GelişimErzurumYazı

ERZURUM’DA AMERİKAN PROTESTAN MİSYONERLERİ ve TÜRK MİLLİYETÇİLERİ

Osmanlı İmparatorluğu’na 1820’de giren ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923’e kadar yüzyılı aşkın bir süre, başta Müslümanlar ve Yahudiler olmak üzere, Protestan olmayan bütün Hristiyan tebaalarda Amerikan Protestanlığını yaymak, onlarda ayrılıkçı bağımsızlık fikirlerinin gelişmesini sağlamak ve misyoner faaliyetlerini diplomasi ve istihbarat aracı olarak kullanmak Amerikan Protestan Bordu’nun başlıca amaçlarıydı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sultan I.Murat döneminde başlayan ve giderek neredeyse bütün ülkeye yayılan ve 19 yy.da ülke ekonomisine büyük darbe vuran ve adeta boyunduruk haline gelen Kapitülasyonlar (yabancılara tanınan ayrıcalıklar) 7 Eylül 1914 tarihli bir “irade-i seniye” ile kaldırılmasına rağmen lehtar ülkelerin dayatması ile uygulanamaz duruma gelmişti. Lozan müzakerelerinin en hararetli konusu yine kapitülasyonlar meselesi idi. Nihayet 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla devletin üzerindeki bu pranga kaldırılmış ve ardından kabul edilen 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Eğitimde Birlik (Tevhid-i Tedrisat) kanunu ile yabancı eğitim kuruluşları Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimi altına girmişti. Lozan’da ABD ile yapılan 6 Ağustos 1923 tarihli “ Dostluk ve Ekonomik İşbirliği “ Antlaşmasını, yapıldığı tarihten yedi yıl sonra 1930 yılında kabul eden ve genç Türkiye Cumhuriyeti ile kalıcı diplomatik ilişkiler kuran Amerika Birleşik Devletleri ile ve Lozan’da İngiltere ve Fransa başta olmak üzere diğer ülkelerle yapılan tartışmalardan başarıyla kalkmak kolay olmamıştır.

31 Ekim 1819’da Pliny Fisk ve Levi Parsons, Misyonerlik girişiminin ilginç alanı olarak, Hristiyanlığın ve İbrahim-i dinlerin doğduğu Kutsal Topraklara doğru Boston’dan yola çıktılar. Malta üzerinden İzmir’e ayakbastılar. Amaçları Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Filistin’e gitmek ve Kutsal Topraklara yeniden Hristiyanlığın saflığını götürmekti. Fisk ve Parson’un en büyük hayalleri ise, yüzyıllar boyunca Hristiyan ve Müslümanlardan acı çekmiş Yahudileri Filistin’de tekrar canlandırmak ve Osmanlı İmparatorluğunu yok etmek ve İsrail oğullarını Yahudilikten Protestan (Evanjelizm) e döndürmekti. Bu ilk öncü misyonerler Hz. İsa’nın müritleri olan yeni Amerikan Havarileriydi. . Evanjelistler 19. Yüzyılın ”ikinci havarilik” çağı olduğuna inanıyorlardı. Prof.Dr.Erol Güngör Hz.Isa’nın emrini şöyle yorumluyordu : Hristiyan alemi, yeni havarilerin idealini şöyle açıklıyordu : Gidin ve insanlar arasında “Tanrı’nın alemşümul hakimiyetini(İmparatorluk) ve gerçeğini tesis edin “ şeklinde tefsir edilmesi ile Yahudilerden sonra (ikinci bir arz-ı mev’ud ideali yaratılmış oldu.

ABCFM Protestan Bordu; Küçük Asya ve İran’da Amerikan Protestan(Evanjelist) Misyonerliği istasyonları kurmak amacıyla gerekli araştırmalar yapmak üzere 1830 yılının Şubat ayında Eli Smith ve Harrison G.O. Dwight’ı Anadolu, Kafkasya ve İran’a gönderdi. Smith ve Dwight önce İstanbul’a geldi ve buradan Erzurum’a geçtiler. Daha sonra Urumiye’ye gittiler. Heyet, Urumiye’den tekrar Erzurum’a geldi ve buradan Trabzon’a geçerek İstanbul’a döndü. 1828-1829 Birinci Osmanlı-Rus savaşından yeni çıkmış ancak henüz Rus Ordusu’nun terk etmemiş olduğu Erzurum’da bir Misyoner İstasyonu kurulmasını uygun bulmamış, ancak Urumiye ve Trabzon’u Bord’a tavsiye etmişti.

