“Keşke bu cezireye (adaya) gitmez olaydım. Keşke bir deri bir kemik bedenleri, fersiz gözleri, ah u zar eden bu insanları görmez olaydım. Keşke, ‘Efendim, su!’, ‘Efendim, yemek!’, ‘Efendim, giyecek’ sözlerini işitmez olaydım.”
Dr. Neriman Nerimanov
16 Şubat 1916 tarihinde Erzurum’un düşmesini müteakip Erzincan’a kadar ilerleyen Ruslar bu sürede esir ettikleri Türk askerlerinin bir bölümü Sibirya’ya göndermiş, bir bölümünü ise Bakü’ye getirerek buradaki Nargin Adası’nda toplamıştır. İlerleyen yıllar içinde Nargin Adası’nda bulunan esirlerin sayısının artması üzerine durum gittikçe kötüleşmiştir. Esir kampında tutulanların vaziyetinin ne derece dayanılmaz bir raddeye ulaştığıyla ilgili ilk somut bilgileri dünyaya duyuran, Azerbaycan’ın büyük devlet adamı ve halk önderi, Kurtuluş Savaşı sırasında yapılan yardımları (altın, para, benzin…) zamanı gelince Mustafa Kemal’in ödemek istemesi üzerine “Gardaşın gardaşa borcu olmaz!” cümlesini kullanan efsane isim Dr. Neriman Nerimanov olmuştur. Nerimanov, 18 Aralık 1917’de Şehir Duma’sında yapılan oturumda hazırladığı bir raporu sunarak Nargin Adası Esir Kampı’nın durumunu ortaya koymuştur.
Aynı zamanda başarılı bir gazeteci de olan Nerimanov Nerimanov, Hümmet gazetesinde kaleme aldığı makalelerle Bakü halkını yardıma çağırmıştır. 28 Kasım 1917’de yayınladığı makalesinde, esir kampındaki vaziyeti açık ve net bir şekilde gözler önüne sermiştir:
“Keşke bu cezireye (ada) gitmez olaydım. Keşke bir deri bir kemik bedenleri, fersiz gözleri, ah u zar eden bu insanları görmez olaydım. Keşke, ‘Efendim, su!’, ‘Efendim, yemek!’, ‘Efendim, giyecek’ sözlerini işitmez olaydım. Keşke; çıplak, dudakları soğuktan titreyen, yüzleri morarmış anasız babasız çocuklarla konuşmamış olaydım. Keşke hastanede, başları kerpiç üstünde can veren yiğitlere rast gelmemiş olaydım. …Ben ağladım. Ben, hastalık ve marazlar içerisinde kıvranan, düçar (yakalanmış) oldukları türlü türlü hastalıkların pençesinde inleyen insanların ah u zarlarını işitip, birçoğunun hayattaki son anlarına şahit olunca, dayanamayıp gayrı ihtiyari ağladım. Ağlamamak mümkün mü? …. Emin olunuz, siz de benim gördüğümü görse idiniz ve elinizden bir şey gelmeyeceğini düşünseydiniz, siz de benim söylediklerimi söylerdiniz: Keşke bu cezireye gitmeyeydim!”
Dr. Nerimanov’un, 11 (24) Aralık 1917 de Hümmet gazetesindeki yazdığı makalesinde Nargin Adası’nda verilen yemekler için yazdığı satırlar yürek parçalar; “Ben sağlamlar için pişirilen yemeği gördüm, itini seven bir insan itine vermez.”
Mustafa Bey Alibekov’un Nargin’i ziyaretinden sonra Açık Söz gazetesinde (6 Ocak 1918) adadaki imkânsızlıkları MART 2021 27 anlattığı yazısındaki; “Oradaki esirlere yemek o kadar az veriyorlar ki, esirlerin birçoğu paylarını yedikten sonra etrafı gezip atılmış kemikleri yiyip kemiriyorlar...” cümlesini değerli araştırmacı Gürsoy Solmaz’ın Kâmil Dursun’un ile yaptığı röportaj doğrulamaktadır: “Nargin Adası’nda bulunan Alman ve Avusturya esirlerinin kamplarını dolaşarak onların çöplüklerinde bulduğum kemikleri taşla ezerek yiyordum”.
