1914’de başlayıp 1918’de sona eren birinci dünya savaşı Türk milletinin büyük kayıplarıyla sonuçlandı. Osmanlı Devleti milyonlarca kilometre kare toprak kaybının yanında milyonlarca insanını şehit verdi ve Anadolu’ya sıkıştı. İstanbul ve Anadolu’nun; sağı, solu, güneyi, kuzeyi işgal edildi. Mondros mütarekesi sonuncu İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan Anadolu’yu işgale başladılar.
Doğuda Ermeniler boş durmadılar. Erzurum ve ilçelerinde yakmadıkları köy, şehit etmedikleri Türk geride bırakmak istemediler. Adana’dan Kars yaylalarına kadar bölgede büyük Ermenistan hayali kurup “Wilson Prensiplerinden” ve batılılardan güç alarak kuracakları sözde “Büyük Ermenistan” için bu bölgelerde alçakça cinayetler işlediler. Erzurum’da bu cinayetlerden fazlasıyla nasibini aldı.
1918’e gelindiğinde nüfusu seksen binlerden sekiz bine düşen bir Erzurum var idi. Şehir Ermeni çeteciler tarafından tamamen yakılmış, yıkılmış, ekonomik kaynakları yok edilmiş ve İstasyon barakalarında, yanık derede, Ezirmikli konağında, Hacı Ahmet Hanında, Mürsel Bey Konağında ve şehrin sokaklarında bir gecede 11 binden fazla insanını kaybetmiş bir haldeydi. Açlık, yokluk ve fakirlik kol geziyordu. Ekilecek tohum bile yoktu. Tek kelimeyle şehirde felaket kol geziyordu.
Ordu şehre girerken iki yıldır kurtların yediği insan iskeletleri görülürken yanmış insan cesetlerinin kokusu duyuluyordu. İşte Erzurum bu haldeydi.
Savaş bitmiş Ermeniler kaçmış, Orta Anadolu’ya gidenler geri dönmeye başlamıştı. Onları boş ambarlar, yakılmış evler ve hastalıklar bekliyordu. Bütün bunlara karşı Belediye Başkanı Zakir Bey çok çalışarak halkın yaralarını sarmaya başlamış, bu uğurda kendisine Müftü Solakzade Sadık, Hacı Fehim, Hoca Raif, Hacı Hafız gibi siviller, Binbaşı Küçük Kazım (Yurdalan), Binbaşı Faruk, Binbaşı Ragıp, Binbaşı Nazım, Binbaşı İbrahim ve Alay kâtibi Kara Hacı yardım ettiler. Milli Eğitim Müdürü Saib, Sağlık Müdürü Dr Cimillizade Salim, Dr. Tefik, Dr. Sadi. Hâkim Kınalızade Zühtü, Hâkim Münir (Alpagut), Defterdar Ali ve Öğretmen Faik gibi zatlar ellerinden geleni yaptılar.
Albayrak Gazetesi ve Süleyman Necati:
Mütareke sonrası Albayrak ve Süleyman ayrılmaz bir ikili oluşturarak hararetli yazılarıyla Erzurumluyu uyarmaya, cesaretlendirmeye ve kurtuluşa hazırladılar. Taşmağazaların karşısındaki Albayrak matbaası bu uğurda mürekkeplerini kullandı. Gazete sadece Erzurum’un sesini değil bütün Vilayat-ı Şarkiye’nin sesi olmuştur.”Vilayat-ı Şarkiye Ermenistan Olamaz” başlığı da bu nedenle her nüshada yer almıştır.
30 Ekim 1818’de Mondros Mütarekesi imzalanınca Erzurumluyu yeni bir telaş almıştır, Çünkü anlaşmanın 24. Maddesi açıkça Erzurum’un Ermeniler verileceğini ifade etmektedir. Hastahane baştabibi Dr. Fuad Sabit Bey Mütarekenin olmasına sevinirken Necati Bey anlaşmayı dikkatlice okuyunca şu yorumu getirdi. “Ermeni çeteleri, mahalli asayiş yapılınca, İ’tilaf idaresi Erzurum’a girecek ve Ermenilerde Türkleri keserek, ekseriyet teminine çalışacaklardır. Ermeni bulunmayan buraları savunmamak namussuzluktur.”
