Erzurum Teknik Üniversitesi'nde Genel Sekreterlik görevini başarıyla yürüten Doç. Dr. Tuba YETİM'i dergimizin bu sayısına konuk ettik.
Gelişim Erzurum Dergisi okuyucuları için öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Erzurum Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Kimya Mühendisliği’nde öğretim üyesiyim. 2012 yılında Erzurum Teknik Üniversitesi ailesine katıldım. İdari görevlerim arasında Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanlığı, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü ve 2.5 yıl önce değerli Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Bülent ÇAKMAK tarafından görevlendirildiğim Üniversite Genel Sekreterliği yer almaktadır. Bu idari görevlerimin yanında akademik çalışmalarım ile lisans ve lisansüstü öğrencilerimizin derslerine girmeye devam etmekteyim. Erzurumluyum. Evli ve 2 çocuk annesiyim.
Hayatta insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden birisi de istenilen alanda eğitim alınması ve alınan eğitime uygun bir mesleğin yapılmasıdır. Bu noktada kendinizi ne kadar şanslı görüyorsunuz?
Aslında ben buna pek de şans diyemiyorum. “İnsanın karşısına çıkan fırsatları görebilmesi ve değerlendirebilmesi” demek sanırım daha doğru bir tabir olacaktır. Her insanın hayatı boyunca önüne çok farklı fırsatlar çıkmaktadır. Ancak bizler çoğu zaman bu fırsatları göremiyor ya da değerlendiremiyoruz. İnsanlar hayalini kurduğu kariyer yolunda yürürken çalışmaktan vazgeçmemeli ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmelidir. Daha ortaokul sıralarındayken hayalim akademisyen olmaktı. Bence hedef belirlemek ilk ve önemli bir adımdır. Sonrasın22 GELİŞİM ERZURUM da da bu hedefimi gerçekleştirmek için hep çalıştım, daha fazla çalıştım. Fakülte ve Bölüm dereceleriyle eğitimimi tamamlayarak hedefime daha da yaklaştım. Ben eğitimim sırasında da sonrasında da çalışmaktan hiç vazgeçmedim. Önüme çıkan bütün sınavlara girdim, bu sınavlar hedefime daha da yaklaşmada benim için fırsattı. Sonunda çok şükür hedefime ulaştım. Ben buna şans demiyorum; emek diyorum, çalışmak diyorum, azim diyorum ve fırsatları kovalamak diyorum.
Akademisyenliği nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenlik, hayat boyu çalışmayı ve araştırmayı, insanlarla doğru zamanda doğru iletişim kurmayı, sürekli kendini geliştirmeyi, hem bilimsel alanda hem de öğrencilerin iyi yetiştirilmesinde emek gerektiren bir meslektir. Her meslekte olduğu gibi akademisyenlikte de verimli olmak için bu mesleği sevmek şarttır.
Türkiye’de bir akademisyenin diğer ülkelerde ki akademisyenlere göre avantajlarından ve dezavantajlarından bahseder misiniz?
Bence bunu ülkeler arası değerlendirmek çok doğru olmaz. Çünkü her ülkenin yaşam standartı ve koşulları farklı olduğu için hepsinde avantajlar da dezavantajlar da söz konusudur. Günümüzde zaten artık ülkeler arasında da keskin sınırlar bulunmamaktadır. Yani bilim globaldir ve günümüz şartlatında dünyadaki bütün akademisyenler en basit olarak internet aracılığı ile birbirleri ile rahatça temasa geçip ortak çalışmalar yapabilmektedir. Sadece isteklilik, kararlılık ve azim gerekmektedir.