Küçük Asya’da ilk Amerikan Protestan Misyoner İstasyonu 1826’da İzmir’de kuruldu. Daha sonra William Goodell ve eşi İstanbul istasyonunu kurdu. Batı Anadolu’da İstanbul’u 1834 yılında Bursa ve Sakız, 1835 yılında Trabzon takip etti. William Jackson 1935 yılında Küçük Asya’nın doğusunda ilk Misyoner İstasyonunu Trabzon’da kurduktan sonra, 1839 yılında Trabzon’dan Erzurum’a geçerek Erzurum İstasyonunun kurdu. Doğu Anadolu’da ise, Antep(1848), Sivas(1851), Adana ve Merzifon(1852), Kayseri ve Maraş(1854), Harput(1855) ve Tarsus(1859) istasyonları kuruldu.

Amerikan Bordu kısa bir süre içerisinde Yahudiler ve Müslüman Türkleri Protestanlığa çevirmeye çalışmanın bir hayal ve ütopya olduğunu görerek, Ortodoks Grekler ve Gregoryan Ermenileri dinlerinden çevirmeye yöneldi. Yine Bord, 1830’lu yıllardan itibaren Malta’dan sonra, İstanbul’da eğitim ve yayın faaliyetlerine ağırlık vermeye başladı. Beyrut, Kudüs ve İzmir’den sonra İstanbul’a yayıncılık faaliyetlerini taşıdılar. Protestan Bordu’na bağlı misyonerlerinin yoğun faaliyetleri Ortodoks ve Gregoryen Patrikhanelerinin tepkilerine yol açtı. 1839’da 22 üyeli “Ermeni Evanjelik Birliği” adlı bir gizli cemiyet kurulması, İstanbul’da ki Ermeni Patriği Stefan’ın görevinden uzaklaştırılmasına yol açtı. Bu tarihten itibaren Ermeni Patrikliği Amerikan misyonerlerinin dağıttıkları İncil ve diğer dini yayınların okunmasını ve satın alınmasını yasakladı. Rum Patriği de Ermeni Patriği gibi bir bülten yayınlayarak yasak kampanyasına katıldı. Yasaklar Anadolu’daki patrik ve kiliselere de uzandı. Dinlerini değiştirenlere karşı sert bir mücadele başlatıldı, dinlerini değiştirenler aforoz edildi, falakaya yatırıldı ve işlerinden atıldılar. Eğer işyerleri varsa kendilerine alışveriş boykotu yapıldı ve aile düzenleri bozuldu. Böylece dininden dönen Ermeniler hukuki haklarını kaybederek, kısaca evsiz-barksız, kişiliksiz, ailesi ve cemaati tarafından terk edilmiş duruma düştü. 1846 yılında Pera’da ilk Ermeni Evanjelik kilise açıldı ve bu kiliseyi üç kilisenin açılışı takip etti. Protestan cemaatinin 1840-1850 yılları arasında karşılaştığı büyük direnç ancak İstanbul’da ki İngiliz Büyükelçi Sör Stratford Canning’in Osmanlı Sultanı nezdinde yaptığı büyük destek sonucu, 1850 yılında Sultan Abdülmecid’in fermanıyla, Protestanların “Millet” statüsüne kabul edilmesiyle birlikte aşıldı. Bu tarihten sonra da Protestan misyonerlerine karşı direnç yer yer devam etmesine rağmen, cemaat daha rahat nefes aldı.

1853-1856 arasında meydana gelen Kırım Savaşı döneminde Türkiye (Osmanlı Devleti), İngiltere ve Fransa Karadeniz’de ve Kafkasya’da egemenliğini artırmak isteyen Rusya’ya karşı güçlerini birleştirerek ortak hareket etti. Bu dönemde Robert Koleji kurucusu Cyrus Hamlin Sultan’ın fermanı ile almış olduğu izinle İstanbul’da ticari işletmeler kurdu. Kırım Savaşı sırasında Rusların 1855’te Kars’ı uzun bir süre kuşatması sonrası, işgal etmesi dolayısıyla Erzurum Protestan istasyonu faaliyetine 1856’da ara verdi ve bölgede siyasi istikrarsızlık yüzünden 1861 yılına kadar kapalı kaldı.