Ülkede bunlar olurken Erzurum ve çevresinde milli hareketler başlıyordu. 5 Kasım 1918’de “Kars İslam Şurası” teşkil edildi. 30 Kasımda bu şura Kars kongresini toplayarak yörenin selameti için kararlar aldı. Ardahan’da milli uyanıştaki yerini aldı. 3Ocak 1919’da ilk, 7-8 Ocak tarihlerinde ikinci toplantısını yaparak gerekli kararları aldı. 17-18 Ocak tarihlerinde toplanan Kars kongresinde “Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkata-ı Milliyesi teşkil edildi. Artık her yerde Albayrak gazetesinin sloganlaştırdığı “Doğu illeri Ermenistan olamaz” ifadeleri beyinlerde ve kalplerde yer etti.
İstihlas-ı Vatan ve ilk tepki:
Nalbantoğlu Yzb. İsmail, Alay Müftisi Nusret, Emekli Binbaşı İdris ve Süleyman Necati Merkez Umuminin üyesi Hilmi ve İttihatçı Ebulhindili Cafer çevreye “İstihsal-ı Vatan” fikrini yaymaya çalıştılar. Bunlara sivil ve askeri bürokraside destek verdi.
Erzurum’un Milli Marşı
İstiklal marşımızın olmadığı dönemlerde Sıtkı Dursunoğlu’nun yazdığı şiir, Erzurum ve çevresindeki okullarda okutuldu.
Erzurum Marşı:
Tarihler ağlar vatan yatarken
Eller öz vatanda nara atarken
Ufukta ümidin nuru batarken,
İlk sesi haykıran yüce Erzurum
Vatanı Kurtaran yüce Erzurum
Ufak bir tepreyiş bir atlayışla
Ümitler aşlayan bir atlayışla
Altı bin senelik bir yaşayışla
Canavar ağzını yırtan Erzurum.
Ümitsizlikleri kıran Erzurum
Vatana ümitsin, bayrağa rehber
Tarihin bağrında sesin inilder
Milli vicdan doğar, senden alır fer
İlk sesi haykıran yüce Erzurum
Vatanı kurtaran yüce Erzurum
Doğu Anadolu Vilayetleri Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin Kurulması:
Mondros Mütarekesinin 24. Maddesi sonucunda İstanbul’da Süleyman Nazif’in gayretleriyle Harputlu Nedim Beyin başkanlığında 2 Aralık 1918 de “Vilayat-ı Şarkiye Müdafa-ı Hukuk-ı Milli Cemiyesi” kuruldu. Cevat Dursunoğlu da bu cemiyetin Erzurum şubesini kurmak için İstanbul’dan Erzurum’a geldi. Cevat Dursunoğlu ve Ahmet Erverdi Beyler Erzurum’a gelerek 3 Mart 1919 da cemiyeti kurdular.10 Mart'ta resmi izin alınarak çalışmalara başlandı. Cemiyetin Başkanlığına da Hasankale’li Hakkızade Fehim Getirildi. Sonraki günler cemiyetin başkanlığı Fehim Bey, Hoca Raif beye devretti.
Cemiyetin öncelikleri arasında Erzurum’un bir Türk yurdu olduğunu bütün vatsalar kullanılarak anlatılması, gerek şehir içinde gerek sancaklarda okullar açılarak öğrencilerin yetişmesinin sağlanacak ve ilgili kazalarda teşkilatlar kurularak gerekli çalışmalar yapılacağı yönündeydi. Cemiyetin toplantı yeri ise “Asarı Terakki mektebi” idi.
Kâzım Karabekir’in Erzurum’a Gelmesi:
13 Mart 1919’da Kazım Karabekir 15.Kolordu komutanlığına atandı. Kazım Karabekir İstanbul’dan ayrılmadan önce Mustafa Kemal’le görüşerek samimi bir şekilde görüşerek şunları söyledi “ Paşam ben yarın Erzurum’a hareket ediyorum. İstanbul’da ne vaziyette kalırsanız kalınız, bir şey yapmak imkânsızdır. Sukut edersek mahvımız mukadderdir. Behemehâl Anadolu’ya Ordunun başına geliniz. Hemde doğuya. Milletin kurtuluş hareketi doğudadır. Orda her şey mümkündür. Orduda kuvvetlidir. Halkda beraber gider. İstanbul’da ne siz ve nede kıymetli arkadaşlar fazla kalmayınız. Başka türlü milli birlik ve milli varlık göstermek imkânı yoktur” der ve Gülcemal vapuruyla Trabzon’a doğru yola çıkarak önce Trabzon’a, sırasıyla Gümüşhane’ye, Bayburt’a, Aşkale’yi geçerek Erzurum’a gelir.
