GelişimErzurumYazı

Prof. Dr. ALPASLAN CEYLAN

Dergimizin bu sayısında şehrimizi ve ülkemizi kardeş ülke Kırgızistan'da başarıyla temsil eden Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alpaslan CEYLAN'ı konuk ettik.
Bugünlere gelmenizde Erzurum’un sizin için ne gibi katkıları oldu?
Tarihi milattan önce 5 binlere dayanan ve yılın büyük bir bölümünde beyaz gelinlik giyen ve yüzyıllardır pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Erzurum, benim doğduğum ve yetiştiğim şehirdir. Beni Erzurum yetiştirdi. 1985 tarihinde başladığım lisans öğrenimimden profesörlüğüme kadar tüm eğitim öğretim hayatım ilimizde bulunan Atatürk Üniversitesinde geçti. Bu günlere gelmemizde Üniversitemizde bulunan kıymetli hocalarımızın özellikle rahmetli hocam Mahmut Pehlivan’ın çok büyük emeği vardır. Ondan aldığımız feyz ve azimle bugünlere geldik. Bu vesile ile onu da anıyoruz ruhu şad ve mekanı cennet olsun.
Alanınızla ilgili olarak şu soruyu sormak isteriz. Size göre tarihi neden öğrenmeliyiz; tarihi bilmenin toplumlar için faydaları nedir?
Tarih; insanın bilimidir. İnsanın var olduğu günden beri yaptığı eylem ve hareketleri belgeler ışığında tarafsız bir şekilde inceleyen bir bilimdir. Tarih insanlığın sosyal ve siyasal konularda doğru karar vermesini sağlar. Tarihin ibret verici ve didaktik yönü toplum hayatında oldukça önemlidir.
İnsan, hafızasına dayanarak geleceğini inşa eder. Hafızasını canlı tutan toplumlar geleceğe daha emin adımlarla bakarlar. Ancak, bugünü bilmek yarını tahmin etmek için yeterli değildir. Geçmişini bilimsel temellere dayalı olarak öğrenmek toplumların geleceğinde ortaya çıkacak arızların giderilmesinde de yol gösterici bir özellik taşır. Tarih toplumların kendilerini tanımaları için öğretilir. Çünkü tarih, yerelden evrensele varmak için gerekli temel bilgileri bir disiplin altında toplayan ve insanların hizmetine sunan kadim bir hizmeti de icra eder. Bir sosyal kontrol aracı olarak, kültürel normları ve değerler sistemini gelecek kuşaklara aktarmak için geçmiş hatalardan ders çıkararak büyük ülküde var olan mevcudiyeti geleceğe taşımak amacıyla tarih öğrenilir. Aynı zamanda bir ülkenin insan kaynaklarını geleceğe hazırlamak, idealize etmek için de tarih öğrenilir ve öğretilir.
Özellikle Erzurum’da Başkanlığını yürüttüğünüz Güneş Vakfı ile çok başarılı çalışmalara imza attınız. Güneş Vakfı’ndan ve vakfın faaliyetlerinden bahseder misiniz?