19 yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başlarında misyonerler Amerikan dış politikasının en önemli unsuru oldular. 19.Yüzyıl başlarında Amerikan ticaret gemileri ancak Osmanlı korsanlarına haraç ödeyip Akdeniz’e girebiliyorlardı. 1776 yılı gibi yakın bir tarihte İngiltere’den bağımsızlığını ilan eden Amerika Birleşik Devletleri, 1787’de Anayasasına kavuşmuş ve 30 Nisan 1789’da George Washington ilk Başkan olmuştu. ABD ile Osmanlı Devleti arasında 5 Eylül 1795 tarihinde “Dostluk ve İşbirliği Antlaşması” Cezayirli Hasan Paşa ile ABD Başkanı George Washington arasında imzalanmıştı. Bu anlaşma Türkçe düzenlenen ve ABD’yi vergiye bağlayan ilk anlaşma olması bakımdan son derecede önemlidir. 9 Kasım 1800’de bir Amerikan gemisi İstanbul’a demirlediğinde büyük bir heyecana yol açmıştı. O güne kadar birçok devlet adamı dâhil İstanbullular Atlantik ötesindeki Yeni Dünya’nın yerini ve bayrağını bilmiyordu. 1830 yılına kadar Osmanlı devleti bu yeni ülkeyle ticaretle bile ilgilenmiyordu ve ticaret tek taraflıydı ve 1830 yılında ABD Osmanlı Devleti’nden 414.392 dolar değerinde mal ithal ederken, 74.263 dolar değerinde mal ihraç etmişti. Osmanlı devleti ile ABD arasında ilk ekonomik anlaşma ise 1830 yılında “ Ticaret ve Denizcilik Anlaşması” olarak yapıldı ve böylece ABD diğer Avrupa ülkeleriyle aynı statüye kavuşmuş oldu ve kapitülasyonlardan yararlanmaya başladı. Misyonerler ve Amerikalı tüccarlar ABD-Osmanlı ilişkilerinde başlıca iki önemli araç idiler. Bu anlaşma imzalandıktan sonra, Kaptan David Porter 1831 yılında OCAK 2024 25 Maslahatgüzar olarak İstanbul’da ABD’nin ilk diplomatik temsilcisi oldu. Bu tarihten ilk tam yetkili büyükelçinin atandığı 1906 yılına kadar İstanbul’da Orta Elçi ve Mukim Elçiler görev yaptı ve son Mukim Elçi olan John G.A. Leishman 5 Ekim 1906’da fevkalade yetkili Büyükelçiliğe atandı. 19.yy’da ABD’nin ilk konsoloslukları Beyrut, Halep, Kudüs, İzmir, Mersin, Bursa ‘da açıldı. 1888’de ABD’nin Osmanlı Devletinde 25 Konsolosu vardı. Bu konsoloslar diplomatik ilişkilerden daha çok ticaret temsilcisi gibi çalışıyorlardı. Bu yüzden Amerikan Misyonerleri Anadolu’da çok daha kapsamlı konsolosluk ağına sahip İngiltere’nin konsoloslarıyla çalışmayı yeğliyorlardı. İngiliz Konsolosları çok iyi eğitimli, daha bilgili, tecrübeli ve manevra kabiliyetleri yüksek olduklarından, Amerikan Protestan misyonerlerince tercih ediliyordu. Zaten özellikle Doğu Anadolu’da hem İngiliz Hükümeti konsoloslarına Amerikan misyonerlerinin sorunlarıyla ilgilenmeleri için gerekli talimatı vermişti. 1888’den sonra, 1896’da Erzurum’da ve 1901’de Harput’ta Amerikan konsoloslukları açıldı, ancak çok uzun süreli olmadılar. 1917 yılında ABD’nin I. Dünya Savaşı’ na katılması yüzünden ABD-Osmanlı Devleti diplomatik ilişkileri 1927 yılına kadar kesildi.

Reformcu kişiliği ile tanınan Osmanlı Sultanı II. Mahmut 1826 yılında tarihte Vaka-i Hayriye olarak bilinen olay sonucu “Yeniçeri Ocağını” ortadan kaldırdı. 1839 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Mahmud ’tan sonra I.Abdülmecid Sultan oldu ve aynı yıl 3 Kasım 1839’da Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu (Gülhane Hatt-ı Şerifi) olarak ta bilinen Tanzimat Fermanı ilan edildi. Tanzimat Fermanı ile herkese mal ve can güvenliği sağlanacak, özel mülkiyet güvence altına alınacak, vergi ve askere alma konusunda adaletli davranılacak ve Müslüman ve gayrimüslim tüm Osmanlı tebaası getirilen bu haklardan yararlanacaktı. 1850 yılında İngiliz Büyükelçisi Canning’in de büyük desteği sonucu yayınlanan Ferman ile Protestan cemaatine “Millet” statüsü tanındı. 1854 yılında Protestan Nizamname(Anayasası) nı hazırlayan Protestan cemaati 1856 Tanzimat Fermanı’nın ilanının ardından bu nizamnameyi yayınladı ve çok milletli “Protestan Milleti” Osmanlı sisteminde yer aldı. Ortodoks, Gregoryen ve Katolik mezheplerinin aksine. Protestanların herhangi bir patrikliği yoktu ve bu bakımdan onlar daha özgürlükçü ve liberal düşüncelere sahip bir cemaat yapısına sahiptiler.