Nargin Adası’nın durumu uluslararası platformda en mükemmel şekilde İsveç Kızılhaçı’ndan Ragnar Tennman’ın 7 Ekim 1917 tarihli raporu tüm vahşeti ile anlatmaktadır:
“Kampta hem 74 Türk, 16 Avusturya ve 1 Macar subayın kaldığı bir subay kampı hem de 1.120 Avusturya, 176 Alman, 4.000 Türk askerin kaldığı bir er kampı vardı. Türklerin 2.500’ü sivil esirdi ve içlerinden 10’u kadındı. Subaylar, kütükten yapılmış barakalarda tutuluyordu. Her bir subaya 2’ye 2,5 metre bir alan düşüyordu. Yatakları iki keresteden oluşuyordu, ışık yetersizdi ve yemek salonu, çamaşır odası, özel odaları yoktu. Baraka, pire, tahtakurusu ve hamam böceği kaynıyordu. Her yerde pislik, sinekler ve fareler vardı. Askerler 250-300 kişilik barakalarda kalıyordu. Barakaların zemini yoktu, pencereler tepedeydi. Camlar uzun zaman önce parçalanmıştı, yağmur ve kum, fırtınayla birlikte içeri giriyordu. Barakalar tahtakurusu ve pire kaynıyordu. Temizlik yapabilmek için gerekli hiçbir şey yoktu. Tabak, kaşık, çatal, bıçak yoktu. Esirlerin saman yatakları ve yorganları da yoktu. Birkaç ince yorgan vardı, ama diğer esirler sert tahtalar üzerinde yatıyordu. Esirler kampa gelince dezenfekte etmek için şahsi eşyaları alınıyor, daha sonra bunların dörtte üçü çalınıyordu. Ölenlerin de şahsi eşyaları çalınıyordu. Esirlere kaba ve zalimce davranılıyordu. Açlıktan zafiyet geçirenlere, nekahet dönemindekilere, hatta yerlerde sürünen malullere dahi saygı gösterilmiyordu. Onlar da sağlıklıymışçasına işe sürülüyorlardı. Kırbaçla ağır işkence ve dayak, özellikle Türk savaş esirlerin tekmelenmesi, günlük olaylardandı. Adaya 10 Haziran 1917-25 Ağustos 1917 arasında 81’i ölü 1.370 esir getirildi. Hastanede 175 ağır hasta vardı. Hastaların tedavisini üstlenenler Becker ve Niedermayer isimli iki Alman doktordu. Ancak Doktor Becker’in kendisi de ağır sıtma hastasıydı. Diğerleri karantina ve Türk hastalarla uğraşmaktan hasta esirlerle ilgilenemiyordu. Her gün hastaneye Rusların kırbaçladığı Türk esirler geliyordu.”
“Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi” öncülüğü ve koordinasyonunda, sadece esir kamplarına değil, Kafkasya’da Türklerin yaşadığı hemen her bölgede yardım komiteleri oluşturulmuş, Kars ve çevresindeki yerlere ilk yardım heyetleri gönderilmişti. Rus işgali altında yaşayan harpzede Müslümanlar için yardım toplama çalışmaları savaş boyunca sürmüş, Azerbaycan Türklerinin Anadolu’da felakete uğrayan kardeşleri için başlattığı yardım çalışmalarının sloganı ise “Kardaş Kömeği” (Kardeş Yardımı) olmuştur. Kafkasya’da Türklerin yaşadığı pek çok şehirde “Kardaş Kömeği Günü” düzenlenerek yardımlar toplanmıştır. 1915 yılı başlarında Sarıkamış, Kars, Erzurum, Ardahan bölgelerinden gelen haberler üzerine bir kısım Azerbaycanlı aydınlar, yaklaşan Nevruz Bayramı’nın eğlence içinde kutlanması yerine Türk ve Müslüman harp zedelere, esirlere yardım edilmesi için halka çağrılar yapmışlar, gazete ve dergilerde yazılar yayınlamışlardır.
O dönemde Bakü’de çıkan gazeteler, Ruslara rağmen büyük bir cesaretle Nargin Adası’nda bulunan Türk esirlere açık açık yardım talep eden ilanlar veriyorlar, yardım yapanların isimleri ilan edilip taltif edilirken bağış yapmayan zenginleri ise açık açık ayıplıyorlardı. Tüm bunların Azerbaycan’da Rusların olduğu bir sırada yapılmış olması, gerçekten takdire şayandır.