Vakfımız hakkında bilgi verirken Türk Milletinin ana unsurlarından olan sosyal yardım müesseselerini ihya, halkın maddî, manevî değerlerini geliştirmek amacı ile bir avuç inanmış insanın günümüze kadar gelen çabasından oluştuğunu belirtmek isterim. 1987 yılında Ahmet Emin Güneş tarafından kurulan vakfımız bu güne kadar önemli hizmetlere imza atmıştır. Şahsım ise 1999 yılından itibaren başkanlığını yürütmektedir. Göreve geldiğim günden itibaren vakfımızda yeniden belirlenen hedefler doğrultusunda Erzurum ve Türk Dünyası’na yönelik bilimsel ve kültürel çalışmalar yapılmıştır. Bu kapsamda 5 büyük Türk Şöleni ve çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir. Ayrıca vakıf bünyesinde kütüphane, konferans salonları, sergi salonu ve strateji merkezi bulunan yeni kültür merkezleri açılmış; Unesco, Dünya Bankası ve devletimizin önemli kurumları ile birlikte güçlü projeler yürütülmüştür. Vakfımız Erzurum’un Türk dış politikasında söz sahibi olması gerektiğini düşünerek Türk dış siyaseti üzerine Türk devlet adamlarını Erzurum’a davet ederek bu amaca yönelik çabalarda bulunmaktadır. Güneş Vakfı’nın bayrağını daha yükseklere taşımak amacını taşıyan bu çalışmalar meyvesini vermeye başlamış “Güneş Doğudan Doğar” sloganımız artık Türk dünyasında da kabul görmüş ve vakfımız Türk Dünyası sosyal-kültürel platformunun bir parçası olmuştur. Temel amacımız olan Erzurum’u Türk Dünyasının kültür merkezi kılmak yolunda büyük adımlar atan vakfımızın bu günlere gelmesinde nice isimsiz inanmış dostun, kader birlikteliği için de tekrardan teşekkür ederim. Vakfımızın yönetimini yapacak olan genç kuşak bilim adamlarımızın varlığını bilmek vakfın geleceği ve sürekliliği adına son derece umut vericidir.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin Türk Dünyası için öneminden kısaca bahseder misiniz?
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti arasında 30 Eylül 1995 tarihinde imzalanan anlaşmayla kurulan özel statülü bir devlet üniversitesidir. Üniversitemizin asıl gayesi; ortak kültür değerlerimizle donanmış, özgüveni yüksek, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi iki ülke arasındaki iş birliğinin en iyi örneği ve iki ülkenin en başarılı projesidir. Bu yüzden de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN Bey, kurulduğu günden itibaren üniversitemize desteklerini bir an olsun eksik etmemiş ve halen daha eğitimde dünya markası olabilmemiz için desteklerini devam ettirmektedir. Kırgızistan Cumhurbaşkanımız Sayın Sadır CAPAROV’da aynı düşünceler içerisindedir. Çünkü Üniversitemiz Kırgızistan’daki üniversiteler arasında en önde gelen ve kaliteli uzmanlar yetiştiren bir kurumdur. Eminim ki, devlet yetkililerimiz her daim üniversitemizin gelişimine katkı sağlayacaktır. MAYIS 2021 11 toplumsal sorumluluk sahibi, uluslararası düzeyde istihdam edilebilir bireyler yetiştirmektir. Ayrıca eğitimde uluslararası marka olmak, bilimde cazibe merkezi haline gelmek, toplum ve iş dünyası için gerçek bir değer olarak konumlanmak, dünya bilimine katkı yapmak, uluslararasılaşmada örnek bir üniversite düzeyine ulaşmak, Türk Dünyasının birlikteliğinde ve gelişmesinde etkin bir güç olmaktır. Üniversitemizin Türk Dünyası için öneminden bahsedecek olursak, Üniversitemiz Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasında kurulmuş altın bir köprüdür. Bu köprünün geçmişi, binlerce yıllık kökleri olan ortak bir tarihe dayanır. Ata topraklarımız olan Kırgızistan’da yaklaşık 25 yıldır hizmet veren Üniversitemiz, Türk Dünyasının birlik ve beraberliği için çok önemli bir misyon icra etmektedir. Bu misyonu icra etmek için gerekli mal ve hizmetleri yerinde planlayarak Orta Asya’nın en büyük akademik ve eğitim merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
İki ülke Cumhurbaşkanının Üniversitenize ilgi ve alakaları nasıl?
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi iki ülke arasındaki iş birliğinin en iyi örneği ve iki ülkenin en başarılı projesidir. Bu yüzden de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN Bey, kurulduğu günden itibaren üniversitemize desteklerini bir an olsun eksik etmemiş ve halen daha eğitimde dünya markası olabilmemiz için desteklerini devam ettirmektedir. Kırgızistan Cumhurbaşkanımız Sayın Sadır CAPAROV’da aynı düşünceler içerisindedir. Çünkü Üniversitemiz Kırgızistan’daki üniversiteler arasında en önde gelen ve kaliteli uzmanlar yetiştiren bir kurumdur. Eminim ki, devlet yetkililerimiz her daim üniversitemizin gelişimine katkı sağlayacaktır.