Amerikan Bordu ilk yatılı dini okulunu(Seminer) İstanbul’da 1845 yılında kurdu ve aynı yıl Kız Okulu açıldı. Yine ilk Evanjelik Protestan kilisesi İstanbul’da 1846 yılında açıldı. 1850-1860 arası Bord içerisinde okullar konusunda derin tartışmaların yaşandığı bir dönemdir. Hamlin’in başını çektiği grup, açılacak eğitim kurumlarında eğitim dilinin İngilizce olmasını savunuyordu. Dr.Schauffler ve taraftarları ise, eğitimin hitap edilen cemaatin veya ülkenin ana diliyle yapılmasını savundu. Görüş ayrılıkları keskinleşince Cyrus Hamlin Bord’dan istifa etti ve kendisini tamamen eğitime verdi. 1863 yılında kiralık bir binada Robert Kolejini açtı ve New York’lu bir iş adamı olan Christopher Robert’in maddi katkılarıyla 1871 yılında kendi binalarında Robert Kolej hizmete başladı. Amerikan Bordu, 1860-1890 arası Üsküdar, İstanbul-Gedikpaşa, Bursa, Merzifon, İzmir, Antep, Kayseri-Talas, Tarsus, Adapazarı, Harput ve Erzurum başta olmak üzere birçok yerde misyoner okulları açtı. Amerikan Protestan Bordu’nun eğitim dışında diğer önemli faaliyet sahası ise hastane ve dispanserler idi. 1914 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Amerikan Protestan Bordu (ABCFM) 24 istasyon ve 308 alt-istasyon, 151 misyoner, 8 Kolej, 360 İlkokul, 46 Ortaokul-Lise, 1299 mahalli çalışan, 9 hastane,10 dispanser ve 25.922 öğrenciden oluşan muazzam bir güce ulaşmıştı. Yine ABCFM Bordu’nun tüm Dünya’da ki harcamalarının beşte ikisinin Türkiye’de yapılar hale gelmesi de Türkiye’de eriştikleri gücü ve verdikleri önemi gösteriyordu.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı( 93 Harbi) İngiliz ve Fransızların Osmanlı Devleti’ni desteklediği son savaş oldu. Özellikle Hindistan Ticaret Yolu’nun Güneye doğru ilerleyip Mezopotamya’yı ele geçirmek isteyen Rusların eline geçmesini önlemek amacıyla, İngilizler her ne kadar Kırım Savaşında olduğu gibi aktif olarak katılmasalar da sağlık hizmetleri, organizasyon, lojistik ve danışmanlık yoluyla Osmanlı Devleti’ne yardım ettiler. O dönemde büyük güç haline gelen Alman İmparatorluğu da en son model Krupp toplarını Erzurum cephesine gönderdi. Buna rağmen Osmanlı Devleti savaşı kaybetti ve Kars, Ardahan, Bayazıt ve Erzurum Rusların eline geçti.

3 Mart 1878’ de yapılan Ayastefanos (Yeşilköy) antlaşması ile Osmanlı Devleti Batum dâhil bu illeri kaybetti. Bu gelişme İngiltere, Fransa ve Almanya’yı büyük endişeye sevk etti. Alman Prensi ve Başbakanı Bismarck 13 Haziran 1878 tarihinde Berlin’de bir kongre düzenledi ve uzun pazarlıklardan sonra Rusların Batum’u serbest liman yapacaklarını (Porta Franco) söz vermeleri üzerine Batum Ruslara bırakıldı, buna karşılık Erzurum, Doğubayazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devletine geri iade edildi. Erzurum Amerikan Protestan İstasyonunda görevli misyoner eşleri ve misyoner bölgeyi terk edip Trabzon’a gittiler. 1868’te Erzurum’a gelen ve 1884 yılına kadar Erzurum’da kalan Royal Merriman Cole ve Eşi Lizzie ile Bayan Nicholson Erzurum’da kaldılar ve Doğu Cephesi’nde hasta ve yaralı Türk askerleri ile yine salgın hastalıklara yakalanan asker ve insanlara yardımcı oldular. İngiliz Soyluları Balkan ve Doğu Cephelerinde hasta ve yaralı Türk askerlerini tedavi etmek üzere Sutherland Dükü öncülüğünde Stafford House Komitesini kurdular ve komite Erzurum ve Trabzon dâhil 10 yerde Hastane kurdu. Erzurum’ da ki Lord Blantyre İngiliz Hastanesi 15 Temmuz 1877’de ve 300 yataklı Erzurum Stafford House Hastanesi ise 12 Kasım 1877’de hizmete girdi ve her iki hastane 17 Nisan 1878’de hizmetlerini tamamladı. Amerikan Misyoneri Royal M. Cole 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasındaki anılarını “Interior Turkey Reminiscenses –Forty Years in Kourdistan (Armenia) “ başlığı ile yayınlanmak üzere hazırladı. Amerikan Bordu ABCFM Genel Sekreteri James Barton 23 Ağustos 1910 tarihinde kitabın önsözünü yazmasına rağmen, bu kitap yayınlanmadı. Royal M.Cole’ün anılarında 93 Harbini aydınlatacak çok önemli bilgiler yer almaktadır.