Bakü’de çıkan bütün gazeteler, Rus yönetiminden korkmadan herkesi yardıma çağırır; “Nargin Ceziresi’ndeki esirlerin hali son derece fenadır. Binaenaleyh acil surette kömek (yardım) lazımdır. Pul ile yorgan, döşek ve her ne kadar verirseniz onunla kömek edin.”
Azerbaycan gazete sahipleri ve yazarları, yaklaşan Nevruz Bayramı münasebetiyle bayramın ikinci günü olan 10 Mart’ta “Kardaş Kömeği” adıyla bir gazete çıkarmayı kararlaştırır. Gazeteyi çıkarmak üzere oluşturulan heyete İkbal gazetesinden Mehmed Emin Resulzade, Sada gazetesinden Haşim Bey Vezirov ve İkdam gazetesinden Mahmud Nedim Karagözov seçildiler. Belirtilen toplantıda alınan karara göre gazete Nevruz Bayramı’nın ikinci günü çıkarılacak, o gün Bakü’de hiçbir Müslüman gazetesi çıkarılmayacak, bu gazeteden elde edilen gelirin hepsi Müslüman harpzedeler yararına kullanılacaktı. Bu kararlar doğrultusunda yapılan çalışmalar semeresini vermiş ve Kardaş Kömeği Gazetesi, bir günlük gecikme ile Nevruz Bayramı’nın üçüncü günü, 11 Mart 1915’te yalnız bir günlük olarak çıkarılmıştır. Kardaş Kömeği Gazetesi’nin çıkarılmasında emeği geçen yazar ve işçiler de dâhil hiç kimse ücret almamış, herkes gönüllü olarak çalışmıştır. Kardaş Kömeği Gazetesi, 10 kapik fiyatla satışa sunulmuş ve gazetenin satışından 1.300 manat gelir elde edilmiş, bu paranın hepsi felakete uğramış harpzede Müslümanlar için kullanılmıştır.
Bakü’de Safa Maarif Cemiyeti, “Mevlid-i Nebi” (Kutlu Doğum) dolayısıyla İsmailiye binasında bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantıya başta Hacı Zeynelabidin Tagiyev olmak üzere Azerbaycan’ın pek çok önde gelen şahsiyeti katılmıştır. Aynı günlerde Bakü’de bulunan harp zede yetimler ve esirler yararına bir yemek düzenlenmiş 1.772 manat 25 kapik toplanmıştır. Kürdemir Camii’nde Hüsnü Efendi aracılığıyla 267 manat 25 kapik toplanarak Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’ne gönderilmiştir. Neşri Maarif Mektebi’nde okutulan Mevlid-i Nebi’den sonra 188 manat 30 kapik toplanarak makbuz karşılığında Cemiyet-i Hayriye’ye teslim edilmiştir.
Cemiyet-i Hayriye, Bakü’deki hükûmet nezdinde yaptığı girişimler sonucunda Türk esirlerin resmi himayeciliğini de üzerine almış ve böylece Cemiyet, esirlerin bulunduğu yerlere rahatlıkla girip çıkma ve kontrol edebilme hakkına sahip olmuştur. Bu izin sayesinde subayların hafta sonlarında adadan alınarak Bakü’de aile ortamında bir gün geçirmeleri ve ihtiyaçlarının giderilmeleri sağlanmıştır. Esirler izinli çıkarken firar etmeyeceklerine dair yemin ettirilmelerine rağmen bir bayram günü şehre bırakılan 8 Türk esir subay bir daha geri dönmemişti. Bu olaydan sonra Cemiyet-i Hayriye temsilcilerinin adaya gidip gelmesi kısıtlanmış, hafta sonu izinleri de iptal edilmiştir. Cemiyet üyeleri bu esirlerin adadan firar etmelerine de yardım etmişler, İran Astara’sına kaçmalarını da sağlamışlardır.
Adaya bizzat gelerek yardımlarda bulunan Bakü zenginlerinden (şeher milyoncuları) Azerbaycanlı Ayşe Hanım’ın göstermiş olduğu yardımseverliği, Nargin Adası’nda esir olan Yedek subay Ahmet (Göze) Efendi şöyle anlatmaktadır:
“Ayşe Hanım zengin bir kadın, çok büyük bir vatanperver, millî hisleri kuvvetli ve çok cömert bir hanımefendidir. Nargin Adası’nda yüzlerce Türk esirin bulunduğunu bilmekte ve her fırsatta kendilerini ziyarete gelmektedir. ‘Asker evlatlarım, ziyarete geldim’ diyerek hallerini hatırlarını sormaktadır. Her haliyle bütün servetini onlara feda etmeye hazır olduğunu Nargin Adası'nda yaklaşık 50 kişinin gömüldüğü bir toplu mezar. Etrafta buna benzer birçok çukur var ve etrafta saçılan kemikler bulunmaktadır. (Bingür Sönmez arşivi) MART 2021 29 belli etmektedir. Bu hamiyetli yaşlı hanım, bütün kampın anası olmuştur adeta.”
