bu amacına ulaşamayınca tekrar Belediye Reisi Hakkı Paşa, Başkatip Ahmet, belediye azalarından Hacı Kazım, Hoca Ahmet, Tefik ile Hafız Davut ve içlerinde Seyidov ve yardımcısı Abdulmabud’u görüşmek üzere yanına çağırdı. Antranik gelen heyetten istediklerini alamayınca heyeti Rus Kilisesinin karşısındaki binaya götürerek hapsetti. Artık şehirde katliamlara başlanabilirdi. Evlerinden, işyerlerinden toplanan binlerce Erzurumlu birkaç gün içinde Türk Ordusu şehre girmeden istasyon barakalarında, Yanıkdere’de, Hacı Ahmet Ağa Hanında, Ezirmikli Osman Ağa Konağında, Mürsel Paşa Konağında ve şehrin diğer bölgelerinde şehit edildiler. Belediye heyetinde bulunanlar ve Seyidov şehit edilenler arasındaydı. Seyidov hapsedildiği evden kaçmış, lakin Çamurlu sokakta yakalanarak şehit edilmişti.
Sonuç olarak Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Balkan Savaşları döneminde Osmanlı Devleti kurumlarına yaptığı yardımlar ile; işgal yıllarında Erzurum, Oltu, Ardahan, Kars, Iğdır, Hınıs, gibi yerlerde kararlılıkla yürüttüğü çalışmalar ile; Nargin Adası’ndaki Türk esirler için gösterdiği fedakârlıklar ile ve tabi ki Seyidov’un ve arkadaşlarının Erzurum’da şehit edilmeleri ile tarihteki yerini almıştır.
Bu nedenle Erzurum kamuoyuna teklifimiz Çamurlu sokakta Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir nişanesi olarak “Seyidov Anıtı’nın” yapılarak gelecek kuşaklara bırakılmasıdır.