GelişimErzurumYazı

Nihat Genç’in Edebiyat Dünyas?nda Mekânlar 1: CINIVIZ’IN DA?LARI

Baz? insanlar a?aç gibi ayakta ölür. Ya da da? gibi dimdik, s?ral?, yüksek, yukar?dan bakan, kendine mahsus edas? ve sözüyle, esintisiyle, nefesiyle, so?uklu?u ya da gölgelemesiyle…
Nihat da ayakta öldü.
Da? gibi, a?aç gibi…
Da?lar?n tepesindeki orman?n ortas?ndan yükselen ama ne hikmetse arada yükselen bir kayan?n üzerinde yükselen me?e gibi…
Belki kavak gibi uzun de?ildi, ama onurlu ve sa?lam duruyordu kayan?n üzerinde.
Elias Canetti dik durma ile da? yahut a?aç aras?ndaki ili?kiye dikkat çeker. Hep ayakta durma ân? önemlidir. Kalecinin Penalt? Ân?ndaki Endi?esi adl? kitap Nihat’la bizim t?pk? Mart? Jonathan gibi ba?ucu kitab?m?zd?.
Hep dik durabilir miyiz, bir yalç?n kayal?k gibi, onurlu bir s?rada? gibi, bir a?aç gibi…
“Kanatlar? suya de?miyor mart?lar?n
Böyle uçsak bile böyle duramay?z
Böyle yakalayamay?z av?m?z?
Böyle tepeden inme, bir ç?rp?da”
Eylül Seneleri’nde 1983’de yay?nland? bu ?iir, Nihat’a ithaf etmi?tim. Nihat o zaman pek can?tez idi ve bütün o arakesit ikliminde biz içerideyken ne var ne yok okumu?tu. ?htilal her ?eyi güya rafa kald?rm??t? ama gönüllerimizdeki yar?m kalan heyecanlar?, titre?imleri yok edememi?ti. Belki siyaseten bir kitinle?me ya?anabilirdi ancak Türk gençli?i için her ?ey bitmi? de?ildi. Bu geçici kaos, birbirine k?rd?rarak ikbal gözetenlerin devri de er ya da geç geçecekti.
Her ?eye ra?men ayakta kalmal?yd?k.
Ayakta, Mucuk’un hayk?rd??? gibi. Mucuk kim mi? Bizim ko?u?ta 16 ya??nda örgüt kurmaktan hapse girmi? mahalle aras?ndaki oyunlar?n? polisin ciddiye almas?yla ba?layan ve hiçbir yar?n b?rakmayan alfabenin, kendine mahsus ku? dilinin mucidi:
“S?ms?k? da? gibi, dimdik, Mucuk geliyor ?imdik…”
Ayakta kalmal?yd?k! Nas?l m?? Nas?lsa öyle… Dergi ç?kararak, gazete basarak, dernek kurarak, yazarak, hayk?rarak, özele?tiri yaparak…
Hemen millet gazetesini ç?kard?k, üç ay yürüdü, ard?ndan Genç Sanat’? kurduk.
Ayakta durmal?yd?k. Yürümeye ba?layan çocuklar gibi, yeniden
Yeniden ve biteviye…
Canetti bize bunu söylüyordu:
“Ayakta durma
Ayakta durmaktan övünmemiz, ayaktayken hiçbir deste?e ihtiyaç duymad???m?z için kendimizi ba??ms?z hissetmemizden kaynaklan?r. ?ster insan?n çocukken ilk kez ayakta durmas?n?n an?s?, ister do?alar? gere?i, neredeyse hiçbiri iki aya?? üstünde duramayan hayvanlar kar??s?ndaki üstünlük duygusu buna katk?da bulunmu? olsun, ayakta duran bir insan?n kendinden emin ve kendine yeterli oldu?unu hissetmesi olgusu sabittir.

?nsan?n oturma ya da yatma pozisyonundan aya?a kalkmas? özel bir çaban?n sonucudur ve aya?a kalk??? kendisini olabildi?ince uzun boylu k?lar. Uzun süre ayakta duran biri ya bir a?aç gibi yere s?ms?k? bast??? için ya da korkmadan ve
saklanmadan kendisini bütünüyle gösterdi?i için, dayan?kl?l???n? ve direnç kapasitesini sergiler. Ne kadar sabit durursa, dönüp etraf?na ne kadar az bakarsa, o kadar etkileyici olur. Göremedi?i halde arkas?ndan gelecek bir sald?r?dan bile korkmad???n? gösterir.

Ayakta duran adamla etraf?ndakiler aras?nda bir mesafe varsa, duru?unun etkisi artar. Kendi ba??na yal?t?lm?? bir biçimde, ba?kalar?na yüzünü dönmü?; ama bir ?ekilde onlardan ayr? ayakta duran bir insan özellikle etkileyicidir.

