“Uzak Bir Masal” adlı romanınız bu sene başında yayımlandı. Öncelikle hayırlı olsun. Okuru bol olsun. Rüya adını verdiğiniz ilk bölüm çok karamsar başlıyor. “Umut etmenin dünya üzerindeki en büyük musibetlerden, kayıplardan ve acılardan daha habis bir şey olduğunu anlamıştım. Başım dönüyordu, dengemi bulabilmek için apartmanın duvarına tutundum.” Ana karakter Neylan bunları söylüyor. Oysa umut etmenin insan için çok değerli olduğuna inanılır. Neylan neden umuda bu kadar karamsar bir anlam yüklüyor?
Umut bir yandan insanları diri tutarken diğer yandan da bir kısır döngünün içine hapsedebilir. Mutsuz ve çaresiz insanlara “umudunu kaybetme” diye öğüt veririz ama bazen de “boş hayallerin peşinde koşuyorsun,” deriz. Bazen peşinde koştuğumuz bir iş, bir insan, bir hayal bizi zehirler. Sürüklendiğimizi görürüz, perişanlığımızı fark eder ama kurtulamayız. İşte böyle bir hikâye Neylan ve Levent’in birlikte olma çabası… Umut ettikçe kısır döngüye sıkışıp kalan bir kadın ve kadının bu aşırı bağımlılık ve sevgisinden beslenen bir erkek.
“İnsanın kolu kanadı kırıkken, en hüzünlü anlarında verdiği kararlar hep en doğru kararlardı, içgüdünün seni sürüklediği yere gittiğinde ve kendini gökten inen mesajcı meleklere teslim ettiğinde hayatın rotası geri dönülmez bir şekilde değişiyor, sen altüst oldum sanırken düze çıkıyordun.” Romandaki şaşırtıcı cümlelerden bir kaçı daha. Oysa sakin zamanlarda karar vermenin daha sağlıklı olduğu söylenir. Gerçekten hüzünlü anlarda verilen kararlar daha mı isabetli? Bir de sanki burada tam olmasa da son zamanlarda popüler olan kişisel gelişim, meditasyon, evrenle mesajlaşma, duygulara kulak verme gibi hususlara da gönderme var gibi. Neler söylersiniz?
Hayatın bazı anlarında kararların hızlı ve ani verilmesi gerekir. Robert Frost’un bir şiirinde dediği gibi bir ormanda yürürken o yol aniden ikiye ayrılıverir ve bir tercih yapmak zorunda kalırsınız. Bir işten ayrılmayı belki aylarca düşünürsünüz, karara varamazsınız ama bir gün öyle bir an gelir ki artık bir saniye bile düşünmenize gerek kalmamıştır. UZUNHASANOĞLU Muaz ERGÜ SÖYLEŞİ 10 GELİŞİM ERZURUM Kırılma anları genellikle hüzünlü, hızlı, ani, sarsıcı ve çarpıcıdır. Hayatınızı alt üst etti sanırsınız aslında bambaşka bir şeye hazırladığını sonradan geçmişe dönüp baktığınızda fark edersiniz. Bu bir tür kaderci yaklaşım olabilir, tasavvuf olabilir, bahsettiğiniz gibi evrenle iletişim olabilir, karma olabilir. Dünyanın hangi coğrafyasında yaşıyor ve hangi inanca sahipseniz size öğütlenen bir şeydir. Kırılma anlarında korkmamanız, aksine ders çıkarmanız gerektiğini ileten bir öğretidir.
Neylan’ın rüyaları roman kurgusunda önemli yer tutuyor? İlk zamanlarda çok kötü bir rüyayı sürekli görüyor. Ayakları kan içinde yürüyor. Bir cenine dönüşür gibi… Rüya, rüyalar hususunda neler düşünüyorsunuz? Ayrıca masal önemli bir öge sizin için sanırım. Rüyayla birlikte masal hususunda neler düşünüyorsunuz?
Rüyalar bize bilinçaltımızın armağanlarıdır. Yüzümüzü Freud’a, Jung’a dönersek her birinin biz farkında olarak/ ya da olmadan, bebeklik/çocukluk/ergenlik dönemlerimizden bize kalan travmaların su yüzünde yüzen levhaları olarak algılanabilir. Neylan bebeklik döneminden kalan, sözcüklerinin olmadığı ve hatırlamadığı bir dönemi rüyalarında görüyor ve tamamlanma hissini arıyor. Daha sonra evine kavuştuğunda artık ayaklarının altı kanamıyor ve derme çatma yapı da artık çatısız ve yıkık değil. MART 2023 11 Rüyaların sembolik önemine inandığım için Neylan’a da böyle bir rüya tasarladım. Masallara gelince… Kadim hikâyeler hem kolektif hem de bireysel bilincimize yer etmiş ve silinmesi zor anlatılardır. Bizimle yaşarlar. Ve bir gün bakmışız biz o masallara dönüşmüşüz. Çünkü hikâyeler tekerrür eder. Binlerce yıl geçer, dekorlar, kıyafetler değişir ama masallardaki izlekler ve duygular değişmez.
