Sevgili okurlar, dergimizin bu sayısında bize ayrılan sayfalarda camiamızda iz bırakan üstadımız Avukat Abdürrahim AYDINOĞLU’nu rahmetle anarak anlatmaya çalışacağım. Bu yazımı hazırlarken verdikleri bilgilerden yararlandığım üstadımızın eşi Keriman AYDINOĞLU hanımefendi ile kızları Eser BÜYÜKAKPINAR ve Gülbu IŞITMANGİL’e öncelikle çok çok teşekkür ediyorum.
Av. Abdürrahim AYDINOĞLU, 08 Haziran 1928’de Vehbi bey ve Azize hanımın oğlu olarak Erzurum'da dünyaya geldi. İlk ve Ortaokulu Erzurum'da bitirdi. 15 yaşındayken babasını kaybedip, 5 kardeşi ile yetim kaldı. Liseyi, Erzurum Lisesi'nde dereceyle bitirdi. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesi'ne kayıt oldu. “Eğe” diye hitap ettiği halasının maddi ve manevi desteği ile okudu. Küçük yaşlardan itibaren ilgi duyduğu folklore lisedeyken Erzurum Bar Ekibinde yer alarak başladı ve üniversite yıllarında da devam etti.
Bu yıllara ait unutamadığı bir anısı şöyleydi: Yurt dışından gelen "önemli misafirler” için verilen ve Hamdullah Suphi TANRIÖVER’in de bulunduğu davette bar ekibi ile sahne alır.
Bu yıllara ait unutamadığı bir anısı şöyleydi: Yurt dışından gelen "önemli misafirler” için verilen ve Hamdullah Suphi TANRIÖVER’in de bulunduğu davette bar ekibi ile sahne alır
Ankara Hukuk Fafültesi’ni çok çalışarak, bütünlemeye dahi kalmadan 4 yılda bitirir. Sınavda onu gören hocası "Seni hatırladım, devamlı ön sırada oturan iki öğrenciden birisin” demişti. En ön sırada oturan diğer sınıf arkadaşı ise Prof. Dr. Turgut Akıntürk’tü.
Fakülteden 1954 yılında mezun oldu. Tam o günlerde Kültür Bakanlığı’nca ülkemizin tanıtımı için Muzaffer SARISÖZEN rehberliğinde düzenlenen organizasyonda, Erzurum Bar Ekibi'nde yer aldı. Son sınavının sonucunu öğrendiği gün Fransa yolcusuydu. İlk yurt dışı deneyimini böyle güzel ve anlamlı bir program ile yapmış oldu. Bu gezinin kendisine çok katkısı olduğundan hep bahsederdi. Askerlik görevini Ulaştırma Asteğmen olarak İzmir'de yaptı. Avukatlık stajını Erzurum’da Av. Samih KOBAL’ın yanında tamamlayarak 01 Mart 1957 tarihinde avukatlık ruhsatını aldı. Erzurum'da sırası ile PTT, TMO ve Karayolları’nda kurum avukatı olarak çalıştı. O dönemde yürürlükteki mevzuata uygun olduğundan Karayolları’nda çalışırken kendi bürosunu da açtı ve serbest avukatlığa başladı.
1959 yılında Keriman DİLAVER ile evlendi. Eser ve Gülbu adında iki kızı dünyaya geldi.
1973-1974 yıllarında TBB Erzurum Barosu temsilciliği, 1968- 1973 yılları arasında Erzurum Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği, 1975 yılında Erzurum Barosu Disiplin Kurulu Üyeliği ve 1976 yılında Erzurum Barosu Disiplin Kurulu Başkanlığı görevleri ile birlikte toplam 30 yıl Erzurum Barosunda çalışmıştır. Dürüst, hukuka saygılı, güvenilir kişiliği ile mesleğinde saygın bir yere ulaşmış, tüm meslektaşlarının gözünde sevilen ve sayılan bir avukat olarak yer edinmiştir. Kimsenin kusurunu görmek istemez, insanları hasletlerine göre değerIendirirdi. Dost ve arkadaş canlısı, merhametli, alçakgönüllü ve karizmatikti. Esprili, hoş sohbet, güler yüzlü, samimi davranışları ile çevresinde sevilir ve sayılırdı.
13 Ağustos 1984 tarihinde İstanbul Barosu’na geçerek yedi yıl da İstanbul’da serbest avukat olarak mesleğini sürdürdü.
Üstadımız, Av. Samih Kobal’ın yanında stajını yapmış olmasının yanı sıra konuyla ilgili mevzuata hakimiyetiyle de gayrimenkul hukukunu en iyi bilen avukatlardan biriydi. Muhakeme kabiliyeti ile tüm genç avukatların meselelerini çözer, onlara yardım etmekten çekinmezdi.
Rahmetli Aydınoğlu stajyer avukatlara; “Avukat olmayı gerçekten istemiyorsan bu mesleği hiç seçme. Avukatlık mesleği diğer mesleklere hiç benzemez; giyimine, kuşamına, konuşmana, tavır ve hareketlerine çok dikkat edeceksin. Her girdiğin toplulukta kendini avukat filanca diye tanıtacaksın. Bu meslekte usul çok önemlidir; Şayet CMK, HMK ve İİK’nu çok iyi biliyorsan haklı olmadığın davaları bile kazanabilirsin” derdi.
Üstadımız, baroda içilen çayların parasının kimin tarafından ödeneceği konusunda 1973 yılında eğlenceli bir uygulama başlatmıştı. O anda baroda bulunan örneğin 25 avukat varsa rastgele bir yerden başlayarak sesli olarak sayar, 73 sayısına ulaşana kadar başa dönerek saymaya devam eder ve 73 sayısı kime denk gelirse o gün içilen tüm çayları o avukat öderdi. Bir gün baroda bulunan avukatlar Aydınoğlu’na “Samih Bey geldiğinde 73’ü öyle say ki Samih Beye çıksın, bugünkü çayları ondan içelim” dediler. Samih Bey baro odasına girdiğinde Abdurrahim Bey baroda bulunan avukatlara bir göz atarak anında nereden başlarsa Samih bey’e 73 geleceğini hesaplayıp saymaya başladı ve gerçekten Samih ağabeyimize geldiğinde 73 sayısını söyledi. Belli edilmemeye çalışılsa da hafif gülüşmelerden Rahmetli Samih Kobal bu olayın bir tuzak olduğunu anlamıştı. Salonda bulunan bazı avukatlar Samih Kobal’a “Sen ağasın, çayın yanında başka şeyler de ikram edersin muhakkak” diyerek takıldılar. Hazır cevap Samih Kobal üstadımız ise gözlüklerinin üstünden bakarak "Uşak, demek bugün sizin hiç kısmetiniz yok" diyerek hepimizi kahkahaya boğdu. Bu gelenek rahmetli Aydınoğlu’nun Erzurum’dan ayrılmasından sonra da epeyce bir müddet devam etti, fakat ondan sonraki saymalar hiç o dönemdeki kadar eğlenceli gelmedi bize. 18 Ağustos 1991 tarihinde aramızdan ayrılan Av. Abdürrahim Aydınoğlu üstadımıza Allah’tan rahmet diliyorum, nurlar içinde yatsın.