Sanki kendisi tek ba??na hepsinin yerine ayakta duruyor gibidir. Onlara yakla?t???nda, onlardan daha yüksekte durmaya özen gösterir; aralar?na girerse, bu insanlar onu omuzlar?na al?p ta??yarak, üstünlü?ünü yeniden kurarlar. Ba??ms?zl???n? kaybetmi?tir; ama art?k, adeta hepsinin üzerinde oturuyordur.” (1)
Nihat Genç’in ‘nev’i ?ahs?na münhas?r’ edebiyat dünyas?ndaki kavramlar?, onun aktüel kavga, siyaset, veryans?n, tart??ma, kö?e yazarl??? üslubundan ve olaylar silsilesinden ay?rmak kabil olsayd?; kendisi de bunu dener ve belki yaz?lar?nda zaman zaman elde etmeyi dü?ündü?ü büyük yazarl?k- büyük romanc?l?k payesine eri?mek için dizini k?r?p ?aheserini vermeye hamlederdi. Denedi ama Bahattin Karakoç’un “acelem var” ?iirini daha ilk yazarl?k y?llar?nda içselle?tirmi?ti. (2)
Zaten böyle bir tasnif bence Nihat Genç’i anlamamak da olurdu. Zira onun da?lar?, da?lar?n aras?ndaki yarlar, ortas?ndan geçen kâh ha?in kâh durgun akan ?rmaklar, yükselen hep dik duran a?açlar, özellikle Karadeniz yaylalar?, Toroslar, E?in-Kemaliye kanyonu, o Karanl?k Kanyon ve F?rat… sonra ormanlar, zeytinlikler, meralar, bu yurdun otlar? dahi kutsald?r, çiçekleri, börtü böce?i hepsi onun sanat?n?n en felaketli anlar?nda bile ilham perileri olmu?tur. Sanat?n?n ve kavgas?n?n... Bu kavga, sanki her devirde ba?ka ba?ka çevreler, arkada?lar, ba?ka ba?ka siyasilerle sürdürülen ço?u kez de tamamlanmayan i?ler güçler gibidir; olsun, Nihat çok de?i?mi? san?lsa da asl?nda hiç de?i?meyen: deli?men, ha?ar? tabiat?yla annesinin ona seslendi?i gibidir: C?n?v?z.
Mekânlar bizatihi onun yazarl?k serüveninin her a?amadaki heyakilleridir. ?ster halk a?z?ndaki, ister Nasreddin Hoca’dan miras, ister Bat? ya da Do?u literatürlerindeki bir anlat?y? kullan?rken olsun, ister kendi yaratt??? bir mesel olsun anne ya da sevgili, kâh seven kâh terk eden kad?ndan çocukluk yüzlerine, bask?n erkeklerden f?r?ldak siyasetçiye, sahibinin sesi medyamenden Amerikan köpeklerine kadar zaman zaman üslubunu sertle?tirdi?i ve/veya kahvehane sohbetine döndürdü?ü demlerde bile baz? paragraflar, yüre?ine yeni soluk getiren aç?lar, i?te o sayg?yla ördü?ü do?al mekânlard?r.
O mekânlard?r ki, efsunlu bir arka-plan katar Nihat Genç’in iddialar?na, duru?una…
Hüseyingazi Tepesi, Hamamönü, Hemhüm Camii, Kemaliye’nin sular?, konaklar?, da?lar?. Toros’un geçit vermezli?i, Karadeniz’in onurlu dalgalar?, ormanlar?n?n dik duran, topra?a s?k? tutunan a?açlar?, Anadolu’nun e?siz bozk?r? onu Ne?et gibi topra?a ba?lar. Bu Topra??n Sesi’ne, ruhuna gizemine, hatta ini?li ç?k??l? tabiat?na…
Künfüçyüsçü Mensiyüs (MÖ 372-289) da Nihat gibi da?lar?n do?al görünümünün tahribat?na kar??d?r, ormanlar?n yok edilmesine… Nihat’?n sesi Mensiyüs’ün günümüzdeki yans?mas?d?r sanki.
“Mensiyüs a?açlar?n kesilmesini ahlaki yozla?mayla ba?da?t?r?r: Bir insan?n erdemini yitirmesi, a?açlar?n balta ve nacaklarla kesilip bir da??n ç?plak b?rak?lmas? gibidir. Orman örtüsü da?lar?n tabiat?nda vard?r.” (3)
Da?lar?n do?as?n?n pe?inde olmak, onlarla dünyas?n?, dâvâs?n?, vistas?n? ?ekillendirmek her edebiyatç?da maya olarak yerle?ik olmal?d?r.
Mekânlara eklemli insanlar… felsefeleri, ?ahsiyetleri ile…
Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hac? Bekta? ve aile yadigârlar?…
Yaral? bilinç, ya?anan çileli ömür, maskelerin ard?n? görebilme yetisi…
Annesi, ?stiklâl Mar?? ?airi Mehmet Âkif’i ilk ?iirlerini okuyup tenkit ederken ?öyle demi?:
“?ncesini ipe, kal?n?n? sapa dizmi?sin.”
Akif de kendi poetikas?n? tan?mlarken “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” demi?tir.
Nihat Genç’in bu ça??n soylusu olarak sanat?nda hakikat güne?ini arkas?na alarak önüne bakma kabiliyetini gözetti?ini söyleyebiliriz. Art?k önüne ne geldiyse… Dönemsel olarak metinleraras? çeli?kiler bu kabiliyeti rencide etmemektedir. Çünkü o, zaten yine o metinler aras?nda ço?u kez insan?n hata yapmas?n?, kusurlar i?lemesini normal sayan müsamahaya sahiptir ba?kalar? konu olunca. Kendi yap?p ettiklerini de bu çerçevede hiç kibre kap?lmadan serdedebilmektedir.
Veryans?n’daki ellerini –ki el kavram?n? da bir vakit masaya yat?rmak gerek; zira el, Nihat’?n eli hele ki çok özel k?zl? konu?mas?na ra?men konu?mas?na destek veren hatta onu h?zland?ran bir manivelad?r, yazd??? zaman da daha laptoplar icat edilmedi?i dönemlerde daktilonun tu?lar?na en seri basan parmaklar? haizdi- kald?rarak âdeta tan?mlayarak, hatta çizerek anlatt??? da?lar:
“O da? bedenlerine, o yalç?n kayal?klara bakt???m zaman akl?m kal?r. Sanki orada ilahi bir ?ey var.”
