GelişimErzurumYazı

Türk Dünyası Vatandaşlığı

Türk milleti şüphesiz ki insanlık tarihine yön veren, insanlık tarihini etkileyen en eski ve en önemli milletlerden biridir. Soyu Tevrat’tan ve İbn Haldun’dan nakledildiğine göre Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in Türk adındaki oğluna dayanmaktadır. Türkler dominant kavimler içerisinde olup, beyaz ırka mensupturlar. Ortaçağ kaynaklarında Türkler Turan tipini temsil eden Orta Asya, Maveraünnehir ve diğer yakın doğu Türkleri beyaz tenli, koyu parlak gözlü, değirmi yüzlü (ay yüzlü, badem gözlü), endamlı, sağlam yapılı erkek ve kadınlarıyla güzelliğe örnek insanlar topluluğu olarak nitelendirilmektedirler2. Türk kelimesi ilk defa Göktürkler zamanında kullanılmış olup, zamanla Türk soyuna mensup ve Türkçe konuşan bütün toplulukların genel adı olmuştur. Türk kelimesinin isim olarak türeyen, çoğalan; sıfat olarak güçlü, kuvvetli, olgun anlamına geldiği bilim adamları tarafından kabul edilmektedir. Türklerin anayurdu olarak Tür-kistan (Orta Asya) gösterilmektedir. Türkistan (Orta Asya)’nın neresi olduğuyla ilgili olarak bilim adamları arasında net bir görüş yoktur. Ancak yapılan araştırmalardan elde edilen veriler, coğrafi alan olarak Altay Dağları’nın kuzeybatısı, Tanrı Dağları’nın kuzeyi, Aral Gölü’nün çevresi ve Hazar Gölü’nün doğusu olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkler, dünya üzerinde birden çok devlet kurmuş ve günümüzde dünyanın da gözünün olduğu coğrafyalarda hüküm sürmüş nadir milletlerden biridir. Bunun temel sebebi toplum olarak göçmen bir yapıya sahip olması ve özellikle tarihinde belirli dönemlerinde coğrafi mekân değişikliği yapmasından kaynaklandığı söylenebilir. Her millette olduğu gibi Türklerde de kültürü oluşturan temel ögelerden biri de mitolojidir. Türk mitosuna baktığımızda Türk tarihi bir soykırımla başlar. Bu soykırımın ilk görüleceği yer, efsanelerden biri olan kurttan türeyiş efsanesidir. Buna göre Türklerin hepsi Çinliler tarafından öldürülür. Yalnızca biri sağ kalır ve Türkler adı İdikut olan bu Türk’ten türerler. Destanlar ve efsaneler tarihi yansıtmaz, ama çeşitli sembollerle tarihi yansıtma yoluna giderler. Bu efsaneden anlaşılacağı üzere, Türkler tarihe kötü başlar. Türkler, tarihin ilk dönemlerinde Türkistan’da hayatını devam ettirirken, daha sonraki devirlerde Türkistan’dan ayrılıp, Anadolu’ya gelirler ve Anadolu’da etkileri günümüze kadar devam eden bir devlet vücuda getirirler. Bir göçler tarihi olan Türk tarihinde, 16. yüzyılın ortalarında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgale uğrar, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti Viyana önlerinde bozguna uğrar, 18. yüzyılda hızlanan olaylar 20. yüzyılı Türkler için kara bir yüzyıl hâline dönüştürür. Bu yüzyılda Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yapılan Millî Mücadele ve ardından İstiklâl Savaşı’na kadar Türkler hep kaybeder ve göçerler.
Dünyanın farklı yerlerinde büyük sıkıntılar içerisinde varlıklarını sürdüren Türkler birbirleriyle hiçbir zaman bağlarını koparmamışlardır. Bundan dolayı kültürel anlamdaki birliktelik, bazı olumsuz durumlarla karşılaşılmasına rağmen doğal olarak devam etmiştir. Osmanlı Devleti içindeki aydınların siyaset, dil ve edebiyat alanındaki çalışmaları devlet dışındaki Türklerin varlığını gözler önüne sermiştir. 19. yüzyılın başlarında Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesinde “Dış Türkler” konusu dikkatlere sunulmuş, “Tevhid-i Etrak” düşüncesiyle gün yüzüne çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıllarında özellikle Türkistan’daki “Dış Türkler” konusu ile ilgili Atatürk’ün herkes tarafından bilinen aşağıdaki düşünceleri çok önemlidir:
“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İste o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.” 29 Ekim 1933, Çankaya Köşkü Türkiye’de “Dış Türkler” ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken 21 Aralık 1991 yılında gerçekleştirilen Alma Ata Zirvesi’nde, Bağımsız Devletler Topluluğu kurulması kararı alınır. Birlik’teki beş Türk devleti olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlıklarını ilan eder. Bunun sonucu olarak Türkiye’de “Dış Türkler” ve “Türk Dünyası” mevzuu daha çok kullanılır hâle gelmiştir.
Günümüzde ise “Türkiye Dışındaki Türkler” ve “Türk Dünyası” kavramları “Dış Türkler” kavramı yerine kullanılmaktadır. Türk Dünyası, bazılarına göre 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılda tüm Türk halkları için kullanılan coğrafi ve kültürel bir kavramdır. Bu görüşe rağmen Türk Dünyasının sınırlarının hangi kriterlere göre (soy, dil, bağımsızlık vb.) belirleneceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Oldukça geniş bir coğrafya alanını kapsayan Türk Dünyası içinde en batıda Kosova, Karadağ, en doğuda Moğolistan yer alır. Bu kavram Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan gibi tüm bağımsız yedi Türk devletlerini, Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş, Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar gibi yarı özerk bölgeleri ve dünyanın her yerinde Türk halklarının yaşadığı bölgeleri ifade eder. Uçar’a göre Türk Dünyası dört farklı şekilde sınıflandırılabilir:
1. Bağımsız Türk devletleri (Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan)
2. Özerk olarak yaşayan Türk devletleri/toplulukları (Altay, Başkırdistan (Başkurdistan), Çuvaşistan, Dağıstan, Gagauz (Gökoğuz) Yeri, Hakas, Kabartay-Balkar (Malkar), Karaçay-Çerkez, Kırım, Tataristan, Tuva, Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan), Yakutistan (Saka, Saha Eli)
3. Azınlık olarak yaşayan Türk toplulukları (Afganistan, Bulgaristan, Irak, İran, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Rusya, Suriye, Tacikistan, Yunanistan)
4. Göç yolu ile başka ülkelere yerleşen Türk toplulukları (Avustralya, ABD, Avrupa ülkeleri, Kanada, S. Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkeleri)
Yukarıda görüleceği üzere Türklerin yedi kıtaya yayılmış olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu geniş alan içinde bugün için yedi bağımsız ve çok sayıda yarı bağımsız ya da bağımlı Türk ülkeleri bulunur. Bu ülkelerin toplam yüzölçümü 4,899.178 km2yi bulmaktadır. Rusya Federasyonu’ndaki özerk cumhuriyetlerin yüzölçümü ise 3,8 milyon km2 kadardır. Bunlara Türkiye ve Doğu Türkistan’ın da ilave edilmesiyle, Türk Dünyası’nın toplam alanı 12 milyon km2 ye ulaşır. Bu alan Avrupa kıtasının alanından hayli fazladır. Türk Dünyası’nın toplam nüfusu ise yaklaşık 300 milyon olarak ifade edilmektedir. Rahmetli Oktay Sinanoğlu Adriyetikten Çin seddine sadece Türkçe konuşarak gidilebileceğini ifade etmiştir.
Bu bölünmüşlüklere rağmen, toprak anlamında bütünleşme olmasa bile aynılıkları ve benzerlikleri olan Türklerin eğitim, kültür, tarih, ekonomi gibi alanlarda ortak paydada hareket etmeleri çok önemlidir. Bu anlamda romantik bir düşünceye sahip olmadan ortak paydada hareket edebilme kapasitesinin gelişimi için Atatürk’ün de belirtmiş olduğu dil, tarih, eğitim ve ekonomi alanlarında köprülerin kurulması gerekmektedir. İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, İşte, Fikirde Birlik” düsturu bu noktada çok önemlidir. Bunların yanı sıra Orta Asya ile Türkiye arasındaki güçlü bir ilişkinin 21. Yüzyıldaki tüm siyasal dengeleri etkileyeceği de aşikârdır.
Bu düşüncelerden hareketle, eğitim anlamında birliktelik olması bağlamında “Türk Dünyası Vatandaşlığı” proje fikri ortaya çıkmıştır. Bu projenin genel amacı, farklı coğrafyalarda yaşayan, Türk Dünyasındaki özellikle üniversiteli gençlerde “Türk Dünyası Vatandaşlığı” bilincini geliştirmektir.
Proje kapsamında düzenlenen bilimsel çalışmalar ile “Türk Dünyası Vatandaşlığı” ders programı geliştirilmiştir. Bu ders içeriğinde, edebiyatta, tarihte, halk kültüründe aynılıklar, Türk Dünyasının abide şahsiyetleri gibi temalar yer almıştır. Proje kapsamında Gaziantep Üniversitesinde senato kararı ile seçmeli ders olarak açılmıştır. Bu dersi alan öğrenciler belirlenen temalarda bir dönem öğrenim görmüşlerdir. Proje uluslararası kurumlar tarafından üç defa ödüle layık görülmüştür.
Bir sonraki aşamada, bu dersin uzaktan eğitim yoluyla tüm Türk dünyasından öğrencilere açık hale getirilmesi planlanmaktadır. Dünyanın her yerinden aksaçlı akademisyenlerin katkılarının alınması düşünülmektedir. Yapılacak olan protokoller ile üniversitelerin öğrencilerin aldıkları bu dersleri geçerli saymaları planlanmaktadır. Yine başarılı olan öğrencilerin yaz aylarında açılacak “Farabi, Biruni Bilim Kampı” gibi etkinliklere katılması da projede yer almaktadır. Başarılı olan öğrencilere “Dijital Türk Dünyası Vatandaşlığı” kimliği verilmesi planlanmaktadır.
Bugün Afrika’da bir çocuk açlıktan ölüyorsa, Doğu Türkistan’da Uygur kardeşlerimize her türlü baskı ve işkence yapılıyorsa kısacası dünyanın neresinde zulüm varsa bu zulme karşı duruşun adı Kızılelmadır. Halil Cibran “Hakikat iki şeye muhtaçtır: bir onu dillendirene iki anlayana” der. Haksızlık karşısında susmamanın, haksızlığı dünyaya bunu dile getirmenin adıdıdır Kızılelma. Kızılelma, gölgesinde nice mazlumun serinlediği ulu çınardır. Tüm insanlığın hasretle beklediğidir. Dünyanın huzur bulmasının adıdır… Büyük ve kutlu yürüyüş için güçlü olmanın adıdır Kızılelma… Sonuç olarak; Türk Dünyası birlik içinde olmak, güçlü olmak zorundadır. Bu anlamda Türk Dünyası Vatandaşlığı projesi bir çoban ateşi rolüne sahiptir. …“Bir gün gelecek herkes Türk Dünyası Vatandaşı olmak istiyorum diyecek”… Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nu rahmetle anıyorum.

Prof. Dr. Erdal BAY