İlk soruda romanda karamsar bir başlangıç olduğundan söz etmiştik. Romanda Neylan’ın sevgilisi heykeltraş Levent’in oturduğu apartmanın adı Mesude apartmanı. Mesude mutlu, sevinçli, kutlu, bahtlı gibi anlanlara geliyor. Ayrıca kadınlara verilen bir isim, dişil… Apartmanın ismine Neylan’ın mutluluk arayışının göstergelerinden diyebilir miyiz? Levent de ayrıca sert, hoyrat ve narsist bir kişilik. Apartmana Mesude isminin verilmesine bir denge oluşturma olarak bakabilir miyiz?
Romanda vermek istediğim bir alegoriyi çok iyi çözümlemişsiniz, bana burada söyleyecek bir şey kaldı mı bilmiyorum. Evet, Mesude Apartmanı özellikle seçilmiş bir isimdi. Neylan’ın ev, mutluluk ve hakikat arayışına uysun istedim ancak Levent’in hoyrat karakter yapısıyla da çelişsin istedim. Bir tür oksimorondu. O apartmanda gerçek anlamda mesut oldular mı sizce? İrem Hanım sorunuza Neylan açısından baktığımızda O apartmana girdiğinde mesut oluyor. Levent’in dairesini özellikle de balkonunu çok seviyor ama zaman geçtikçe Levent’in hoyratlığı, sert davranışları, apartmana giren çıkanlar Neylan’ı üzüyor, sinirlendiriyor. Bir süre sonra alışkanlık ya da bağımlılık dolayısıyla Mesude apartmanına gitmeye başlıyor.
Ana karakterinize neden Neylan ismini verdiniz? Var mı bir sebebi?
Neylan, gerçekleşmiş düş anlamına geliyor. Sonunu açık etmeden şöyle söyleyeyim, kitabı henüz okumamış olan okurlar Neylan’ın kimin düşünün gerçekleşmiş hali olduğunu düşünebilir.
Romanın yol adlı bölümünde yolculuk var, trenle yolculuk… Yol ve zaman hakkında neler söylersiniz? Romanınızda neden nostaljik bir nesne olan tren ve tren yolculuğuna yer verdiniz?
Tamamen kişisel. Trenlerdeki gitme duygusunu çok seviyorum. Uçakta da böyle bir uzaklara gitme hissi ve özlem var ama trendeki kadar baskın değil. Tren sahnesinin dilini de trenin raylarda gitme ritminde yazdım. Üslubunu “tıkır tıkır” giden trenin kısmen daha şiirsel yolculuğu olarak kurdum. Bir de tabii doğuya gitmek algımızda da tren epey sembolik bir yer tutuyor, dramaturjik olarak da treni daha uygun buldum.
Romanınızın kurgusu da ilgi çekici. Şimdiden geriye dönüşler, geçmişe gidişler ve âna dönüşler söz konusu. Çok katmanlı bir kurgu söz konusu. Neler söylersiniz?
Okur iki farklı yolculuk okusun istedim. Birincisi uzak diyarlara yapılan bir dış yolculuk; ikincisi de derinlere yapılan bir iç yolculuk. Kitabım iki farklı aksta ilerliyor, biri geleceğe biri geçmişe uzanıyor. Bir marazi aşk hikâyesi okurken aynı anda ondan kurtulma hikâyesini de okuyoruz. Bu benim diğer romanlarımda da sık başvurduğum bir teknik. Sade ve sıradan yazmayı sevmiyorum. Okurun kafası biraz karışsın istiyorum.
Neylan yıllar önce anne babasının görev yaptığı ve doğduğu topraklara, Nergiz kasabasına annesinin verdiği bir ölüm haberi dolayısıyla gitmek ister. Kasabaya doğru yola çıkar. Annesi oralardan hiç bahsetmemiştir. Neylan’ı bu kasabada bir çok sürpriz bekler. Neylan’ın bütün bunları bilmeden Nergiz kasabasına yolculuk yapma fikrini nasıl değerlendirmek gerekir? Köklere dönüş duygusu olabilir mi?