Da?lar?n ütünde da?lar var, da?lar?n arkas?nda da?lar, servetlerin serveti, ötelerin perdesi gibi…
Portakal gibi patates gibi soyulmas? do?aya ihanet ediyormu?uz gibi!
Zenginlik hazineler madenlerinde mi ilahi duru?lar?nda m? ben ba?ka ?eyler söylüyorum!”
?imdi tamahkâr, s?n?r tan?maz vah?i madenci ?liç’in evlatlar?n? kand?r?p zehirledi?i ve bir de liçin alt?nda unuttu?u yetmiyormu? gibi Kemaliye’nin, Egin’in da?lar?na, da?lar?n alt?ndaki alt?nlar?na göz dikmi?e benziyor. Bir de korkunç bir hadna?inasl?kla, neymi? efendim; gerekirse Kemaliye’yi ta??rlarm??…
Da?lar?n o müthi? servetini sen ne bilirsin ey müstemlekeci? Nihat’?n anlatt??? da?lar de?eri ölçülemez i?te o da?lard?r.
“Da?lar?n üstünde da?lar var, da?lar?n arkas?nda da?lar, servetlerin serveti, ötelerin perdesi gibi!
O yüksek demirden granit tepelerde ruhumuzu e?iten felsefe okullar? var!
O yalç?n tepelerde dü?üncemizin yuvas? var!
Göklere meydan okuyan duru?uyla içimizde yükselen ve hiç bitmeyen yücelikleri var!
Da?lar arkas? da?lar, yukar?lara bakan derin gözleri, ya?l? boya tablolar ve kart postallar?n, en yak???kl?s?!
Da?lar?n arkas? da?larda kaynayan kazanlar var!
Manzaras? neden büyüler bizi?
Akl?m? ba??mdan alan da?lar!
Dü?üncemizi sonsuzlu?una ta??yan!
Sanki ruhumuz ebediyyen o tepelerde ta? kesilip donup kalm??!
?çimize kök salm?? s?ra s?ra yüksek yalç?n tepelerin ve da?lar?n görüntüsü!
Dü?üncemiz sanki ta?tan heybetten kal?b?na oturmu?!
Da?lar, bir soyut bir kelime bir fenomen, sanal hiç de?il, a??rl??? cüssesi heybeti olan, gerçek bir varl?k, ad?na dünya diyor do?a diyoruz, insan uydurmas? bir tart??ma hiç de?il!
Manzaras? kendinden de neden yüksek, nereye ça??r?r bizi?
Gümü?hane’nin demirden da?lar?, a??yorsun, Erzincan’?n el de?memi? göz görmemi?, alt?n rengi ve kur?uni ve toz rengi tepeleri, Allah?m geni?likler içinde bu ne yücelik!
Ne zaman görsem yolu uzat?r?m, ne keyiflidir uçakta pencere yan?, Toroslar’? seyretmek, Isparta’n?n ve Ni?de’nin da?lar?!
Terör yüzünden k?rk y?ld?r giremedi?imiz Erzincan’?n ?ss?z tepeleri, ne kadar sert ve so?uk ve uzak, dü?lerinizi eriten, donmu? öfkeden tepeler!
Aç?k havada Borçka’n?n Arhavi’nin tepeleri ve o yüksek tepelerin de üstünde kat kat s?ra s?ra bulutlar içinde karl? tepeler, ak?l almaz yüksekliklerde i?te kar??n?zda Kafkasya da?lar?!
Kaf da??n?n ard? gibi, ula??lmaz tepeler, ta?k?n duygular, sonsuz yücelikler, zihnimizde bir ?ölen ba?l?yor!
Zihnimiz hangi yeme?i istiyorsa i?te kar??n?zda sofralar?n sofras?!
Dünyam?z?n mucizevi, do?al mabetleri, gözlerimizi ruhumuzu al?p, kay?plara ötelere kar??t?r?r!
A?a??larda çok mu a?a??land?k, bu yüceliklere neden hayran?z!
O granit tepelerin bir ruhu mu var!
Orada ebediyen asaletiyle bize yolu gösteren, ya?l? ve kahraman bilgeler mi var!
Yalç?n tepeler hayal dedi?imiz ?eye neden bu kadar yak?n durur, ve bak??lar?nda küstahl?k ve kibir ve bilmi?lik, neden hiç yoktur!
Hem çok büyük hem çok güzel olmay? nas?l ba?arm??lar?
Güçsüz anlar?m?zda bize sanki bir saltanat bir egemenlik uçsuz bucaks?z bir imparatorluk, ba???l?yor gibi, aç?yor bahçelerini biz de ku?lar? gibi c?v?ldayal?m diye!
Poz verir gibi duru?lar?nda, çok tutkulu ilahi sözler sakl?, çeli?in demirin a?ka gelmi? ta? olmu? hali!
Allah?m bu ne mükemmel suskunluk, lezzetlerin en güzeli en yükseklerde sakl??
Dü?üncemi al?p tepe tepe yücelerde gezdiren!
?çimdeki yer çekimini kald?ran ancak oradan bakt???mda rahat eden!
Durdu?um yere o da bana bak?yor derin gözleri, içimde bir ?ey kabar?yor, an?nda ömürlük yorgunlu?umu al?yor!
Hiç el sürülmemi? ba?ka hiç kimse görmemi? ak?am güne?iyle sim sim parlayan geni? al?nlar?yla gümü? tepeler!