Türkiye’nin Kırgızistan politikası hakkında ne dersiniz? Gelecekte iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesinde Manas mezunlarının nasıl bir katkısı olacak? Kırgızistan hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Bildiğimiz üzere Türkiye, 16 Aralık 1991 tarihinde Kırgız Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuş ve iki ülke arasında 29 Ocak 1992 tarihinde Kırgızistan'la diplomatik ilişki tesis edilmiştir. 1992 yılı içerisinde karşılıklı olarak Bişkek ve Ankara'da Büyükelçilikler açılmıştır. Türkiye, Kırgızistan’a bağımsızlığını kazandığı ilk günden itibaren maddi ve manevi her türlü desteği vermiş ve vermeye de devam etmektedir. Ancak Türk-Kırgız ilişkilerinde daha sağlam temeller oluşturulması için kültürel-ticari ve eğitim ilişkilerin yanı sıra siyasi ve güvenlik alanında da sağlam adımlar atılması gerekmektedir. Türkiye'nin Kırgızistan'ın uzun yıllardır çözüm bekleyen sorunlarına el uzatması ve bunu en üst seviyede dile getirmesi, bu konudaki çabalarının bir sonucudur. Kırgızistan’ın da Türkiye'nin bu çabalarına duyarlı olması, iki ülke arasındaki kadim kardeşliğin gelişmesine katkı sağlayacaktır. İnsanın barış ve huzur içinde yaşadığı, Tanrı Dağları'nın eteğinde bulunan üniversitemizden mezun olan öğrencilerimiz şüphesiz, Kırgızistan’ın geleceğini inşa edeceklerdir. İki ülke arasındaki idari, siyasi, kültürel ve sosyal alanlardaki dost ilişkiler onların gençlerin omuzlarında daha anlamlı hale gelecektir. Türkiye’den gelen öğrencilerimiz Kırgızca öğreniyor, Kırgızistanlı öğrencilerimiz Türkçe öğreniyor. Bu sayede akademik bilgi paylaşımının ve ortak bilimsel çalışmaların yolu açılıyor ve ortak bir geleceğe doğru hep birlikte yürüyoruz.
Kırgızistan hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Kırgızistan, Kuzeyden Kazakistan, batıdan Özbekistan, güneyden Tacikistan, güneydoğu ve doğudan Çin’in Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan) ile çevrilidir. Resmi adı Kırgız Cumhuriyeti, resmî dili Kırgız Türkçesi olan ülkenin başkenti, özel yönetim statüsüne sahip olan Bişkek’tir. İkinci büyük şehri ise Oş’tur. Kırgızistan; Çuy, Isık Göl, Oş, Talas, Celâlâbâd, Narin ve Batken adlı yedi idarî bölgeye ayrılmıştır. Kırgızistan hemen hemen topraklarının tamamı dağlık olan bir ülkedir. Bu dağların büyük bölümü Tanrı Dağlarından oluşmaktadır. Ülkede irili-ufaklı tektonik kökenli 3000 göl bulunur. Bu göllerin en büyükleri Issık Göl, Sırı-Çelek, Çatır ve Song gölleridir. Kırgızistan’ın resmi dili Kırgız Türkçesi’dir. Fakat uzun süren Çarlık ve Sovyet dönemleri sırasında zorunlu tutulan Rusça halen yaygınlığını korumaktadır. Mayıs 2000’de Rusça da resmi dil olarak kabul edilmiştir. Kırgızlar yine Rusya’nın etkisiyle Kiril alfabesini kullanmaktadır. Ancak Türkiye ile Kırgızistan arasında imzalanan Eğitim, Kültür ve Bilimsel Alanlarda İşbirliği Anlaşması (Bişkek, 3 Mart 1992) çerçevesinde Latin alfabesine geçiş çalışmaları yapılmaktadır. Bu arada şunu de belirtmek gerekir ki, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan’ın Latin Türkçesine geçiş çabaları meyvesini vermiştir. Yakın zamanda bütün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Latin