Ülkemizde ki üniversitelerde Genel Sekreterlik makamında bir kadının yer alması pek alışılagelmiş bir durum değil. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Ben mesleklerde ve görevlerde cinsiyetin ön planda olmasını doğru bulmayanlardanım. Konu meslek ya da görev olduğunda ön planda olması gereken şey liyakat ve o işi yapabilmek olmalıdır. Dediğiniz doğru, Ülkemizde ki 203 üniversitenin 4’ü devlet, 14’ü vakıf üniversitesi olmak üzere toplamda 18 üniversitede kadın Genel Sekreterler görev yapmaktadır. Yani bu da yaklaşık %9’luk bir kısma tekabül etmektedir. Bu durum aslında sadece Genel Sekreterlik görevi için değil de, genelleştirecek olursak özellikle idarecilik pozisyonlarında kadın yöneticilerin oranının erkek yöneticilere nazaran daha az olduğu görülebilmektedir. Sadece idarecilik pozisyonunda değil, diğer bazı mesleklerde de benzer senaryolar görülmektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bu sadece bizim ülkemize özgü bir durum değil, dünya genelinde rastlanan bir durumdur. Bu durumun ortaya çıkmasına sebep olan çok farklı ve fazla nedenler sayılabilir. İlk çağlara bakıldığında hayatı devam ettirmek için kadın ve erkek birlikte bütün rolleri paylaşırken, modern çağın başlarına gelindiğinde kadın erkek rolleri biraz daha farklılaşmıştır. Kadın daha çok ev işleri, erkek ise daha çok dışarı işlerini yapmaya yönlendirilmiştir. Bunların da altında yatan çok daha farklı gerekçeler bulunmaktadır. Genellikle kariyer yolunda erkeklerin kadınların önünü kestiği önermesi kabul edilirken, bu olaya bundan daha çok etki eden gerçek kadınların cesaretlerinin kırılmış olmasıdır. Bu bilindiği üzere Psikolojide “cam tavan sendromu” na güzel bir örnektir. Bunların dışında daha birçok sebep sıralanabilir ancak bence görev ve mesleklerde kadın ya da erkek cinsiyet ayrımının önemine bakmak yerine, önemli olan o işin doğru ve layıkıyla yapılmasına odaklanmaktır. Neticede o görevi ifa eden bir insandır ve cinsiyetten ziyade insan olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bence çok yakın zamanda ki, şu an bile örneklerini yaşamaya başladık, artık görev ve mesleklerde kadın ya da erkeğin görev alması, yerini insan ya da robotun görev almasına bırakacaktır :). Son olarak bir çok görev ve mesleği erkek yapar algısı varken kadınların da çok başarılı bir şekilde, ya da, kadınla bütünleştirilen görev ya da meslekleri erkeklerin de çok başarılı bir şekilde ifa ettiği görülmektedir. Önemli olan o görev ve mesleklere sahip çıkarak layıkı ile yapabilmektir.
Bir yöneticinin rolleri arasında yer alan “Temsilci-BirleştiriciGözlemci-SözcüGirişimci-Problem Çözücü- Müzakereci” rollerinden en çok hangisini önemli görüyorsunuz? Sebepleriyle açıklar mısınız?
Aslında sıraladığınız bu roller bir yap-bozun bütünleyici parçaları gibiler. Bunlar farklı durum ve pozisyonlarda önem açısından yer değiştirmektedir. O yüzden hiç bir zaman sadece bir tanesinin diğerlerinden daha önemli olduğunu söylemenin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Hatta bazı durumlarda birden fazla rol aynı önem derecesine bile sahipken bazen de hepsi birden aynı öneme sahip olabilmektedir. Önemli olan yöneticinin doğru rolleri doğru zaman ve doğru durumda üstlenebilmesidir.
Artık büyük balığın küçük balığı değil, hızlı balığın yavaş balığı yuttuğu günümüzde etkin yönetim modelini nasıl tanımlarsınız?
Farklı sektörlerde, kurum ve kuruluşlarda farklı yönetim modellerinin uygulanması gerektiği kanısındayım. Tek bir yönetim modelinin bütün iş yerlerinde uygulanması kesinlikle yanlış olur. Her iş yerinin kendi yapısı ve işleyiş tarzı farklıdır, bu yüzden de bu tarza uyumlu en yakın yönetim modeli tercih edilmelidir. O yüzden bu soruya genel cevap vermek yerine benim bulunduğum pozisyonla ilgili cevap vermeyi tercih ederim. Bu durumu üniversiteler için ele aldığımızda, demokratik, inovasyona açık, sanayi, firma, kurum ve kuruluşlar gibi diğer sektörlerle iş birlikçi, yeni ve farklı eğitim modellerine açık parametrelerinin yer aldığı bir modelle üniversitelerin etkin yönetim modeline sahip olabileceği kanısındayım.