Sald?rm?yor, hücuma geçmiyor, hiç korku eziyet vermiyor, üstünüze dü?müyor, da?lar arkas?nda da?lar, dü?üncemin buz gibi derinliklerini eritiyor, ??r?l ??r?l ak?yor, buluyor yolunu, buluyor sesini dü?üncem, yüksekli?i ba??m?n tac? oluyor!
Özgürlü?ün do?du?u vatan? bu tepeler mi?
Da?larda ba?ka tür bir irade mi var, yüksekler yücelerle sessizlik, ?ark?larla renklerle heybetiyle ahenk içinde!
Bu granit tepeler içlerinde neyi sakl?yorlar böyle, s?ms?k?!
Kapkara bulutlar geçip gider ve yak?c? güne? gelip geçer ve kar ve ya?mur ve ku?lar gelip geçer, sanki onlarda Tanr?’n?n sa?laml???, sanki onlarda k?r?lmaz bir ?ey, y?k?lmaz bir ?ey var, Tanr?’n?n evi gibi, do?an?n en cesur askerleri, dü?üncemizin kalelerini bekleyen ordusu!
Neden bir an için olsun umutsuz inançs?z amaçs?z bir görüntü vermezler, neden, ula??lmaz bir gücün sahibi gibi dururlar ve tek tek ta?lar?n? dü?ürse de her bak???n?zda yeniden boy verir enginliklere kök salarlar!
Ve varl?klar?na inand?r?rlar sizi, i?te dünya dersiniz, i?te dünya, i?te dünya, i?te dünyay? bekleyen kutsal nöbetçiler!
Granit tepelerin bizden uzak tuttu?u gizledi?i bir ?ey mi var, milyonlarca ça?d?r ayn? yerdeler, sonsuz ömürleri bize ölümsüzlük mü ba???l?yor!
Geçici olmayan, uçucu olmayan, ölümlü olmayan, hayal gibi kaybolmayan, asla hüsrana u?ramayan ve hiç ?üpheye dü?meyen, insan?n öz varl???, bir direni? mi ö?retiyor?
Seni beni bizi, yücelerin yücesine kim ta??yor?
Neden da? ba?lar?nda ilahi bir hayranl???n sevinci içindeyiz, kat kat karanl?k ve kal?n perdeler aç?l?r, p?r?l p?r?l semalar içindeyiz!
Sapasa?lam duru?lar?, yaln?z da? ba?lar? insan büyütür, ba?ka tür pencereler aç?l?r, bak??lar?m?z dindarla??r!
Kaskat? sert duru?lar?, dünyaya hiç taviz vermeyen, ruhumuzun hazineleri!
Hiç erimeyen hiç vaz geçmeyen, ruhumuzu kimli?imizi dilimizi dü?üncemizi ilahi bir tutkalla kendine ba?layan!
Bir yan? bahçeler çay?rlar ormanlar içinde renk renk cümbü? içinde bir yan? kopkoyu lacivert karanl??a gömülü, ba?? ötelere uzanm??, vücudumuz ve ruhumuz gibi, ve dünya dedi?imiz, ayn? bedende!
Ve her biri heykel gibi, neden hepsi, en yak???kl? ça??nda en gencimiz gibi!
Hem ihtiyar bilge bir profesör, hem sevgilimiz gibi!
Kimse çözemedi da?lar?n bu ürküten heybetli duru?unu, i?te bir bak???yla askere al?yor gibi, i?te sert bak??lar?, komut verir gibi!
Bir yanarda? olup henüz lavlar?n? f??k?rtmadan i?te orada duruyor dimdik içimizi patlatan, saf co?kunun semalara yükselen ilahi ç??l???!
Sanki insan denen varl???n öz yurdu gibi, sanki e?i?inden a??nca, ruhumuz öz vatan?na öz anne babas?na kavu?acak gibi!
Zihnimin alamad???n?, dü?ünceye s??mayan?, muhakeme, idrak edilmeyeni, ufkunda hayranl?kla gezintiye ç?kartan!
Doyumsuz lezzetler içinde baka baka i?te o tepelere, k?r???kl?klar iniyor i?te surat?m?z ya?land?kça, gider ayak ömrün, hayretiyle, sert kemikli topografyas?na dönü?üyor surat?m?z, seyrinde donakald?kça!
Ne güzeldir dü?ünceler içinde yükselen dü?ünceler, da?lar gibi semalarda yücele?en, ve kafatas?m?z? parçalamadan, da?lar gibi bozulmam?? yerinde duran!
Zihnin aç?klayamad???, gözün görüp inanamad???n?, bak??lar?yla, kemiklerimizi tav?nda dövüp demirle?tirip ?ekilleyen, ?üphe yok, insan evlad? özgürlü?ü bu manzaralarda ö?rendi!
Dal?vermeyin bir bak?? emeksiz zahmetsiz manzaras?yla büyütür sizi!
O kur?un bak??lar?n, insan? çok erkenden öldürdü?ünü, akl? kar???klar?n örtüsünü kald?rd???n?, görürsünüz!
Özgürlük, hadi, istedi?in yere gidebilmektir diyelim, da?lar arkas? da?lardan nereden yol bulur dü?üncemiz, ruhumuz istedi?i tepelere ötelere uçuvermek için bahane mi ar?yordu?
?çimizdeki yer çekimini kald?ran ancak oradan bakt???m?zda rahat eden, uçurumumuzun yuvas?!
Her insan evlad?n?n zihninde uçurum k?y?s?nda çat?s?z ama teras? çok geni? bir evi vard?r, t?pk?s? ikizidir, yast?kl? yorganl? evinin!
Dile getirilemeyen bir ?ey var o yalç?n tepelerde!
Da?larda m? apoletlerini madalyalar?n? tak?p süslenip püslenip görülmek istiyor, bizlere!
