GelişimErzurumYazı

TAÇLI YAZICIOĞLU Sosyal Medya ve Z Kuşağı Üzerine

Taçlı Hanım siz hem bir sosyal bilimci hem de bir yazarsınız, roman, öykü ve denemeleriniz var. Biyografinizi incelerken, “Çeşitli ülkelerde maddi kültür üzerine yaptığınız araştırmalarla doçent” olduğunuzu da okudum. Maddi kültür nedir? Bu kavramla ilgili neler söylersiniz?
Maddi kültür, antropoloji, sosyoloji gibi birçok disiplinin öğretilerinden yararlanarak, nesnelerin ve mekânların yaratımı, tüketimi ve ticaretini inceleyerek bir toplumu anlamaya çalışan araştırma alanıdır. Anlayacağınız tüketim ya da tüketici toplumu gibi birçok konu etnografik yöntemlerle bu başlık altında incelenir. Tüm bunların yansımasını izlediğimiz sosyal medya, benzer amaç ve yöntemlerle izlediğim alanlardan biri.
Facebook, Twitter, YouTube, Instagram, WhatsApp, Snapchat, TikTok gibi sosyal medya kanalları bilgisayarı, interneti ve akıllı cep telefonu olan herkesçe takip ediliyor. İnsanımızın en cahilinden en okumuşuna sosyal medya hayatımızın içinde. Neler söylersiniz bu konuda? Sosyal medya sizin açınızdan ne ifade ediyor?
Sosyal medya toplumun artık iletişim aracı, her kesimden insan orada, herkes bir şekilde oradan haberleşiyor, haber alıyor ve veriyor. Gündelik hayatımızda gördüğümüz, eskiden gazetelerde okuduğumuz olaylar, kişiler, tepkiler, hepsi artık orada.
Ben de sosyal medyayı hem haber almak ve iletişimde kalmak için kullanıyorum hem de araştırıyorum. Dahası bir etnografi laboratuvarı olarak görüyorum. Eskiden görmekte ya da gözlemlemekte zorlandığımız birçok toplumsal durum, insanlık halleri, orada artık; erişilebilecek mesafede.
Sosyal medya hayatımızın olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Aynı zamanda sosyal medyanın kötü tarafları, zararları, avantajları, hayatı kolaylaştırıcı işlevleri sürekli tartışılıyor. Hatta sosyal medya çoğu tartışmada şeytanlaştırılıyor, günah keçisi olarak ilan ediliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu hususta?
Sosyal medyayı iyi ya da kötü olarak yorumlamak anlamsız geliyor bana. Artık dünyamızın bir gerçeği, bütünün ayrılmaz bir parçası ve her şey gibi diyalektiğe tabi. Orada düşünceler, duygular ve değerler ortaya çıkıyor, sonra hepsinin karşıtları. Sosyal medyada yanlış bilgiler verildiğinde bunun savaşı yine orada oluyor.
Daha önceleri gizli kalan her yüz, her tepki, cehalet ve bilgelik artık sosyal medyada herkesin gözü önüne gelmeye başlayınca, sosyal medya eleştirilmeye başlandı. Oysa orası hep söylediğim gibi bir ayna. Biz ne isek, o da o. Ayrıca her ne kadar yanlış ve eksik bilgi, dezenformasyon artsa da, bilgi ve haberlerin özgürce yayılması da arttı. Bilgi artık çok daha kolay paylaşılabiliyor, insanlar dünyanın dört bir yanından bir amaç etrafında toplanabiliyor.