1914 yılına kadar Osmanlı Devleti ile birlikte hareket eden İngiltere’nin bu ani politika değişikliğinde II. Abdülhamid döneminde, 9 Haziran 1908 yılında Reval (Tallinn) de İngiliz Kralı VII. Edward ile yeğeni Rus Çarı II. Nikola arasında Osmanlı Devletinin geleceği ile ilgili yapılan görüşmelerin etkili olduğu söylenebilir. Bu durumda Osmanlı Devletine Almanlarla işbirliği yapmaktan başka bir tercih kalmamıştı. 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya Savaş ilan eden Almanya, 2 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti ile bir gizli işbirliği antlaşması yaptı ve bu anlaşmadan sonra İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı seferberlik ilan edildi. Osmanlı Padişahı Sultan V. Mehmet Reşat 11 Kasım 1914’de “ Cihad-ı Ekber “ ilan ederek, İslam Dünyasını destek için çağırdı.
Osmanlı Devleti savaşa girerken, Doğu Anadolu Amerikan Misyonerleri 1914 yıllık toplantısı ise büyük bir katılımla 20-31 Temmuz 1914 tarihleri arasında Harput’ta yapıldı, bu toplantıdan sonra Ermeni Taşnak Partisi 8. Uluslararası Kongresi yine Ağustos 1914’te Erzurum’da toplandı. Erzurum, Bitlis, Van ve Harput’ta bulunan misyonerler gelişmelerden oldukça tedirgindiler. Rus ordu birlikleri Köprüköy’e ulaşmıştı. İstanbul’da bulunan Amerikan Büyükelçisi Henry Morgenthau misyonerlerle ilgili alınacak önlemler konusunda Dışişleri Bakanlığı ile görüştü ve şimdilik misyonerlerin bulundukları yerlerden boşaltılmaması ancak bölgelerinde daha güvenli yerlere taşınmaları önerildi. Amerika görüşünü değiştirerek USS North Carolina ve USS Tennessee savaş gemilerini Akdeniz’e gönderdi. Rus Ordusu 16 Şubat 1916’da Erzurum’a girdiği zaman, Robert ve Dr.Ida Stapleton ve 2 çocukları Erzurum’da idiler ve öncü Kazak ve Ermeni birlikleri subayları Misyonerlik binalarına gelmiş ve Stapleton ailesini ziyaret etmişlerdi. Stapletonlar erkek yurdunu Rus komutanlığına tahsis ettiler. Stapletonlar dışındaki misyonerler Erzurum, Harput, Bitlis ve Van’ı terk etmişlerdi.
Robert Stapleton, Harput ve Mardin misyonerleri tekrar istasyonlarına dönmüşlerdi. Başta Robert olmak üzere misyonerler 1915 Tehcirinden sonra bölgede kalan az sayıda Ermenilere ve Greklere yardım etmek istiyorlardı. Ancak Nisan 1917’de ABD’nin I. Dünya Savaşına katılması dolayısıyla, ikili ilişkiler kesildi ve Harput’ta bulunan Amerikan Konsolosu Leslie Davis ve misyonerler Harput’tan ayrıldı ve bölgede yalnız Erzurum’da Robert Stapleton ve Mardin istasyonunda üç bayan misyoner kaldı. Bolşevik İhtilalinin başarılı olması ile Lenin I. Dünya Savaşı’ndan çekilmeye karar verdi ve bütün cephelerdeki Rus askeri bozguna uğramış gibi savaş meydanlarından hızlı bir şekilde çekilmeye başladı. 5 Aralık 1917’de Erzincan’da Ruslarla ateşkes yapıldı ve böylece 3 yıldır Kafkas Cephesi’nde bulunan Rus askeri evine dönme fırsatına kavuştu. Rusların çekilmesi ile tarihin akışı değişti. Çanakkale zaferinden sonra batı cephesinde toparlanan Türk Ordusu OCAK 2024 27 doğu cephesini takviye etmeye başladı. Karabekir Paşa komutasındaki Türk Ordusu Erzincan, Erzurum, Sarıkamış ve Kars’ı peş peşe kurtardı. 14 Nisan 1918 Brest-Litovsk Antlaşması sonrası Osmanlı Devleti’nin Elviye-i Selase olarak adlandırılan Ardahan-Batum ve Kars vilayetlerini kurtarma fırsatını verdi ve 14 Haziran -14 Temmuz 1918 arasında Kars, Ardahan ve Batum’da yapılan halk oylamalarında halkın büyük çoğunluğu anavatana katılmak yönünde oy kullandı. Osmanlı Devleti böylece Gürcistan’da Ahılkelek ve Ahıska gibi Türk yurtlarını geri alma fırsatına kavuştu. Türkiye’nin Brest-Litovsk kazanımları 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi ve daha sonra İtilaf Devletleri ile imzalanan 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ile kaybedildi.