Aya güne?e bulutlara göklere k?l?c?n? çekmi? kahraman gibi bize mi poz veriyor, bu haval? gösteri?, ba?ka kime olacak, ben yoksam o da yok, o yoksa ben de yokum, ama i?te var?m, sonsuzluk dedi?imiz s?n?rlar?n?z, i?te bu kadar, aram?zda da?lar var!
A??rl?k fiziki bir güç hacim yo?unluk de?il, zihnimizin ufuklar? da?lar, dünyam?z? tohumlay?p büyüten, sonsuzlu?una çeken, o kartal gözler ba?ka derinliklerine süzülüyor!
Zihnimizde belki o yüksek tepeler gibi ‘görülmek’ istiyor, ba?kalar?na da göstermek istiyor, belki mahrem iç ziynetlerini!
Dalg?n bak??lar?m?z granit ta?lar?n? kabuk kabuk soyup, kalbine ula?maya çal???yor, ama o halinden çok memnun, dingin huzurlu duru?unun!
Zihnimiz de kimbilir da?lar gibi harika ve gizemli bahçelerine ça??rmak ve ç?rç?plak if?a etmek istiyor kendini!
Da?lar arkas? da?lar, soyundu?umuz yer, ebediyet kar??s?nda ç?rç?plak soyunmak için bahane arad???m?z, yer!
Belki de bizim de ta?lar?m?z? dü?ürmemizin vakti geliyor, soyundukça güzelle?en!
?çimizdeki, o ben, belki de da?lar gibi kal?c?, ve dünyaya sabit, ve en ince en k?r?lgan ucu, ulu göklerde da?lar gibi, ‘ben’ dedi?imiz ?ey yoksa o yüksek tepelerde mi geziniyor!
Ya?l? gövdesi atalar?m?z gibi tarih gibi, kaderimiz gibi, yarat?ld???m?z ilk gün gibi, vatan dedi?imiz aya??m?zdaki prangalar gibi, ama o yüksek iri gövdeleri, çok sab?rl? bilgelerin deha beyinleri gibi ve sanki sonsuzluk mahkemesinin ac?mas?z yarg?çlar?!
Hayal gücümüzü rengarenk zengin çe?it çe?it toz pempe p?r?l p?r?l rüzgarlarla savurur ve sava? ve bitmeyen f?rt?na, ça?lar de?i?ir ama da?lar bildikleri hep o yerde neden durur ve kimi bekler!
Da?lar?n duru?unda bir kesinlik var, i?te ben en yükse?im ve buraday?m, diyen, varl???m i?te bu, kimlik ve cüce ?arlatanlar?n soyut kelimeleriyle oyalanmay?n, diyen!
Da?larda, saf insan var, cinsiyetsiz, ya?s?z, etnik dini fark? olmayan ve ama benim de insan gibi ego ve benlik gibi otantik ve varolu?la ilgili ilahi bir hikayem var, diyen! ?nsan kendine merak sald?kça vurur da?lara!
?öyle mi diyor, hiç kimse bana Tanr?’ya kar?? geliyor diyemez, hiç kimse bana kafir o bizden de?il diyemez, da?lar arkas? da?lar, kendinde kendisi olan ve hiç yaralanmayan ve hiç kendinden ku?ku duymayan!
Bir söz bir lak?rd? bir dedikodu bir tart??ma hiç de?il, da? i?te, varl???yla varl???m?z ayn? toprak ayn? kan ayn? nefes, kar??m?zda ebediyen duran!
?stedi?in kadar hayat?n?n al??kanl?klar?n? geleneklerini dü?üncelerini de?i?tir, ama hakikat bu, yücelerin yücesi, yerini hiç de?i?tirmeyecek, ayn? anda hem dünyan?n hem de ötelerin öznesi, nefes nefese dü?ünce, ya?ad?kça i?te o yüksek tepelere sen istemesen de ad?mlar?n de?il zihnin t?rmanacak!
Da?lar?n arkas?nda da?lardan metafizi?e giden bir yol var, sonsuzluk duygusunu içimize sokuverir, da? ba?lar?nda çok zamanlar unuttu?umuz o muhte?em yaln?zl???m?z var!
Türkülerin bilgelerin sözleriyle gezintiye ç?kart?r, ne zaman zihnimde gezintiye ç?ksam, çok güçlü bir maceran?n ba?lad??? hissine kap?l?r?m, da?lar arkas? da?lar öteleri sayfa sayfa okutur!
Da?larla yüzle?ince hiç çeli?meyiz kendimizle, yalan dolan ar?n?r gider! Sanki bir ?eye inanman?n mecburiyetinde hiç de?iliz! Sanki da?lar?n arkas?nda da?larda kaybolaca??m?za hiç inanmay?z, da?lar, ‘hiçli?i’ mi, bombo? gündelik endi?eleri mi, fuzuli yükleri, al?r elimizden!
Asla yan?lmayaca??m?z bir kesinlik verir, asla yolumuzu de?i?tiremeyece?imiz, ötelere, bedenimizden ruhumuza aç?lan bulutlar?n üstünde bir köprü!
Art?k hiç bir ?eyi sorgulamak istemeyen güzellerin güzeli, en güzeli, da?lar?n arkas? da?lar, sebebini sen de bilemezsin ama hep yoluna hep yollar açar!
Zihnin nehir sular? gibi ??r?l ??r?l akar ve çöpü pisli?i kat?p önüne pirüpak tertemiz y?kay?verir!
Bizi çürüten bizi öldüren bizi kand?ran bizi oyalayan ?eylerin endi?esini elimizden alan, da?lar?n arkas? da?lar, gözlerimiz ad?mlar?m?z yol ald?kça yükümüzü hafifleten!