Ô Dünyada ve ülkemizde kuşak tartışmaları her dönemde yapılır. Bizde 68 kuşağı, 80 kuşağı vb… Dünyada Sessiz kuşak, Baby Boomer Kuşağı, X Kuşağı, Y kuşağı… Bugünlerde hem dünyada hem bizde Z kuşağı diye tanımlanan bir kuşaktan bahsediliyor. Z kuşağından övgüyle bahsediliyor. Siz bir makalenizde Z kuşağı tanımının çelişkili bir ifade ve eksik bir kavram olduğunu düşündüğünüzü belirtiyorsunuz. Nedir Z kuşağı? Var mı bir alâmetifarikası?
alâmetifarikası? O yazımda anlattığım gibi kuşak ya da nesil tanımlaması bir genellemeyi içinde barındırır. Bu bilimsel değil, Amerika’daki pazar araştırması şirketleri tarafından önümüze sürülen ve buradaki reklam, pazarlama şirketlerinde benimsenen ticari bir taktiktir. Dolayısıyla Z kuşağı tanımı hepten çelişkili bir ifade ve eksik bir kavramdır. Neden övgüyle söz edildiğini anlamak imkânsız, hali hazırda nesnelliği tartışılan bir kavramı övmek?
Bunları detaylı bir şekilde Birikim Dergisi’ndeki Piyasanın Şu “Z Kuşağı” yazımda açıklamıştım. Amerika menşeili nesil isimlerinin orada bile geçerliliği muallaktayken, bize uyarlanması diğer her tür demografik genelleme gibi yanıltabilir. Z’den sonra hangi harfin önümüze sürüleceği o günkü piyasa koşullarıyla ilgilidir. Netice bir alâmet-i farikasının olmadığı gibi, toplumsal değerlendirme yapmak isteyenleri de çelişkili bir ifadedir. Her genelleme gibi birçok eksiklik içerir. Bugün insanların tıpkı astrolojik burçlara bakar gibi kendilerini bir kuşak ismiyle tanımlamaya çalışmaları ve bundan memnun olmaları bana çok ilginç geliyor doğrusu.
Hem sosyal medyayı kullanıyorsunuz hem de sosyal medya üzerine düşünüyor, araştırma yapıyor ve yazıyorsunuz. Sosyal medya araçlarının insana geniş bir özgürlük alanı sunduğu, demokratik bir yapısının olduğu, isteyen herkesin dilediği çevrimiçi platformda kendini ve yeteneklerini sergileyebildiği söyleniyor. Burası gerçekten özgür bir ortam mı?
Özgürlük her zaman bir diğerininkini ihlâl edene kadar olsa da, tabii ki, sesini duyuramayan birçok kişi, gençler, aktivistler, haklarını arayanlar da oradan seslenebiliyor. Devletlerin gözetim yapması, sosyal medya şirketlerinin kâr amacı da güttüğünün unutulması, algoritmalarının bizi tüketime ya da siyasi tercihlerimizi etkilemeye dek uzanması gibi özgürlüklerimizi zedeleyici yönleri kadar, tam tersi de var orada. Bu şekliyle de dünyanın, ülkenin bir yansıması. EYLÜL 2022 7 Eskiden de reklamlarını kapatamadığımız televizyonlar, filmlerde kullanıldığı belirtilmeyen gizli reklamlar vardı. Neticede bizler hep bunlarla uğraştık: Manipüle mi edildiğimizi, özgür iradeyle mi karar verdiğimizi anlamaya çalıştık.

TikTok üzerine iki önemli makale yazdınız. “TikTok’u anlayabilmek için öncelikle onun ne tür bir piyasada ve o piyasanın neresinde olduğuna” bakmak gerekir diyorsunuz. Evet, TikTok hangi piyasada ve piyasanın neresinde?
TikTok tabii ki tek bir piyasada değil. Yüksek teknolojiden, reklama, müziğe birçok piyasayı içinde barındırıyor. Diğerlerinden çok daha yeni olmasına karşın kullanıcı sayısı olarak ilk onda ve dünyanın dijital reklam gelirinin yüzde beşinden fazlasına sahip – bizde fenomen denilen influencer’ların reklam getirisi eklense bu daha da artabilir. Bugün dünyanın en ciddi ekonomi dergilerinden biri olan The Economist’in bile geçenlerde TikTok’ta aktif olarak yer almaya karar verdiğini anımsamak gerekiyor. Birçok sanatçı, yazar da, kimsenin tanımadığı kişiler de, ünlü ünsüz herkes orada ve diğer sosyal medya uygulamalarının uzunca bir süre yaptığı gibi bir ayrıma uğramadan izlenme şansına sahip.