Günümüzde kurumların değerini belirlemede en önemli ölçütlerden biri olan Kurumsallaşma adına üniversitenizde ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Bilindiği üzere kurumsallaşma kurum, kuruluş ya da şirketlerin kişilere bağımlı olmadan faaliyetlerini sürdürebilmesi yani aslında bir sistem haline gelmesidir. Üniversitemizde yaptığımız çalışmalardan birkaç tanesini örneklendirebilirim. Öncelikle bu konuda bir çalıştay programı düzenleyerek, bütün birimleri belirli kriterlere göre bir araya getirip öncelikle bu konuda gözlenen eksiklik ve aksaklıkların belirlenip tartışıldığı bir ortam oluştutrarak, ortak akılla çeşitli çözümler geliştirdik. Her birimde farklı işleyişler söz konusu olduğundan olaylar titizlikle birimler bazında değerlendirilmektedir. Bazı birimlerimizi merkezi sistem olarak toparlayarak zaman, insan gücü ve sayısı ile ekonomik yönden tasarruflar sağladık. Özellikle dijital bir çağı yaşıyor olmamızdan iş ve işlemlerin elektronik sistemler üzerinden yapılmasını sağlamaktayız.
Genel Sekreterlik görevinizin bittiği gün en çok neyi başardığınızı görmek istersiniz?
Bu çok kapsamlı bir soru. Çünkü Genel Sekreterlik üniversitenin hemen hemen her alanı ile ve hatta şehir ve bölge ile de ilgisi bulunmaktadır. Başarı ise çok geniş ve her insana göre farklı değerlendirilebilecek bir kavramdır. Sanırım üniversiteyi devraldığımız noktadan bir adım bile ileriye götürmüş olabilmek başarı olarak kaydedilebilmektedir. Öğrencimiz, akademik ve idari personelimize yaptığımız her türlü hizmeti ve ayrıca şehir ve bölgemiz halkına kazandırdığımız toplumsal katkı kapsamındaki her türlü projeyi, yaptığımız iş birlikler ile sağladığımız eğitim programlarını, sanayi ile yapılan teknolojik proje ve çalışmaları ben başarı olarak görmekteyim. O yüzden yaptığımız ve yapacağımız hizmetler açısından en önemli, en başarılı gibi kategorilerin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Çünkü her hizmet kendi alanında çok önemlidir. O yüzden bence hizmet edebilmek ve bu işi sahiplenip gece gündüz kavramı gözetmeden çalışmak başarının en büyüğüdür. Bu bağlamda çalışma arkadaşlarımla birlikte başarılı bir ekip olduğumuzu düşünüyorum :).
Yoğun iş temponuz içerisinde ailenize ve kendinize yeterince zaman ayırabiliyor musunuz?
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki aile herşeydir. Ben bu görevi ifa ediyorsam onların desteği ve hoşgörüleri bu konuda başrol faktörleri arasındadır. Bir insan ailesine ve kendine vakit ayırmaz ise rutin dışına çıkamaz. Rutin ise insanı metal yorgunluğa ve tükenmişlik sendromuna kadar götürebilir. Sonunda da verimsizlik söz konusu olur. Hayatta herşeye hakettiği değeri hakettiği ölçüde vermek gerekir. Bu bağlamda aileye de hakettiği değeri vermek gerekmektedir. O yüzden aileye zaman ayıramamak kavramının yanlış olacağı kanaatindeyim. Örneğin kişi, bir diziyi seyretmeye zaman ayıramayabilir ama çocukları ile bir film seyretmeye ya da yürüyüş yapmaya ya 24 GELİŞİM ERZURUM da bir maket yapmaya zaman ayırmalıdır. İnsan kendine de elbette zaman ayırmalı, zihnini rahatlatmalıdır. Kendine vakit ayırmaktan kasıt kişiden kişiye değişmektedir. Ben kitap okumayı çok seven biriyim. Kahvem eşliğinde kitaplarıma gömüldüğümde zihin detoksu yaşıyorum adeta. İşte o zaman en sevdiğim etkinliklerden birini yapıyor olmakla kendime zaman ayırmış oluyorum. Bu konuda aileme de kendime de yeterince vakit ayırdığımı gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.