?nsan ve bitki ve hayvan, hepsi s?rlar?n? aça aça dü?ünce dü?ünce tohum tohum renk renk saçarak hayat?n? ya??yor, ama kayalar ba?ka, sanki, güzelli?ini k?skançl?kla içinde sakl?yor!
Bir gençlik mevsimi ya?ay?p s?rlar?n? tek bir iklimin rüzgar? kar?yla, savurmak istemiyor!
Granit tepeler, s?ms?k?, tutunduklar? ve gizledikleri ?ey neyse, aç??a vurulmayan herkese gösterilmeyen, bilgelik mi ö?retiyor!
Ne bir rüzgar bekliyor ne bir dost, o muhte?em yaln?zl?k, destans? manzarada, hava p?r?l p?r?l aç?k, ve sa?lam bir yürek ve özgür bir kafa, ve dopdolu ve çepçevre bir geni?lik, bahçelerin bahçesi, bir insan olarak ya?ad???n?z? hissetti?iniz o an, ?ükür dedi?imiz dünyaya nihayet ad?m att???m?z, o an!
Belki de da?lar?n heybetinde zaman? küçülten vakti iklimi umursamayan bir ?ey var, dimdik uzamlar?nda zaman? eriten zamandan daha güçlü bir saydaml?k!
Da?lar?n ufuklar?nda geçmi? ve gelecek ayn? anda, her ?ey geçer gider ama sanki bu poz veri?te sakl? insan duru?umuz!
Zorlu s?navlardan volkanlardan geçmi? ve ruhumuza eklenmi? içimizde hiç bitmeden tüten ate?!
Da?lar arkas? da?lar, yücelerin iradesiyle, içimizdeki bo?lu?u dolduran, yaln?z ve ölümlü de?ilsin, diyen!
Ve neden f?rt?na ku?lar? gibi dü?üncemizin tepelerinde uçar, uçmakla dü?ünce ne kadar yak?n!
Ne zaman yolum dü?se o ulu yüce tepelere, durdurun ?u arabay?, derim, kütüphanelerde aray?p bulamad???m, donma derecesinde dü?üncemi ayakland?ran!
?ki dünyay? da ferahland?ran!
Dü?üncenin uçurumlar?n aleviyle eriyip ötelerin kal?plar?na döküldü?ü o ilahi tap?nak durmaks?z?n hep bizi ça??r?yor!
Ne zaman o uçsuz bitimsiz tepelere vursam, tepelerin ard?nda ba?ka tepeler, f?rt?nalarla bir alametin bir k?yametin tam ortas?na dü?erim!
Sanki hayat terazisine a??rl???m? koydu?um, i?te bu koca koca da?lar, dü?ünceden da?lar, insan dengemi tövbe ettirir gibi s?f?rdan ayarlar!
??te tarihim, i?te öz varl???m, bu yüce da?lar ve türküleri, derim, sanki aynada ruhumu görmü? gibi kendime gelirim, sanki bu ölümsüz mevsim hiç bitmeyecek!
?nsana iradesi ve sabr?n? ve özgürlü?ünü ayna gibi yans?tan, da?lar arkas? da?lar, çarp?p sert bak??lar?na, geri döner yank?s?, sabah ak?am her gün bir ömür içimde ürpertisiyle t?nlar, ve dü?üncelerimi sonsuzlu?uyla durular ve bitmez o yank?n?n sesleri rüyalar?m?n ?ark?s?!
Büyüklük kahramanl?k ve öfke ve dünyal?k oyalanmalar, silinir gider, ve geri dönülmez o yolda, kalbim, da?lar kadar büyük bir çelenk!
Hayatla dopdolu!
Ey insanlar, yol bitmemi? imkân tükenmemi?tir, da?lar arkas? da?lar, içimizdeki gizli sava?lar? bitiren!
Ayak bas?lmam?? el de?memi?, da?lar?n dü?ünce co?rafyas?, i?te endam? boyu posu cüssesi, do?ayla y?kanm?? tertemiz elbisesi, hayat?n!
?steseniz de dizginleyemezsiniz, isteseniz de içinizden ç?kartman?z mümkün de?ildir, içinizdeki a?k?n o mesafeleri k?saltan ulu tepeleri!
Sonsuzlu?a ula??lmaz diyenleri nezaket ve yumu?akl?k ve alçak gönüllü?üyle, iman ettiren, o bir ç?kar yolu ö?reten, o yüce tepeler!
?stesiniz de söndüremezsiniz, içimizdeki kutsal ate?in körükçüsünü, harl? harl? yanar içinizde, o karl? tepeler!
Çok yoksul ve kimsesiz ve giysilerimiz h?rpani ve bedenimiz çok zay?f olabilir, ama kayalar?n saklad????
Kendimizle bulu?tu?umuz, insan oldu?umuzu, dü?üncemizi, sonsuz güveni alt?na alan!
Granit tepeleri, hiç birimize uzak olmayan, ta? olup donmu? surat?m?z ruhumuz i?te o kutsal ate?i sakl?yor!
Ku?lar?n uçup uçup bir daha geri dönmek istemedi?i, o muhte?em manzaray?, insan olu?umuzu, tamaml?yor!” (4)
Da?lar, insan olu?umuzu tamamlayan ilahi ö?eler gibi her bak??ta ayr? bir ders verir sevgilisine.
?ehir, Kemaliye’dir onda.