San Remo Konferansı’nda İngiltere, Fransa ve İtalya “Manda” konusunda Türkiye’ye heyet göndermek istemeyince, iş ABD ’nin üzerinde kaldı. ABD Osmanlı Devleti ile savaş halinde olmadığı ve Mondros Ateşkesine de taraf olmadığı için Anadolu’ya asker gönderme durumunda değildi. ABD Başkanı Woodrow Wilson Paris Konferansında gündeme gelen Manda teklifinin daha derin araştırılması için çeşitli araştırma ve inceleme heyetleri görevlendirilmesi için talimat verdi. Manda araştırma heyetlerinin gelmesinden önce zaten İngiltere ve Fransa ellerini çabuk tutup 13 Kasım 1918’de İstanbul’u ve Boğazları işgal etmişlerdi. 1919 yılı içerisinde Anadolu, Suriye, Filistin ve Güney Kafkasya’ya toplam 4 heyet gönderildi. Barton Komisyonu 1919 yılı Mart-Mayıs aylarında, King-Crane, Niles&Sutherland Komisyonu 1919 yılı Temmuz-Ağustos aylarında ve son olarak ta en kapsamlı ve büyük komisyon olarak ta General Harbord Komisyonu 1919 yılı Eylül-Ekim aylarında Manda olarak düşünülen topraklarda incelemelerde bulundu.

Erzincan Ateşkesinden sonra, Rus Ordusu çekilirken bölgede bütün silah ve mühimmat ile kontrol Ermenilerin eline geçmişti. Ermeniler bu gücü hunharca kullandılar. Türk Ordusu ilerlemeye başlayınca, Müslümanlara ait ne varsa hepsini tahrip ve talan ettiler. Ermeniler Müslüman Halk üzerinde cinayet, ırza tecavüz, kundaklama ve benzeri dehşet verici zararlar verdiler. Niles&Sutherland Van ve Bayazıt’ta gördüklerini şöyle anlatıyorlardı: “ Başlangıçta bu hikâyelere inanmadık. Fakat gözlerimizle görünce inanmaya başladık, çünkü yıkıma şehadet ettik ve maddi deliller zaten ortadaydı. Van ve Bitlis’te ayakta kalan evler ve dini yapılar tamamen Ermenilere aitti. Müslümanlara ait bütün evler tahrip edilmişti. Durduğumuz köylerde ve yerleşim birimlerinde görüştüğümüz halk kendi ihtiyaçlarını bildirmek yerine, karşılaştıkları dehşeti anlatıyorlardı.”
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Samsun-Havza-Amasya-Tokat-Sivas-Erzincan-Erzurum güzergâhını takip ederek 45 gün sonra 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a ulaştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna yol açan başlıca iki önemli olay Kâzım Karabekir Paşa’nın 3 Mayıs 1919’da ve Mustafa Kemal Paşa’nın ise 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a gelmeleri ve bu iki kahramanın ortak bir amaç uğrunda yollarının Erzurum’da kesişmesi idi. Zaten vatanın kurtarılması konusunda ülküler ortaktı. Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesinde “Şarkın Fatihi” olarak kabul edilen Kâzım Karabekir Paşa’nın yakın arkadaşı Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ederek “ Emrinizdeyim Paşam “ demesi, ülkenin kurtuluşun da en önemli dönüm noktasıdır. Erzurum Kongresi, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Mustafa Kemal Paşa’nın da katılımı ile başladı. Kongre Başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa Kongre açılış ve kapanışında konuştu ve kongre sonunda, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) seçildi.