harfli Türkçeyi konuşacaktır. Bu, Türk Dünyasının birlikteliğine giden yolda atılmış çok önemli bir adımdır. Bu adımların son zamanlardaki en önemlisi 14 Mart 2021 tarihinde Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un Özbekistan’a yaptığı resmi bir ziyarettir. İki Türk devletinin başkanları görüşmelerinde Türkçe konuşmuştur. İki Türk devletinin bu mesajını “Gaspıralı İsmail Bey’in “dilde, fikirde, işte birlik” fikri çerçevesinde yorumlamak doğru olur. Kırgızistan’da tarım yoğun olarak Fergana havzası ile vadi tabanlarının genişlediği alanlarda yapılmaktadır. Ülke arazisinin ancak % 7’si tarıma elverişlidir. Tarım arazisinin büyük kesimi tahıl (buğday, arpa, mısır) ve yem bitkilerine ayrılmıştır. Sulamanın düzenli yapılabildiği yerlerde başta pamuk, tütün, şeker pancarı olmak üzere çeşitli endüstri bitkileri ve sebze, meyve yetiştirilmektedir. Ülke ekonomisinde elektrik enerjisinin önemli payı vardır. Elektriğin % 77’si akarsulardan üretilir; özellikle Narin nehri üzerinde pek çok santral bulunmakta, ayrıca yenilerinin yapımı planlanmaktadır. Üretilen enerjinin büyük kısmı Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan’a satılmaktadır.
Türkiye’den gelen öğrenciler Kırgızistan’a uyum problemi yaşıyor mu? Yaşıyorlarsa bu uyum sorununun aşılmasında ne gibi bir yol izliyorsunuz?
Öğrencilerimizin üniversitemize uyum sorunu, tabi ki herhangi bir üniversiteye yeni giden öğrencinin yaşadığı sorunlar gibidir. Ancak bizim üniversitemizde bu sorunlar asgari seviyededir. Öğrencilerimizin en önemli sorunlarından birisi olan barınma sorununu çözen bir yapıya kavuştuk. Üniversitemize gelen öğrencilerimiz ilk yıllarında Kırgızca eğitimi almaktadır. Bu sayede öncelikle yaşadıkları yerdeki dil sorununu çözmüş oluyorlar. Sonraki yıllarda kendi alanlarındaki eğitimlerine başlıyorlar. Kırgızistanlı öğrencilerimiz de ilk yıl Türkçe eğitimi alıyor. Böylece eğitimde bir eşitlik sağlanmış oluyor.
Uyum problemini çözmek için ortak projeler düzenleyerek çeşitli aktivitelere de imkan sağlıyoruz. Şunu da ayrıca belirtmek isterim ki Türkiye’den gelerek burada öğrenim gören öğrencilerin yüzde 70’i Bişkek’e alıştığı için hayatlarının geri kalan kısmını burada devam ettirmek istiyor.
Gençlerimiz açısından Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin diğer üniversitelere göre avantajlı yönleri nelerdir?
Diğer Üniversitelere göre avantajlarımızı şöyle sıralayabilirim. - Özel Statülü Devlet Üniversitesi, - Çift Diploma, - Diploma Denkliği, - Ücretsiz Öğretim, - Yabancı dil eğitimleri - Ücretsiz Formasyon Eğitimi, - Altı Ülkeden Deneyimli Öğretim Üyesi Kadrosu, - Gelişmiş Fiziksel ve Teknolojik Altyapı, - On Üç Ülkeden Öğrenci Çeşitliliği, MAYIS 2021 13 - Çok Kültürlü ve Huzurlu Kampüs Ortamı, - Yirmi Dört Saat Ücretsiz Sağlık Hizmeti, - Uygun Koşullarda Barınma ve Dengeli Beslenme, - Öğrenci Konseyi ve Uluslararası Öğrenci Birliği, - Öğrenci Kulüplerinde Mesleki ve Kişisel Gelişim, - Etkin Kariyer Planlaması, - Beş Kıtada Kırk Üç Ülkede İstihdam, - Çok Renkli Sosyal, Kültürel, Sanatsal ve Sportif Faaliyetler
Üniversitenizle ilgili geleceğe yönelik hedefleriniz nelerdir?
