23 Nisan Cuma günü, Ankara’da sabahın erken saatlerinde evlerinden ayrılan kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, kalpaklı, sarıklı, yöresel giysili bütün halk tabakalarını kapsayan insan kitleleri tören alanını doldurmaya başlamıştır. Yerli ve yabancı bütün Ankara halkı Meclis binası ile Hacı Bayram Camii arasına sıkışmaya çalışmış ise de sığmamıştır. Arsalar, evlerin çatıları insanlarla dolmuştur. Hacı Bayram Camii’nde Cuma namazını kılmaya gelenler öylesine çoğalmışlardı ki, kapılardan taşmışlar, mermer avluya dolmuşlar, mezarların yanlarına ilişmişler, sokaklarda yer bulmaya çalışmışlardır. Yunus Nadi’nin de belirttiği gibi bu şerait içinde usulü dairesinde yapılan bir ibadet olmaktan çok, milletin kendi yazgısını kendisinin çizeceği bir dayanışma günü olmuştur. Çünkü Cuma namazı kılındıktan sonra, solgun ipeklerine yıpranmış satırlarla dualar yazılmış, eski sancaklar altında tehliller, tekbirler getirilerek Meclis binasına doğru yürüyen bu insan seli, Anadolu’da yeni bir düşünceyi karşılamaya çıkmıştır. Bu yeni düşünce kendisinin üstünde güç tanımayan ve ülkesini tam bağımsızlığa kavuşturmayı planlayan Büyük Millet Meclisinin ülkenin kaderine el koymasıydı. Açılış töreni, Mustafa Kemal’in yukarıdaki genelgesinde belirttiği esaslara göre icra edilmiştir. Cuma namazından sonra Kur’an-ı Kerim okunmuştur. Kalabalık Meclis’e doğru bir insan seli halinde tekbirler getirerek gitmeye başlamıştır. En önde Hacı Bayram Veli’nin üzerinde ayetler yazılı sancağı ve Sinop Mebusu Hoca Abdullah Efendi’nin başı üzerinde taşıdığı yeşil örtülü bir rahlede Kur’an-ı Kerim ve Sakal-ı Şerif taşınıyordu. Bir manga askerde bu rahlenin iki tarafında ağır ağır ilerliyordu. Ulema, şeyhler, milletvekilleri, şehrin ileri gelen yöneticileri, yüksek rütbeli askerler ve halk onları seyrediyordu. Meclis’in önüne gelindiğinde kurbanlar kesilmiştir. Bursa Mebusu Fehmi Hoca yüksek sesle Hatim Duası okuduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa tarafından Meclisin kapısındaki kurdele kesilerek içeriye girmiş ve bütün mebuslar içerideki sıralara oturmuşlardır. Bu sırada hoca mebuslar Meclis’te hep bir ağızdan dua ediyorlar ve Buhari-i Şerif okuyorlardı. Bayraklarla süslenen kürsüye Hacı Bayram Veli’nin sancağı dikilmiştir. Kur’an ile Sakal-ı Şerif de kürsüye konulmuştur. Meclis’te herkes yerini almıştır. Küçük toplantı salonunun iki yanındaki dar dinleyici locaları ve bunlara çıkan merdivenler hiç yer kalmamacasına doldurulmuştur. Başkanlık kürsüsünün hemen önünde, daha alçak bir sırada tutanak kâtipleri ve tutanak grubu şefi, yüzleri milletvekillerine dönük olarak yerlerini almışlardır. (Şapolyo, 1958, s.395-396; Güler, 2002, s.301; Şengil, 1996, s.75; Karaibrahimoğlu, 1968, s.42- 44). Açılış günü meclis İstanbul’dan gelebilenler ve 19 Mart tarihli genelgeyle olağanüstü yetkilerle seçilmiş olan, sayıları 115 kadar mebusla toplanabilmiştir.9 Saat 13.45’te en yaşlı üye (1845 doğumlu) Emekli Milli Eğitim Müdürü Sinop Mebusu Şerif (Avkan) Bey, kürsüye gelerek şu konuşmayı yapmıştır:
Huzzarı kiram!
İstanbul’un geçici kaydıyla yabancı güçler tarafından işgal olunduğu, bütün temelleriyle halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının bozulduğu hepinizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, bize önerilen yabancı köleliğini ulusumuzun kabul etmesi demektir. Ancak kesinlikle tam bağımsız olarak yaşamaya kararlı bulunan, başlangıcından beri özgür ve başına buyruk olan ulusumuz, tutsaklık durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak Yüce meclisini oluşturmuştur. Bu yüce meclisin en yaşlı üyesi kimliğiyle ve Allah’ın yardımıyla, ulusumuzun içte ve dışta tam bağımsız olarak yazgısının sorumluluğunu doğrudan yüklenip kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün cihana duyurarak Büyük Millet Meclisini açıyorum. Bütün Müslümanların halifesi ve Osmanlıların Padişahı Sultan VI. Mehmet Han’ın kurtuluşuna ve yüce saltanatın payitahtı İstanbul’umuz ile türlü zulüm ve felaket içinde maddi ve manevi insafsızca imha edilmekte olan bütün mazlum vilayetlerimizi elde etmemize ihsanda bulunmasını Cenabı Allahtan niyaz ederim (Alkışlar) (TBMM Zabıt Ceridesi, s.2, tarih: 23 Nisan 1920).
Şerif Bey’in konuşmasından sonra sözü Mustafa Kemal Paşa aldı ve şöyle konuştu: Yüksek bilgileri içindedir ki Yüce meclisiniz, olağanüstü yetkilerle yeniden seçilen saygıdeğer mebuslarla, saldırıya uğrayan Saltanat Merkezinden (o zaman Saltanatın bulunduğu yer olan İstanbul, devletin merkeziydi) canlarını kurtararak buraya gelen saygıdeğer mebuslardan oluşmuştur. Kendilerini kurtarıp gelebilecek olan mebuslarla birlikte yüce bir meclis kurulması, ancak yeni kabul edilen seçim yönteminde söz konusu olmuştur. Bu anda meclisimiz toplantı halindedir. Daha önce seçilmiş olan mebusların dahi aynı yetki derecesiyle görev yapmaları mebusların seçilme yönteminden (yani yeniden mebus seçilmesinden) daha çok kapsamlı olduğu için, bunun uygun olacağı kanısındayım. Bu konuyu belirtmek isterim (Uygun, uygun sesleri) (TBMM Zabıt Ceridesi, s.2, tarih: 23 Nisan 1920). Bu sözlü önerinin uygun görülmesinden sonra konuşmasını sürdüren Mustafa Kemal Paşa, mebusların seçim tutanaklarının incelenmesi için komisyonlar kurulmasını önerdi. Bu öneri kabul edilerek Tetkiki Mezabit Encümeni (Tutanakları İnceleme Komisyonu) oluşturuldu. Bu komisyonlar bir torbadan çekilen isimlerin yüksek sesle okunmasıyla kurulmuştur (TBMM Zabıt Ceridesi, s.2-3, tarih: 23 Nisan 1920) Mustafa Kemal Paşa döneme dair olayları ve siyasi değerlendirmelerini içeren asıl uzun konuşmasını ise 24 Nisan 1920’de yapmıştır. Paşa, bu konuşmadan sonra yapılan seçimle 110 oy alarak Büyük Millet Meclisi Başkanı seçilmiştir (TBMM Zabıt Ceridesi, s.8-30, 38, tarih: 24 Nisan 1920).