Da?lar?n aras?nda huzur içinde uygarl?k… hapishanesi kilitli bir ?ehir…
Konaklar?n aras?ndan da?lar?n o p?r?l p?r?l so?uk içimli sular? akar. Herkesin herkese merhabas? vard?r.
?ehir Hamamönü’dür onda.
Hemhüm Camiindeki dervi?…
?ehirle da??n bile?kesi Hüseyin Gazi Tepesidir. ?ehre kimli?ini kazand?ran Horasan erenleri ile hemmizaç bir ?ehirle?me anlay??? örer istikbali…
Toplukonutlarla tarumar edilmi?, betonla?t?r?lm??, ne istediler de vermedik ki belediyecili?i de?il.
“Hüseyingazi Tepesi, Ankara’n?n en yüksek tepesidir, iyi bir soyunma odas?d?r, ihtiyac?m olan ?eyi tabii ki hâlâ bilmiyorum, zirvede ODTÜ’lü ne?eli da?c?lar gördüm, evden kaçm?? bir horoz gördüm, bo?una pe?ine dola??p e?ti?i yerleri didikledim, sonradan ö?rendim, yaban tavu?u olmal?ym??, Hüseyin Gazi Türbesine sabah ak?am s?rt?nda heybelerle yürüyen ?alvarl? kad?nlar gördüm, en son evi gördüm, elli metrelik kuyu aç?p, kendi suyunu kendi ç?kart?yor, terk edilmi? onbinlerce çam fidesi gördüm, ?sa’y? öldüren adam Pilatus’u gördüm, orda öyle, bizi bekliyorlar, da? çiçeklerini gördüm, gözlerini oydum, da? çiçeklerinin kampanas?yla uyudum, da? çiçeklerinin kampanas?yla her sabah evden yeniden tepeye ç?kt?m, bir zaman sonra, Döne’nin ?aplak att??? kel çocu?u gördüm, mümkün de?il, Döne kimseye z?rn?k koklatmaz, para verdi?ine asla inanmam, ö?rendim ki, ö?rendim ki, çocuk, kan kanseriymi?, yard?m etmek için, ?aplak bahanesi, yaln?z biz miyiz böyle incelen, ramazan davulcusu soka?a girdi?inde üç dört araban?n alarm zili birden çalmaya ba?l?yor, her gün üstünde yorgun arg?n gitti?imiz bu sokakta, ne kald? elimizde, Döne’nin anneannesi, yetmi? ya??nda, çiçekli entari istemi? babas?ndan bayram için, ne kald? elimizde, bir çiçekli entari.. Gündelik bönlüklerle zehirlenmemek için büyük bir köprüye ihtiyac?m var. ?u sese çok ihtiyac?m var, hayat? kar??dan kar??ya geçebilmek için: ho?ça kal tatl?m.” (5)
Tam otuz sekiz virgülü bir cümlenin içinde kullanm??. Yoksa, Hüseyin Gazi Tepesine otuz sekiz dönemeçle mi ç?k?l?yor?
Hüseyin Gazi Tepesinde yat?yor Hüseyin Gazi Hazretleri. Anadolu evliyalar?ndan, gazidervi?lerden.
Arkada?? Mürsel Baba Beypazar? da?lar?n?n tepesinde, o da Mamak’taki bu tepeden sanki onu görüyor. Birbirleriyle haberle?ir gibiler.
Hani ?airin:
“Ad?m ad?m, ta? ta? mülkü tapulam??lar” dedi?i…(6)
Nahit Genç’in hayat? roman, yazd?klar? hayattan kesitler. Hayat?n ?çinden. Hayat?n ?çinden sayfas? 1982’de mapusluk hayat?m?n hemen sonras?nda ç?kard???m?z gazete. Hayat?n ?çinden ad?nda tam sayfa yap?yorum. Nihat’?n ilk yaz?lar?ndan biri bu sayfada yay?nland?. ?mza: Nihat Suat Genç.
Mamak ve Hüseyin Gazi hat?ralar?m?z? onunla çok payla?m??t?m.
Mamak’ta askeri tutukevinde Hüseyin gazi mar?lar? ile ko?ard?k.
“Hüseyingazi da??m?z
Genç k?zlard?r rüyam?z
Piyade piyade…”
Hüseyin Gazi için çok Mamak ?iiri yazd?k.
“Hüseyin gazi ses vermez
Duvar gelir üsteni nefes vermez
Eskimi? oyunca??n heves vermez”
Mamak kap?s?ndan ç?kt???mda tam kar??mdayd? Nihat. Sar?ld?k birbirimize
Nihat Ahmet ve Ali abi…
Özgürlü?ün 80 sonras? serencam?nda Hamle y?llar?, Do?u? y?llar?, Yeni Dü?ünce y?llar?, Belde y?llar?, Çete y?llar?, Leman ve Veryans?n’a uzanan yüksek yüksek dalgalar üstünde sörf yapabilme tutkusu…
Kafes adl? romanda Muhip sanki Nihat ile konu?maktad?r. Kafes, kafeste ilerleyen bir böcek, da?lar, ?rmaklar ve tutkularla örülü kay?ts?zl?klar, mesuliyet ve ahlâkla perçinlenmi? görev a?k? hep birbirini dürtmektedir.
Mekân konusunda Elias Canetti’nin Kitle ve ?ktidar kitab?n? içti?ini biliyorum. Nihat’?n eserlerinde mekân?n onda çocuklu?undan ba?layarak en az annesi, babas?, a?klar?, arkada?lar? kadar belirleyici oldu?unu biliyoruz.