Geleceğe yönelik hedeflerimizin temelinde; Ortak akıl ile entegre çalışmalar yürüten bir araştırma üniversitesi olmanın yanı sıra, eğitimde Türk Dünyasının nitelikli insan gücünün kaynağı olmak yatmaktadır. Manas Üniversitesi, Türk Dünyasının geleceğinin inşa edilmesinde lokomotif güç olma konusunda son derece karalıdır. Bu kararlılığımızı tarihsel arka planımıza, misyonumuza ve yetişmiş insan gücüne borçluyuz.
Türk Dünyasının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle Orta Asya'daki soydaşlarımız bağımsızlıklarının 30. yılını kutlarken Türkiye Cumhuriyeti'nin de 100. Yaşını kutladığını belirtmek isterim. Binlerce yıllık Türk vatanını düşman işgalinden kurtaran Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bir başka işgal girişimi olan 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında bombalanması asla ve asla tesadüf değildir. Atalarımızın açtığı Anadolu kapısını Türk'e kapatma gayretinin hala devam ettiğini, mevcudiyetimizin çok büyük tehditlerle karşı karşıya olduğunu görmek ve buna karşı gereken tedbirleri almak zorundayız. Bugün benzer tehditler, Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar, Türklerin yaşadığı her yerde farklı kisveler altında ortaya çıkıyor. Bu nedenle tüm Türk Dünyası bir olmalı, iri olmalı ve diri olmalıdır. Bugün Türk Cumhuriyetlerinin her alanda birbirlerine destek olması jeostratejik ve jeopolitik bir gerçekliktir. Bu vesileyle ifade etmeliyim ki ülkemiz için en büyük sorunlardan birisi olan “FETÖ”, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil, Orta Asya'daki soydaşlarımız için de çok büyük bir tehdit ve çok büyük bir şer odağıdır. Bu nedenle Türk Cumhuriyetlerinde FETÖ hakkında farkındalık oluşturulmalıdır. Gençlerin bu Türk ve İslam düşmanlarının ağına düşmemesi için tüm Türk Dünyasında yakın iş birliği sürdürülmelidir. Kuşkusuz, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, bu ortak mücadelenin en önemli unsurlarından birisidir. Son olarak şunu da belirtmek isterim. Dünyamız küreselleşiyor, Türk Dünyası da buna göre hareket etmelidir. Gaspıralı İsmail Bey’in ‘Dilde işte, fikirde, birlik’ ülküsünü de adım adım hayata geçirmeliyiz. ‘Ömür bir gündür o da bugündür’ felsefesiyle gün bugündür deyip gerekli adımları süratle atmalıyız. Zira yarın çok geç olabilir.
Son olarak Türk Dünyasının gençlerine neler söylemek istersiniz?
Geleceğimizin teminatı olan gençlerimize şunları söylemek isterim. Unutmayın ki sizler bu toraklarda asla ikinci sınıf insan değilsiniz. Sizler bu torakların asıl sahiplerisiniz. Unutmayın ki sizin büyük dedelerinizin, atalarınız bu topraklarda emeği var, hakkı var. Sizlerin babalarınızın, ağabeylerinizin bu topraklarda emeği, alın teri var. Doğduğunuz, büyüdüğünüz, havasını soluduğunuz bu ülkelerde, birinci sınıf insan olarak birlik ve beraberlik içinde yaşamak sizlerin en doğal hakkıdır. Yeter ki siz kendinizi geliştirin, eğitimin en iyisini alın, iş hayatında en iyi yerlere talip olun, birliğinizi, beraberliğinizi, dayanışmanızı en üst seviyelerde tutun. Biz Manas Üniversitesi olarak bu konuda üzerimize düşen her görevi yapmaya hazırız. Bu söyleşiyi düzenleyen Gelişim Erzurum Dergisi’nin yöneticilerine teşekkür ederim. Tanrı Dağları’ndan Erzurum’a selam olsun.

İsimsiz