Paşa Erzurum’a geldiğinde Müdafa-i Hukukçular ile görüşerek asla silahların teslim edilmeyeceğini belirtir. Bu arada İngiliz Rawlinson’la da görüşerek ona da şunları söyler. “Erzurum halkı kaç senedir ermeni mezalimi ile inlemiştir. Bakınız her tarafımız harabe haldedir. Şimdide buralar Ermenistan olacak diye konuşulanlardan halk üzgündür. Öteye beriye karışmak, ordunun komutanları ve silahları toplanıyor gibi fikirler vermek günün birinde hayatınıza mal olabilir. Bu halk, pek asabidir. Ben hayatımı tehlikeye koyamam. Sizinde uygun hareketiniz isterim” sözleriyle üstü kapalı tehdit etmiştir.
Yunanlılar İzmir’i İşgal Ediyor:
Erzurum’da İzmir’in işgal edildiği 16 Mayısta duyulunca; Kazım Karabekir, Belediye başkanı Zakir Bey ve Müdafa-i Hukuk cemiyeti yöneticileri ve halk son derece üzülmüş ve 18 Mayıs da “Lala Paşa Cami” yanında bir nümayiş düzenleyerek olayı protesto edip ilgililere telgraflar çekilmiştir.
Yunan İşgalleri devam ederken Erzurumlu durur mu? Muallim Zeliha Faika Hanım öncülüğünde önce Murat Paşa Camiinde Mevlüt okuttular. Sonra yıkılan hükümet konağında tarihi bir miting düzenleyerek aldıkları kararları başta ABD başkanı olmak üzere tüm itilaf devlet başkanlarına kınama telgrafları çektiler.
Erkekler yine telin mitingleri yaparak işgali kabul etmeyeceklerini bütün dünyaya ilan ettiler. Hınıs, İspir, Pasinler ve diğer ilçelerde protesto mitingleri yapıldı. Alınan kararlar ilgililere çekilerek işgalin kabul edilmeyeceği dünyaya ilan edildi.
Müdafa-i Hukuk cemiyeti bu arada boş durmuyor Hüseyin Avni Bey başkanlığında toplanarak mahallelerde ölen yaralanan, evleri yıkılanların tespitini yaptırıyor ve faaliyetler için halkın maddi ve manevi desteğini talep ediyordu. Bu arada Cemiyet Erzurum Vilayet kongresinin toplanması içinde adımlar atıyor her kazanın iki temsilci seçerek kongreye katılmalarını istiyordu.
Vilayet Kongresi:
17 Haziran günü başlayan 21 delegenin katıldığı ve beş gün süren kongrede önemli kararlar alındı. Doğu Anadolu’da ki propagandalar, milli duygular ve hürriyet konuları üzerinde durularak Doğu Anadolu’nun ikinci bir “Kırım” yapılmasına izin verilmeyeceği, Osmanlı camiasından ayrılmamayı, bu konuda her türlü fedakârlığın yapılacağı, Ermeni istilasına şiddetle karşı konulacağı kabul edildi. Teşkilatın işleri yürütebilmesi için para toplanacağı, çocukların okutulması için okulların yapılması ve eğitimin yapılması kararlaştırıldı. Böylece 23 Temmuz kongresine temel olacak çalışmalar tamamlanmıştı.
Mustafa Kemal Paşanın Erzurum’a Gelişi:
3 Temmuz günü Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Ilıcada karşılanarak İstanbul kapıdan şehre girilmişti. Paşayla birlikte 15 kişilik heyet artık Erzurum’daydı. Mustafa Kemal ve Arkadaşları kalacakları yere yerleştikten sonra gerekli temaslara başladılar. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti yöneticileri Paşayı yalnız bırakmadılar. Bu arada Paşa müfettişlikten alınınca 8 Temmuz gecesi Paşa Askerlikten istifasını açıklıyordu. Mustafa Kemal artık sivildi. İleriki günlerde kendisi için tutuklama emri çıkarılacak, bütün bunlara karşılık Kazım Karabekir Paşa; Mustafa Kemal’i ziyaret ederek “Paşam ben ve kolordum emrinizdeyiz” diyerek o nazik anların bitmesine sebep oldu.
23 Temmuz Kongresinin Açılışı:
Trabzon, Giresun, Sivas, Erzincan, Siirt, Doğubayazıt ve mücavir bölgelerden gelen delegeler ile başladı. Ancak en önemli konuların başında kongreye kimin başkanlık edeceğiydi. Uzun ve çetin tartışmalar oldu. Mustafa Kemal Paşanın başkanlığa seçilmesi çok tartışmalı bir süreç sonunda kabul edildi.