Canetti der ki:
“Orman insandan daha yüksektir. Etraf? çevrili olabilir, her türden çal?yla kaplanarak a??r? büyümü? olabilir; içine girilmesi zor olabilir; bir uçtan di?erine geçmek daha da zor olabilir ama orman gerçek bir yo?unluk ta??r. Onu orman yapan, bu yo?unlu?u yaratan yapraklar?d?r; yapraklar da ba??m?z?n üstünde dururlar. Birbirine sar?lm?? tek tek a?açlar?n yapraklar? yekpare bir çat? olu?turur, ????? engelleyen ve kapsaml? bir gölge yaratan i?te bu yapraklard?r.

?nsan bir a?aç gibi dimdik durur ve kendisini di?er a?açlar?n aras?na sokar. Ama a?açlar insandan daha uzun boyludur ve insan onlara bakmak için ba??n? yukar?ya kald?rmak zorundad?r.” (7)

?nsan bir a?aç gibi tek ve dimdik durur, durmal?; ve di?er a?açlar?n aras?nda da mensubiyetini bulmal?.
Naz?m’?n dedi?i gibi:
“Ya?amak bir a?aç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi karde?çesine…”
Halk içinde Hak ile ya?amak da böylesi teklik çokluk terkibi olsa gerek…
O yüzden erenler Mürsel Baba, Hüseyin Gazi hem halk içinde ya?ay?p topluma maya çald?lar hem de böyle yükseklerde, ormanlar?n da ucas?nda ufuklarla söyle?ip birbirlerine selam gönderdiler.
?lk insandan günümüze da?lardaki, bay?rlardaki a?aç kadar orman kadar insana yak?n ve onu var eden çok az ?ey vard?r.

“?nsan?n çevresindeki, ba?ka hiçbir do?al fenomen her daim insan?n üstünde, ayn? zamanda a?aç kalabal??? kadar yak?n ve ço?ul nitelikte de?ildir. Çünkü bulutlar geçip gider, ya?mur buharla??p uçar, y?ld?zlar da uzaktad?r. ?nsan? yukar?dan etkileyen bütün do?al fenomenler içinde hiçbiri ona orman gibi her daim yak?n de?ildir. A?açlar?n tepeleri eri?ilebilirdir; a?açlara t?rman?labilir, meyveleri toplan?p a?a??ya indirilebilir; çünkü insanlar onlar? yiyerek ya?am??t?r.

Orman insan?n bak??lar?n? kendi büyüme yönüne çeker. Orman düzenli olarak yukar?ya do?ru büyür; a?açlar? yakla??k olarak e?ittir; asl?nda bu e?itlik yaln?zca yönlerindeki birörneklikten ibarettir. ?nsan bir kez ormana girdi mi kendisini bir bar?nakta hisseder.

?nsan orman?n en büyük yo?unlu?a sahip oldu?u, büyümenin devam etti?i tepe noktas?nda de?ildir. Tersine, yo?unluk ba??n?n üstündedir ve onu korur. Böylelikle orman sayg?yla kar???k korku duygusunun ilk imgesidir. ?nsanlar?, ba?lar?n?n üstündeki koruma kar??s?nda duyduklar? ?ükranla yukar?ya bakmaya zorlar.” (8)
?ükranla yukar?ya bak?yoruz Nihat, Serkan, Ufuk ve ben.
Hüseyin Gazi Tepesi onda Anadolu’nun ruhunu yans?tmas? ve orada tazelenmek için uzun soluklu bir nefesi ça?r??t?r?r.
Avukat Ufuk Do?an ile Nihat’? al?p Hüseyin Gazi Tepesinde Battal Gazi’nin de ata babas? olandan feyz almak, oradan Beypazar?’na Serkan Öz’le da?lar üzeri da?lardan Mamak’a ses vermek, ormanlar?n ucas?na eri?ip Mürsel Baba türbesinde tabiat?n içinde gece ve gündüz fark?n? ellerimizle, yüreklerimizle ve beynimizle hissetmek…
“Bâkî kalan bu kubbede bir ho? sadâ imi?…”

1) Elias Canetti, Kitle ve ?ktidar, çev.Gül?at Aygen, Ayr?nt? Yay?nlar?, ?stanbul 1998 S.415)
2) Bahattin Karakoç, Ay ?afa?? Çok Çiçek, Beyan Yay?nlar?, ?stanbul 1998) “Yar?na hükmüm geçmez, heybemde az???m yok/ Ecel pusuda bekler ve benim acelem var/ Karanl???n çi? sesi kalkans?z kar??lanmaz/Ç?rp?n?r tutunacak dal? olmayan ku?lar/ Benim de acelem var” diye ba?layan ve son m?srada “Yüzü ak gitmek için bu günden acelem var!” diye biten ?iir.
3) Joachim Radkau, Do?a ve ?ktidar, çev. Nafiz Güder, Türkiye ?? Bankas? Kültür Yay?nlar?, ?stanbul 2009
4) Nihat Genç, Poz Veren Da?lar, www.veryans?ntv.com
5) Nihat Genç, So?uk Sabun, son sayfa, Mitos Yay?nlar?, ?stanbul 1994
6) Ali Akba?’?n bir ?iirinden. Ali Akba? da Kahramanmara?l?, Abdurrahim Karakoç ve Bahattin Karakoç gibi. Bu üçü de bizim edebiyat ortam?m?z içinde Nihat ve benim a?abeylerimizdi. Üçünün aras?nda bir so?ukluk oldu mu Nihat’la beraber çözerdik ço?unlukla.
7) Elias Canetti, Kitle ve ?ktidar, çev.Gül?at Aygen, Ayr?nt? Yay?nlar?, ?stanbul 1998 S.90)
8) Canetti, age, s 91

Lütfü ?AHSUVARO?LU