İyi eğitilmiş nüfus kalkınmayı hızlandırıcı ve üretici bir lokomotif vazifesini görmektedir. Nitelikli ve kaliteli nüfus yetiştirmenin de en önemli yolu şüphesiz ki iyi bir eğitim sistemine sahip olmaktır. Bu nedenle üniversiteler ülke ve bölge kalkınmasında söz sahibi olan üst düzey eğitim veren kurumlardır. Üniversite, toplum içerisinde insanların bilgilerini artıran ve bu insanları daha nitelikli hale getiren vazgeçilmez bir unsur olduğu kadar, iktisadi kalkınmanın bir sonucu olarak da artan mal ve hizmet üretimine olan talebi arttırarak bireylerin yaşam düzeyini yükselten bir kurumdur. Dünyanın en başarılı tarım üniversitesi olan Wageningen Hollanda toplumuna sunduğu katkı itibariyle üniversite olmanın gereklerini en üst düzeyde yerine getiren bir eğitim kurumudur. Wageningen tabiri caizse üniversite gibi bir üniversite. Kısaca üretiyor. Bu üniversiteden mezun olmanın en büyük şartı yeni bir şey bulmak, yeni bir şey üretmek. Bu üniversite her 2-3 yılda bir yeniden yapılanmaya gidiyor. Tabi bu bizdeki gibi politikacıların keyif ve arzuları ya da partililere kadro imkânı yaratmak için yapılan düzenlemeler değil. Bu yapılandırma dünyada meydana gelen değişmeler, üretici ve tüketicilerden gelen talepler ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda oluyor. Öyle bizimkiler gibi devasa ve süslü bir yapısı da yok bu üniversitenin. Binası bizim ilçelerimizdeki liseler kadar bile değil!
Türkiye’de çok sayıda ziraat fakültesi var ama eğitim kalitesi oldukça düşük. Bizde kaliteden ziyade sayılar önde tutulduğundan ziraat fakültelerimiz her yıl yüzlerce mezun veriyor. Ancak, bu fakülteler ne yazık ki öğrencilerin hak ettikleri eğitimi veremedikleri gibi değişen dünya koşullarında ülke ihtiyaçlarına yanıt verecek nitelikte mezunlar da veremiyorlar. Bir zamanlar moda olan biyoteknoloji, sonra moleküler biyoloji ve genetik, şimdilerde ise nanoteknoloji, devletin ayırdığı Ar-Ge kaynaklarını paylaşmanın bir aracı durumunda.
Hollanda’nın tarımdaki başarısında Wageningen lokomotif durumda. Devlet de gerekli desteği verince ortaya bir şaheser çıkıyor. Ülkemizde ise 100’ün üzerinde Devlet üniversitesi, 40’ı aşan sayıda da ziraat fakültesi bulunmakta. Ne acıdır ki hepsi bir Wageningen etmiyor. Neden mi? İşte bir üniversitenin başardıkları, onlarca üniversitenin ise başaramadıkları.
Bir tarafta üç tarafı denizlerle çevrili, Çukurova, Harran Ovası, Konya Ovası gibi verimli topraklara sahip Ülkemiz, diğer tarafta bizim Konya Ovası büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip, tarımsal arazilerinin önemli bir kısmı denizin doldurulmasıyla meydana getirilmiş tarımsal arazi varlığı ülkemizin yüzde 3,8’i yani yirmi beşte biri olan Hollanda.
Küçük bir tarım arazisine sahip, çok zorlu koşullar altında tarım yapan Hollanda’nın tarım ürünlerin ihracatından elde ettiği rakam 2020 yılında 94,5 milyar Euro. Bizde ise bu rakam 14 milyar 765 milyon Dolar. Hollanda’nın elde ettiği kazancın bizim kaç katımız olduğunu varın siz hesaplayın.