Kongre ilk toplantısını 23 Temmuz 1919 da yaparak bütün tartışmalar yapıldıktan sonra başkanlığa oy birliği ile Mustafa Kemal Paşayı seçti. Kongresinin ilk gününde genel bilgi veren Mustafa Kemal “tarihin bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr etmeyeceğini, vatanımız ve milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin muhakkak mahkûm ve iflas olduğunu, vatan ve milletin mukadderatını tahlis ve himaye hususunda son sözü söyleyecek ve bunun hükmünü tatbik ettirecek kuvvetin bütün vatanda bir elektrik şebekesi haline girmiş olan, milli cereyanın, yiğitlik” olduğunu ifade etti.
14 gün süresince delegeler ciddi fikirler ortaya koydular. Tartıştılar. Kongrenin mutlaka sivil bir yapıda olması gereği üzerinde duruldu. Kongre 7 Ağustosa kadar devam etti. Üyeler arasından Temsil Heyeti seçilerek Cumhuriyete gidecek yolun açılmasına imza attı. 10 maddelik tarihi kararlardan bir bölümü şu şekilde belirlendi.
1-Milli hudutlar içinde vatan bir bütündür. Ayrılık kabul etmez.
2-Yabancı işgal müdahalesine k arşı Osmanlı Hükümetinin dağılışı halinde millet hep birlikte savunma yapacak ve direnecektir.
3-Vatanın istiklalini korumaya hükümet muktedir olmadığı takdirde, maksadı temin için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet heyeti milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplantı halinde değilse, heyeti temsiliye yapacaktır.
4-Kuvay-ı Milliyeyi amil ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
5-Hıristiyan ahaliye siyasi hâkimiyet ve toplum dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez.
6-Manda ve himaye kabul edilemez.
7-Mebuslar meclisinin derhal toplanmasına ve hükümet işlerinin milletin murakabesine konulmasının teminine çalışılacaktır.
Kongre aldığı bu karalarla bitmiş, sonuçlarını da bütün dünyaya ilan etmişti.
Erzurum’dan Ayrılış:
Seçilen “heyeti temsiliye” Sivas’a gidecektir. Ancak günler geçer heyet bir türlü hareket edemez. Çünkü heyetin parası yoktur. Bunun üzerine Müdafa-i hukuk üyeleri kendi aralarında 100 lira ancak toplayabilirler. Çünkü Erzurumlu fakirdir. Perişandır. Verecek parası hiç yoktur. İşte tam bu sırada durumu öğrenen emekli Binbaşı Süleyman Bey “ benim birikmiş 900 liram var onu vereyim. Para denkleşsin der”. Parayı verir. Para “Mustafa Kemale” Ulaştırılır. İste Milli mücadele kervanın yola çıkmasının altındaki gerçek budur. Süleyman Bey parayı bir şartla verir. Bu parayı kendisinin verdiğini kimse bilmeyecektir. İşte Türkün asaleti bu cümlelerde saklıdır.
Sonuç olarak 3 Temmuzda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Erzurum'a gelmesiyle halkın, idarecilerin kafasında, yüreğinde, zihninde bir şuur hali oluştu. O şuur vatanın işgalcilerden temizlenmesi, milletin bölünmez bütünlüğü, Anadolu'nun yeniden imar edilmesi şeklinde tezahürü şeklindeydi.
Şehirde öyle bir şuur oluşmuştu ki; yirmi yıldan daha fazla Erzurum'da kalıp misyonerlik faaliyetlerini yürüten Bay ve Bayan Robert ve Dr.Ida Stapleton 1919 yılında şehir hakkında şunu tarihe not düşmüşlerdi. "Kendisini Türk milliyetçiliğine adayan Erzurum’da artık Amerikan misyonerlerine yer kalmadı!" Bu değişim 1820-1920 yüz yıl içinde yaşanan acıların, ölümlerin, göçlerin münevverlerde, halkta meydana gelen fikri değişmenin en açık ifadesiydi.
Bu şuura sanırım "Kongre Şuuru" demek en doğrusuydu... Bu şuurdur ki yüz yıldır Amerikan, Fransız, İngiliz, Rus, Alman misyonerlerin Erzurum ve çevresindeki Misyoner ve Azınlık okullarının sonunu getirmişti.