Köklere dönüşten ziyade köklerin onu çağırması diyebiliriz. Doğduğumuz toprak bizi çağırır. Oranın göğü, suyu, toprağı bizi davet eder. Gen, DNA, mistik bağlar, bilinçaltımızda kalan tortular her nasıl 12 GELİŞİM ERZURUM adlandırırsak adlandıralım herkes zamanı geldiğinde evine döner. Bu hem bir arayış hem de bir kavuşmadır.
Neylan’la Levent arasında inişli çıkışlı bir ilişki var. Neylan bağımlılık derecesindedir. Levent’in hoyratlığına, sertliğine ve her gün Levent’ten ayrılmak istemesine rağmen yine Ona koşar. İkisi arasında Neylan’ı zehirleyen bir ilişki var. Neylan’ın bu bağımlığı için neler söylenebilir? Aslında anne babası da geçmişte sıkıntılı dönemler yaşamışlar. Neylan baba özlemini Levent’le gideriyor olabilir mi?
Ben aile travmalarını incelemeyi ve çalışmayı çok seviyorum. Küçük yaşlarda yaşanan sevgi eksikliği, değersizlik hissi, özgüven eksikliği ileri yaşlardaki ilişkilerimizde farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Eksildiğimiz yerden tamamlanmaya çabalıyoruz. Çatışmalı bir aile modelinin içinden çıkmışsak farkında bile olmadan yine bize o çatışmayı yaşatacak aile modelini seçiyoruz. Anne baba modelimizde çözmeye çalışıp çözemediğimiz hangi sorun varsa, ileri dönem benzer partnerler seçip kendi partnerimizde o meseleyi çözmeye çalışıyoruz. Özşefkat eksikliği, değersizlik gibi yerleşmiş duygular, anne babamızda gördüğümüz öfke nöbetleri, aldatma, ayrılık, kaygı gibi modellerin aynılarını ileri yaşamlarımızda kuruyoruz. Neylan’ın kök arayışı ve bağımlılığı; Levent’in de narsistik birey yapılanması ailelerinden armağan olan şeyler. Ve işin ilginç tarafı birbirilerinden başka insanları seçme şansları da yok. Bir narsist için en uygun ilişki partneri bağımlı olan partnerdir. Bu meselelerle ilgilenenler Neylan ve Levent’in gel-gitlerini ve zehirli ilişkilerini anlayacaktır.
Zamanımızda bir çok ilişki iyi başlıyor ama devamı Neylan’ın yaşadığı gibi kabusa dönüşebiliyor. Ne söylenebilir bu hususlarda?
Bu sorunun cevabı çok uzun, belki saatlerce tartışılabilir lakin özetle “haz ve hız” çağındayız. Örneğin dijital platformlarda izlediğimiz diziler, Twitter’da hızla akan “timeline”, yemeğimizi sadece görsel olarak güzel diye ve fotoğraflamak için seçmek… Bu mikro alanlara bakınca haz odaklı yaşamayı, hızlı yaşamayı anlıyoruz. İlişkilerde de haliyle artık eskisi gibi bir insanla elli sene geçireyim, sadakatle bağlı kalayım modeli bitti. Tüket geç, haz al geç, hızlan geç modeli… Dijital çağın bireyselleştirmesi de cabası… Özetle, bir merhametsizlik ve bağımsızlık çağına sıkışıp kaldık.
Romanı okurken sanat tarihi ve heykelcilik alanında sıkı çalıştığınız ve bu bilgileri metne iyi yerleştirdiğiniz görülebiliyor. Bu sanat alanlarıyla normalde de alakadar mısınız?
Çocukluğumdan beri Avrupa sanat tarihi, Rönesans Dönemi ve heykellerle ilgiliyim. Bu benim o kadar kanıksadığım bir şey ki ilgi alanım bile derken tuhaf geliyor. Bir tablonun, heykelin karşısında saatlerce oturan bir gençtim. Bu benim özüm, doğalım gibiydi. Bu romanda ise ortaya çıkıverdi. Ben de hiç ses çıkarmadım ortaya çıkmasına.
Son olarak neler söylersiniz?
Size bu nitelikli sorularınız için çok teşekkürlerimi sunmak isterim. Yeni bir roman yazmaya başladım, beşinci romanım olacak. Çeviri ve senaryoyla da ilgileniyorum. Kelimelerin büyüsüyle yaşamaya devam ediyorum… Biz teşekkür ederiz.