Şehir Üniversite işbirliği hakkında düşünceleriniz nelerdir? Erzurum Teknik Üniversitesi’nin bu konudaki çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
Şehir üniversite işbirliği derken sanayi ile olan işbirlikleri, üniversitenin şehre kazandırdığı topluma katkı projeleri, halka/sanayiye düzenlediği eğitim programları gibi işbirliklerinden bahsedebiliriz. Bunların üniversite ile şehir arasında olmazsa olmaz köprüler olduğu kanaatindeyim. Bu bizim üniversitemizin çok önem verdiği konulardan biridir. Gerek şehir içinde gerekse de şehir dışında bir çok kuruluş ve firma ile ziyaretler gerçekleşerek ortak çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemizin faydalı ürünler üretebilmesi için üniversite ile sanayinin iç içe olması gerekmektedir. Rektörümüz de bu konuda çok hassas olmakla birlikte bu tarz buluşmalara bizzat kendi de iştirak etmektedir. Ayrıca topluma topluma katkı projelerimizden ETÜ Mucitpark ve ETÜ Kristal ve Girişimcilik Merkezlerimiz yer almaktadır. Mucitparkta ilkokuldan başlayarak lise öğrencilerine kadar olan kesime hitap etmekteyiz. Burada öğrencilerin kodlama, yazılım, sanal gerçeklik gibi birçok teknik ve sosyal alanda kendilerini geliştirmeleri sağlanmaktadır. Aynı zamanda bu eğitimlerin şehrimize ve bölgemize yayılması için eğitimci eğitimlerini de vermekteyiz. Kristal ve Girişimcilik Merkezi ise Akademik çevre ile sanayi arasındaki sinerjiyi teşvik eden, her aşamadaki teknolojik fikirlerle bireylerin özerk/bağımsız olarak çalışmasına imkân veren, başta ilimiz olmak üzere, bölgemiz ve ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmaya gayret eden, girişimcilere, bire bir destek, mentorluk ve eğitimler aracılığıyla fikirlerini geliştirme, olgunlaştırma, prototip hâline getirme, ticarileştirme ve pazarlama/tanıtım stratejilerine kadar gerekli destek hizmetleri veren, toplumdaki girişimcilere ücretsiz kullanabilecekleri ofis alanı, mentorluk hizmetleri, networking (tanışma) aktiviteleri, yatırımcıyla girişimci arasında köprü olan, profesyonel hizmetlerin nereden ve nasıl alınacağı gibi farklı alanlarda imkânlar sağlayarak ekonomik gelişmeye yardımcı olan bir merkezimizdir. Bunların yanında Sürekli Eğitim Merkezimiz ile şehrimiz için talep edilen çeşitli eğitimler vermekteyiz.
Erzurum sizin için ne ifade ediyor?
Daha önce de söylediğim gibi Erzurumluyum. Memleketime hizmet edebilmek büyük bir mutluluk ve gurur verici bir duygu. Gerek yurt içi gerekse yurt dışında bir çok yeri görmeme rağmen benim gözümde Erzurum dünyanın en güzel şehridir. Ne diyebilirim ki; Memleket Candır. :)
Özellikle başka illerden gelen öğrenciler için Erzurum’un sağladığı avantajlar nelerdir?
Bu konuyu derste de öğrencilerimle çok konuşuruz. Her şeyden önce Erzurum güvenliği ve güvenilirliği yüksek olan bir şehirdir. Üniversitenin şehrin merkezinde olması ile öğrenci şehir hayatından kopmamaktadır. Ulaşmak istediği yere kısa sürede ve düşük maliyetle ulaşabilmektedir. Şehrimizin sosyal etkinlik olanakları da, dikkat toplayıp ders çalışabilme ortamları da vardır. Kış sporlarını denemek isteyenler için büyük avantajlara sahiptir. Diğer büyük şehirlere nazaran öğrencilerin okumak için daha düşük ekonomiye ihtiyaçları vardır. Erzurum halkı misafirperver ve koruyucudur. Kısaca “Dadaştır”.
Son olarak gençlere neler söylemek istersiniz?
Her yıl yeni gelen öğrencilerime söylediklerimi burada zikretmek isterim. Gençler hayatta yapmak istedikleri hedeflerini geç kalmadan belirlesinler. Hedef belirlendikten sonra geriye hedefe kilitlenmek ve ona ulaşmak için engelleri teker teker yavaş yavaş aşmak kalır. Bir engele takıldıklarında yılmayıp, yıkılmayıp devam etsinler. Unutulmamalı ki hiç kimse olduğu pozisyona rahatlıkla gelmiyor, herkes bir çok engeli aşarak zirveye doğru tırmanıyor. Hayatta mutlaka engeller olacaktır, olmalıdır da. Bunu hiç bir zaman unutmamak gerekir. Bir de psikolojilerini rahatlatacak aktivitelerle uğraşsınlar. Güçlü bir ülke için, psikolojisi sağlam, çalışan, üreten, dinamik gençlere ihtiyaç vardır. Hepsine sağlıklı, huzurlu başarılı gelecek diliyorum.