Harbord Heyeti hiçbir zaman mevcut Ermenistan’ı kapsayan bir Amerikan mandası düşünmedi. Onlar Manda’nın Anadolu’nun tümünü (sözde Batı Ermenistan dahil ), Trakya, Mezopotamya, ve Güney Kafkasya Ülkeleri olan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı kapsayacak şekilde olmasını düşündü. Heyet,Trans-Kafkasya’yı gördükten sonra, Manda Yönetiminin tüm bölgeyi kapsaması gerektiğini, yalnız Ermenistan’da kurulacak yönetimin zarar göreceğini ve yalnız Transkafkasya için 60bin askerin gerekliliğini hesapladı. Bölgedeki birçok Amerikan misyoneri de Türkleri Ermenilerin yerine tercih ettiğini de ayrıca belirtti.

Harbord, Raporu’nda Manda konusunda 6 haftalık sahada insanlarla birebir temaslar sonucu tespit ettikleri olumlu ve olumsuz hususları sıraladıktan sonra, biz Amerikan 28 GELİŞİM ERZURUM Hükümetine manda tavsiyesini kabul edin şeklinde bir zorlamada bulunmuyoruz ve biz bu görevi bir uluslararası bir görev olarak kabul ediyor ve insani amaçları ön plana alıyoruz şeklinde görüş bildirdiler. Harbord Raporu, 13 Nisan 1920’de Amerikan Senatosu’nun 66.ncı Kongresi ikinci oturumunda “Ermenistan’ın Bağımsızlığı için Amerikan Komitesi “ adlı 73 üyeli Senatör, Temsilciler Meclisi Üyesi ve Valilerden oluşan Başkanlığını James W.Gerard ve Onur Başkanlığını Charles Evans Hughes’in yaptığı Genel Komite ile ve başkanlığını yine James W.Gerard’ın yaptığı 8 kişilik yürütme kurulu üyesi Henry Cabot Lodge tarafından sunuldu Bu komite Amerikan Mandası fikrine şiddetle karşı çıktı ve Amerikan mandasını “ Türk İmparatorluğu Amerikan Koruması Altında “ olarak tanımladılar. Komiteye göre: İstanbul (Konstantiniyye), Anadolu, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan için müşterek manda şu amaçlara hizmet edecektir: “1) Türk İdaresini uzatacak ve pekiştirecektir ve ayrıca Turancılığı teşvik edecektir,2 )Ermeni ırkını ve milliyetini yok edecektir,3) Yakın-Doğu’da daha yumuşak bir Hristiyanlığa yol açacaktır ve 4)İslam ve Hristiyanlık arasında, kaçınılmaz ve önlenemez ihtilafa yol açacak, Muhammed güçlerini 24.000.000 Turanlının etkisi altına sokacaktır.
Amerikan Senatosu’nun 1 Haziran 1920 tarihli oturumunda oylanan Başkan Wilson’un Manda teklifi 23’e karşı 52 oyla ret edildi.
Sevr Antlaşması tek Türkiye’nin muhatap olarak alındığı bir idam fermanı niteliğinde idi. 433 maddeden ve 13 bölümden meydana gelen bu antlaşma, TBMM Hükümeti ve son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından da onaylanmamıştı. Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türk Milliyetçilerinin Sevr’e tepkisi büyük olmuş ve ret edilmişti. Başkan Wilson’un görevlendirdiği komisyonun tespit ettiği Osmanlı-Ermeni sınırı Karadeniz’e 275 km kıyı sağlayarak denize ulaşım sağlayacak şekilde tespit edildi. Komisyon Kararı 22 Kasım 1920’de Başkan Wilson tarafından onaylandı.
Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Manda ve Himayeye karşı çıkan Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türk Milliyetçileri Türk Milleti’nin büyük desteği ile 16 Mart 1920’de İkinci İstanbul işgali ile başlayan işgal projesini, 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz sonrası kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ile sonlandırarak , tarihi bir başarı kazandı.