Bolşevikler Bakü’ye girdiklerinde Ayşe Hanım’ı ve onun gibi bir yardımsever olan Aziz Bey’i de öldürmüşlerdir.
Kızılhaç Heyeti’nin Nargin’in içyüzünü ifşa etmesi ve Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin ve siyasi parti temsilcilerinin gayretleri ile harekete geçen şehir Duma’sı, askeri şûra temsilcileriyle görüşmeler yaparak Nargin’deki şartların iyileştirilmesi için tedbirler almış olmalarına rağmen ada Türk esirler için büyük bir toplu mezar olmuştur. Esaret hayatını Nargin’de geçiren Başçavuş Süleyman Nuri Efendi, bir gün toplu mezarların yerini merak eder. Adanın kuzey tarafı ucuna, ölen esirleri gömdüklerini işittiğimiz yeri görmek ve bu vesileyle onları ziyaret etmek ister. Gördüğü manzaradan dehşete düşer ve koğuşa gelince, sorulduğu zaman çukurların ellişer kişilik olarak kazıldıklarını, her gün ölenleri sırayla balık istifi koya koya 50 kişi tam olduğu haberi verilince, çukur kapatılarak diğer bir çukurun hemen orada ve yahut da yakın civarında kazıldığını öğrenir.” Halen adanın kuzey doğu ucunda yer alan toplu mezarların etrafında etrafa saçılmış insan kemikleri bulunmaktadır.
Bakü halkı, Nargin Adası’nı her zaman hüzünle seyretmiş, “Türk Adası” olarak bahsetmiştir. Bakü’de bir belgesel çalışması sırasında röportaj yaptığımız bir Bakü’lünün söyledikleri, yerli halkın yüreğinde adanın yerini anlatmaya yeterlidir; “Dedem Nargin Adasını göstererek derdi ki; Bu adada Türkler vardı, biz çocukken sahile gider ekmek doğrardık ki dalgalar ekmekleri o adaya götürsün!”
Nargin cehennemindeki esaret, Nuri (Killigil) Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmesiyle son bulmuştur.
Nargin Adası’nda Bulunan Esirlere Yardım Eden Azerbaycan Türkleri
Hacı Zeynelabidin Tagiyev ve kızları
Topçubaşı Ali Merdan Bey ve kızları,
Ayşe Hanım, Aziz Bey
İsrafil Gacırof’un zevcesi Seniha Hanım
Acar Aşurbeyov ve eşi Sona Hanım Hacıyeva
Dr. Nerimanov
Dr. Anebikyan
Abdülbaki Mehmedov
İsmail Bey Sefer Aliyev
Gence Belediye Reisi Halil
Naki Keykurun,
Mehmet Emin Resulzade
Ağa Mehmet İbrahimov,
Mürselov
Hacı Aslan Mecidova,
Murtuza Muxtarov
Ejder Aşurbeyov
Oruç Orucov
Haci Ali Emircanov
Melik Mehemmedoğlu
Haydar Zeynelov
Ağabala Guliyev
Genceli Alekber Refibeyli
Mehmet Yusuf Caferov
Mehmet Emin Resulzade
Hacı Hacıbabayov
Hacı Kerim
Hacı Muhtar
Mirtegi Mirbabeyev
Ali Haydar Babayev
Balagardaş İbrahimov
Kasım Kasımov
Hacı Ağa Habibullayev
Beşi Habibullayev
Abdul Hüseyin Kerimoğlu
Alesger Memmedov
Kavkay Aslanov
Devlet Han (İran Bakü Konsolosu)
Mirze Davut
Mir Muhammet
Hasan Bey Zerdabi
Naki Şeyhzamanlı
Halil Hasmemmedov)
Alekber Refibeyli
Nesip Yusufbeyli
Mehmet Hasan Hacınski
Hosrov Paşa Sultanov
Halil İbrahim