TikTok algoritması ilkin ergenler için büyük fırsat olarak görüldü ama sonra demografik olarak çok farklı kesimlere ulaştı, siyaseti, haberciliği yönlendirdiği gibi, sanatta da etkin olduğunu görüyoruz. En ilginç örneklerinden ikisi, TikTok İşçi Filmleri festivallerini düzenlenmesi, TikTok Sineması kavramının doğuşu... Her kesime ulaşabilen ve sesini duyurabilen bir mecra. Metoo ya da BlackLivesMatter toplumsal hareketleri de TikTok sayesinde daha etkili olabildiler.
“TikTok algoritması” diyorsunuz. Bahseder misiniz bu algoritmadan? Diğer algoritmalardan farkı neler? TikTokun hızla yaygınlaşmasında bu algoritmanın ne gibi etkileri oldu?
TikTok algoritması diğer birçok sosyal medya uygulamasının aksine sadece ünlülerin lehine çalışmayarak ilerlemediği için fark yarattı. Sosyal medya uygulamaları sizin ilginizi daim kılmak üzerine odaklıdır.
TikTok algoritması çoğu kişinin birkaç yıl sonra farkına vardığı bu eğilimi, en baştan keşfetti. İlgili-ilgisiz görünen birçok videoyu ardı arkası kesilmeksizin bir diğerine ekleyerek, bilgisayar oyunlarındaki o akıcılığın farklı bir türlüsü sağlayarak bağımlılık yaratmayı becerdi. Bunun kendi kodunu yazıp uygulayabilen ve bunu güncelleyebilen, Darwin’in, en uygunun hayatta kalabilme ilkesini temel alarak çalışan genetik algoritmalardır. Tabii ki bunlar bizim izleyebildiğimiz kadar. Yazılımların çoğu açık olsa da, başkasının yazdığı programı anlamak pek kolay değildir.
TikTok videolarının izleyicide bağımlılık yaratmasını nasıl açıklarsınız?
Artık algoritmalar, yapay zekâ, kendi performanslarını kendileri kontrol edebilmekte, bir kullanıcının zevk ve ilgisinin hangi yönlerde olduğunu keşfedebilmekte. Bağımlılık konusu sadece TikTok’la kısıtlayabileceğimiz bir durum değil. Herkesin elinde bir akıllı telefon var. Ekran süresinin saatleri bulduğu şu günümüz dünyasına baktığınızda herkes bağımlı. Tüm o bağımlılığın içindeki en bağımlı olduğunuz mecrayı yaratmaya çalışıyor tüm uygulamalar. Yalnız aynı zamanda yeni uygulamalar da çıkıyor ve o piyasayı bölüyor.
Sosyal medyanın geleceği sizce nasıl olacak? Güç dengeleri nasıl değişecek? Kimler en çok etkilenecek?
Tabii ki bugünden görmeye başladığımız piyasadaki parçalanmışlık artacak. Dijital gelecekte Çin’in hâkimiyetinin daha da belirginleşeceğini düşünmek için kâhin olmaya gerek yok. Nüfusu ve uzun yıllardır dijital teknolojiye yaptığı yatırımlarla Çin aynı zamanda üretimin de kalesi ve merkezileşmiş bir stratejiyi senelerdir kuruyor. Kimlerin etkileneceğinin cevabı da çok basit: Herkes. Çünkü üretim araçları değişince, tüketim ve yaşamın her alanı değişecek. Eğitimden, edebiyata, sanata, bilime... Bizlere düşen bu gelişmeleri yakından takip etmek ve insanlığa getirilerinin daha da fazlalaşması için çalışmak.
Son olarak neler söylersiniz?
Bu önemli konulara yer verdiğiniz için Gelişim Erzurum Dergisi’ne ve size çok teşekkür ederim.

Muaz ERGÜ