Lozan Konferansına İsmet Paşa başkanlığında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti temsilcileri ile, Britanya İmparatorluğu, Fransa Cumhuriyeti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yunanistan Krallığı, Romanya Krallığı, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı temsilcileri katıldılar. Galip taraf olan Türkiye konferansta yapılan birçok uyarı ve tehdide boyun eğmedi. Türkiye; Boğazların statüsü ve Musul Sorunu hariç Osmanlı Devleti’nin ekonomik gelişmesine pranga olan Kapitülasyonların kaldırılmasını sağladı. TBMM Hükümeti Sovyetler Birliği ile imzaladığı Gümrü, Moskova ve Kars Antlaşmaları sonucu Doğu Sınırını güven altına aldı ve Anadolu topraklarında bağımsız bir Ermenistan Devletine izin vermedi. Doğu Cephesindeki bu başarının rüzgârıyla, TBMM Hükümeti Lozan Konferansında da İtilaf Devletlerinin doğrudan ve ABD’nin Lozan’a gönderdiği gözlemci diplomat ve misyoner temsilcileriyle dolaylı olarak baskı kurmalarına rağmen, Doğu Anadolu’yu içine alacak bir Ermenistan Devleti kurulmasına fırsat vermedi. Lozan Antlaşmasından iki hafta sonra 6 Ağustos 1923’te ABD TBMM Hükümeti ile 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşmasına benzer “Dostluk ve Ticaret “ ile “ Suçluların İadesi” antlaşmalarını imzaladı ve gerçekte Amerikan Hükümeti bu anlaşmalar Lozan’da ayrı olarak imzalandığı halde, gerçek Lozan Antlaşmaları imiş gibi Senato’nun onayına sundu.

ABD’nin TBMM Hükümeti ile imzaladığı özel anlaşma ülke içinde tartışmaya açıldı.
Amerikan Senatosunda Evanjelist ve Ermeni lobilerinin etkisiyle Lozan Antlaşmaları Senato’da reddedildi. ABD Ankara Hükümetiyle ancak 1927’de diplomatik ilişkiler kurdu ve 1937 yılında Büyükelçiliğini Ankara’ya taşıdı.

23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan Kongre’de, Kongre başkanlığına seçilerek Türk Milliyetçi Hareketi’nin lideri olan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Sevr’e ve Mandaya karşı çıkarak, bağımsız bir Cumhuriyet’in kurulacağını açıkladı. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta Erzurum Kongresinin ilke ve kararlarını yedi maddede açıkladı.

Bu gelişme bile Anadolu’da ki Amerikan Protestan Misyonerlerini tedirgin etmeye yetti. Erzurum’da ki Amerikan Misyoneri Robert Stapleton Erzurum Kongresi sonrasını şöyle anlatıyordu: Milliyetçi taraftarların bu toplantısında, hareket kendini hem İstanbul Hükümeti ve hem de İtilaf Devletlerine karşı olarak tanımladı. Milliyetçilerin amaçları açıkça ifade edilmişti. Her şeyden önce, onlar Anadolu’nun bir Türk Devleti olarak toprak bütünlüğünün korunmasından yanaydılar ve yabancı müdahaleye karşı meydan okudular ve herhangi bir mandayı reddettiler. Eğer Sultan yabancı müdahaleye direnmezse İstanbul’a alternatif bir hükümet kuracaklardı. Kongre Mustafa Kemal Paşa’yı başkan olarak seçti. Bu andan itibaren o büyük bir sorumluluk alarak liderliği üstlendi. Şurası açık ki, kendisini Türk Milliyetçiliğine adayan Erzurum’da artık Amerikan misyonerlerine yer kalmadı.”
Amerikan Bordu: Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kısa zamanda başarısızlığa uğrayacak maceraperestler sürüsü olduğunu iddia etti. 23 Nisan 1920’de TBMM Hükümeti’nin kurulmasından sonra, Kasım 1920’de Türk Hükümeti Harput’ta ki Amerikan Koleji Müdürü Dr.Riggs’in yıkıcı faaliyetlerinden dolayı Harput’u terk etmesini istedi. TBMM Hükümeti birçok yabancı okula denetçiler atadı. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nda Kapitülasyonların kaldırılması ve 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Eğitimde Birlik) Kanunu bütün yabancı okulların Türk Kanunlarına tabi olmasını ve birçoğunun kapanmasını sağladı. Yabancı okullarda Türk Tarihi ve Türk Edebiyatı dersleri artık Türk hocalarca okutulmaya başlandı.
Böylece Amerikan Protestan Misyonerlerinin Ermeni yanlısı ve düşmanca faaliyetleri, Türk Milliyetçilerinin yeni Türk Cumhuriyetini kurması ile sona ermiş oldu.

Dr. Yılmaz KUŞKAY