Daha öncede belirttiğin üzere Hollanda’nın tarım topraklarının önemli bir kısmı denizden kurtarılmış. Bu çalışmalar 1600’lü yıllarda başlıyor. Drenaj kanalları ve setler yapılarak alçak alanlardaki su, yel değirmenleri ile boşaltılıyor. Buradan elde edilen topraklar ıslah edilerek tarıma uygun hale getiriliyor. Tarlaları nadasa bırakmak yerine akılcı münavebe uygulamaları ile topraklar bir taraftan ıslah edilirken verimliliği de daim kılınıyor. Türkiye’de ilerici planlar ve modern tarım politikaları oluşturulmadığı için rekolteler düşmüş, tarım toprakları yavaş yavaş çorak topraklar haline gelmiştir.
Hollanda üretimin her aşamasında aklı, bilimi ve teknolojik gelişmeleri kullanıyor. Çiftçi nüfusu genç. Türkiye ise tarım teknolojisinde çok gerilerde. Çiftçi yaş ortalaması oldukça yüksek.
Hollanda domates yerine ileri teknoloji isteyen domates tohumunu üretiyor. Hollanda'dan kilo hatta gram ile domates tohumu alan Türkiye, büyük emek ve maliyetlerle ürettiği domatesi TIR'larla ihraç ediyor fakat Hollanda kadar kazanamıyor.
Hollanda’nın tarım alanında ilerlemesinin en önemli nedenlerinden birisi uzmanlaşma. Seralar ve üreticiler çoğunlukla tek bir ürün üzerine uzmanlaşıyor. Türkiye’de ise, bir önceki yıl hangi ürün para ettiyse o ürünün planlaması yapılmadan kara düzen ekimi yapılıyor.
Hollanda, 7 yıllık tarım bütçesi yapıyor. Hollandalı çiftçi 7 yıl boyunca hangi ürüne ne kadar destek alacağını biliyor. Çiftçi her aşamada denetleniyor ve her yıl üretimi kalite olarak puanlandırılıyor. Türkiye’de uzun ve istikrarlı tarım politikaları yapılmıyor. Tarıma destek veriliyor ama sonuçları takip edilmiyor. Bütçeye konulan para adeta dağıtılıyor, desteğin sonucuna bakılmıyor.
Hollanda kooperatifleşmeye önem veriyor. Ar-Ge, pazarlama, uzun ve sürdürülebilir bir tarım politikası uyguluyor. Türkiye’de tarımı destekleyip ekonomiye katkısını artıracak politikalar üretilirken ne bir kooperatifin ne de uzmanların görüşü alınıyor. Genelde ithalata dayalı tarım politikaları benimseniyor. Üreticileri ve artan gıda fiyatlarını "ithalatla terbiye etme" yoluna gidiliyor. Et fiyatı artınca et, buğday fiyatı artınca buğday, pirinç fiyatı artınca pirinç ithal ediliyor.
Hollanda’da tarımda kooperatifleşme çok önemli. Çiftçinin ne yetiştireceğine kooperatif karar veriyor. Kooperatifteki yönetici ve mühendisler çiftçiyle ekeceği ürünün getiri hesabını yaparak doğru ürünü belirliyorlar. Ekim yapılacak ürünler onaylandıktan sonra, ekim için plan ve program yapılıyor ve ona göre çalışma başlatılıyor. Çiftçiler üretimin her aşamasına uzman kooperatif yetkilileri ile iş birliği içerisinde karar veriyor. Hasat zamanı da personel desteği sağlanıyor ve hasat yapılıyor. Türkiye’de tarımsal kooperatifler sayı bakımından yeterli olsa da etkinlikleri ve verimlilikleri istenilen düzeyde değil. Bu kooparatifler ülke tarımında karar aşamasında yetkili değil.
Hollanda’da tarım yapan nüfus azalıyor ama buna rağmen tarıma ayrılan alanların büyüklüğü aynı kalıyor. Türkiye’de hem çiftçi hem de ekilebilir tarım arazisi azalıyor. Hollanda, sınırlı topraklarının farkında ve bu yüzden çevreye duyarlı, sürdürülebilir bir tarım politikası izliyor. Tek olmak yerine birlikte hareket etmeyi benimsiyor.
Türkiye gibi tarımsal potansiyeli çok yüksek bir ülkede, 4,1 milyon hektar tarım arazisi boş duruyor. Bunların hepsi bir üniversitenin ürettiği bilimin ışığında oluyor. Darısı başımıza diyelim.
Kaynakça ÇETİNER Selim. Sabancı Üniversitesi