Mekke İslam aleminde mühim yer teşkil eden kutsal bir şehirdir. Kıblemiz olan Kabe bu şehirde, Hz. Peygamber (s.a.v) burada doğmuş ve Kur’an-ı Kerim burada inmeye başlamıştır. Hatta hac ile umre ibadetinin yerine getirildiği kutsal şehirdir.
Hz. Peygamber (s.a.v) , Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Hayber Yahudileriyle uğraşmış ve Kabe’ nin ziyareti için şehri teslim almıştı. Eğer Hz. Peygamber (s.a.v) isteseydi, bunu fırsat bilip şehri ele geçirebilirdi fakat o antlaşmaya sadık kalıp üç günün sonunda Mekke’den ayrılarak iyi niyetini göstermiştir. Mekke civarında yaşayan Bekir oğulları ile Huzaalılar arasında Cahiliye devrinden bu yana devam eden kan davası Hudeybiye Antlaşması ile ortadan kaldırılmıştı.
Arap kabileleri, antlaşma şartlarına uyarak iki taraftan biriyle birleşmekte serbestti. Bu durumda Bekir oğulları Kureyşlilerle, Huzaalılar da Hz. Peygamber (s.a.v) ile ittifak yapmıştı. Bu antlaşma sayesinde adı geçen kabileler arasındaki anlaşmazlıklar bir müddet durmuştur. Bu duraklama çok geçmeden Bekir oğulları Kureyşlilerden de yardım alarak Huzaalılara saldırmışlar ve birkaç önemli kişiyi öldürmüşlerdir. Bunun üzerine Huzaalılar Medine’ye kalabalık bir heyet gönderip Hz. Peygamber (s.a.v) ‘den yardım istemişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v) , gerekli yardımın yapılacağını söyleyip Huzaalıları geri göndermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) Kureyşlilere bir mektup göndererek Bekir oğullarıyla ittifaktan caymalarını ya da öldürülen Huzaalılar’ın diyetini ödemelerini istemiştir. Aksi durumda antlaşmanın ihlali sebebiyle kendilerine savaş açabileceğini bildirmiştir. Kureyşliler hem diyet ödemeyi hem de ittifakı bozmayı reddederek, Hudeybiye Antlaşması’nı yenilemek için Ebu Süftan’ ı Medine’ye göndermişerdir. Hz. Peygamber (s.a.v) , hanımı Ümmü Habibe dolayısıyla Ebu Süfyan’ın damadı idi. Ebu Süfyan antlaşmanın yenilenmesinde bu yakınlığın faydalı olacağını düşünüyordu. Lakin Hz. Peygamber (s.a.v) ‘le yaptığı görüşmeden eli boş dönmüştür.
Fetih Hazırlıkları
Hz. Peygamber (s.a.v) , büyük bir askeri seferin hazırlıklarını başlatmış ve bu askeri seferin hedefini gizli tutmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v) , Mekke’nin fetih hazırlıklarında Müslüman kabilelerin birazının Medine’de toplanmasını, birazının da yolda orduya katılmalarını emretmiştir. Hatta Mekke yollarını kapattırıp, Medine’den giriş çıkışı da yasaklatmıştır.
Nihayet hazırlıklar tamamlandı, hicri 8. yılın 10 Ramazanında (Ocak 630) İslam ordusu Medine’den harekete geçmiştir. Yolda orduya katılan kuvvetlerle beraber mevcud 10 bine ulaşmıştır. Mekke’ye yaklaşıldığı sırada Hz. Peygamber(s.a.v) ‘in amcası Hz. Abbas ailesiyle çıkagelmiştir. O, İslam’ı kabul etmiş ve Medine’ye hicret için yola çıkmıştır. Hz. Abbas muhacirlerin sonuncusu sayılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) ‘le karşılaşan Hz. Abbas, ailesini Medine’ye gönderip kendisi orduya katılmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in Mekke’yi ne zaman fethettiği ile ilgili türlü rivayetler bulunmaktadır. Ancak fethin gerçekleştiği genel kabul edilen tarih hicri 20 Ramazan 8 yani miladi 11 Ocak 630’dur.
Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in Fetih’ teki Amacı
Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke şehrini gaza etmeden, kan dökmeden ele geçirmek istiyordu. Ordu Mekke’ye iyice yaklaştığında Hz. Abbas, savaşla halkın büyük zarar göreceğini ve eğer Hz. Peygamber (s.a.v) uygun bulursa, savaşmadan teslim olmaları için haber salacağını söylemiştir. Aslında Hz. Peygamber (s.a.v) ‘de aynı düşüncede idi. Bunun üzerine Hz. Abbas Mekke’ye haber götürecek birini bulmak umuduyla geceleyin karargahtan ayrılmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v), her savaşçının ateş yakmasını emretmiştir çünkü amaç kan dökmeden şehri almak. Bu uygulama Mekke yakınlarında dolaşan Ebu Süfyan ve arkadaşları için etkili olmuştur. Çünkü Ebu Süfyan da çevreyi kontrol için İslam karargahının yanına kadar gelmiş ve onların kim olduklarını anlamaya çalışırken, Hz. Abbas onları tanıdı ve yanlarına gitti. Ebu Süfyan’ı, Mekke’nin mukavemet etmesinde anlamsız olduğuna ikna ederek Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in yanına getirmiştir. Kendisine eman verilen Ebu Süfyan ister istemez İslam‘ ıda kabul etmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v) övünmeyi seven Ebu Süfyan’ı şu sözlerle takdir etmiştir:
“Ebu Süfyan’ın evine sığınan kimse emniyette, kendi evinden çıkmayıp savaşmayan emniyettedir, Kabe’ye sığınan kimse emniyettedir. Bunlara kimse dokunamaz.”
Hz. Peygamber (s.a.v) Ebu Süfyan’ı hemen göndermeyip bir müddet karargahta alıkoymuştur. Çünkü onun İslam ordusunun gücü hakkında bilgi sahibi olmasını istiyordu. Mekke’ye dönmesine izin verilince bu orduya karşı koymanın gereksizliğini Mekkeliler’e anlatmaya çalışmıştır. Ebu Süfyan’ı dinleyen halk paniğe kapılmıştır. Hatta Ebu Süfyan kendisinin İslam’ı ettiğinide, evlerine Ebu Süfyan’a ve Kabe’ye sığınanlara dokunulmayacağını da söylemiştir.
Ebu Süfyan’ı dinleyenlerin bazıları silahlarını atıp Müslüman olup savaşa katılmamışlardır. Bazıları da mukavemet için silahlarını kuşanmışlardır. Hz. Peygamber (s.a.v) ise Mekke’nin tüm çıkış yollarını tutmuştu. Orduyu, Hz. Ali’nin emrindekileri batı, Halid bin Velid’in ise güney taraftan şehre girmelerini emretmiştir. Kendiside kuzeyden girecek esas birliğin başındaydı. Orduya mukavemet olmadığı sürece silah kullanmamaları ve kan dökmememleri emredilmiştir. Ancak küçükde olsa bir çatışma ve kan dökme olmuştur. Sadece Ebu Cehil’in oğlu İkrime, Halid’i durdurmak isteyince çıkan çatışmada Müslümanlardan 2, Mekkelilerden 13 kişi hayatını kaybetmiştir. Böylece Halid bin Velid’in birliği hariç İslam ordusu hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Mekke’ye girmiştir.
Fetih’ten Sonra
Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke’ye girdikten sonra ilk önce Kabe’yi tavaf etmiştir. Bu kutsal binayı içinde ve dışında bulunan putlardan temizlemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v), Kabe’nin içinde iki rekat namaz kılmıştır. Bilal-i Habeşi’den Kabe’nin damına çıkıp ezan okumasını iste istemiştir. Bilal’in ezanından sonra pek çok Mekkeli Müslüman olmuştur.
Kabe
Hz. Peygamber (s.a.v) burada yaptığı hutbede Mekke’nin harem olduğunu ve bu konumunu koruyacağını belirtip genel af ilen etmiştir. Sadece on kadar kişiyi bu af kapsamı dışında bırakıp, bulundukları yerde öldürülmelerini emretmiştir. Çünkü bu kişiler İslam düşmanlığına aşırı kaçan eylemlerde bulunmuşlardır. Lakin bazıları yaptıklarından pişman olanlar Müslüman olup, Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in huzuruna çıkarak bağışlanmışlardır. Sadece ölüm emri verilen dört kişi yakalandıkları anda öldürüldüğü için diğerleri kadar şanslı olamamışlardır.
Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in Mekke’ de kaldığı sürede halkın büyük çoğunluğu Müslüman olmuştur. Cahiliye dönemindeki Kabe hizmetlerinden sidane ve sikayenin dışındakiler kaldırılmıştır. Mekke’nin fethi ile beraber Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber (s.a.v) ‘e ve Müslümanlara karşı düşmanlıkları sona ermiştir. Böylece Hicaz bölgesinde İslam’ ın yayılmasındaki engeller kalkmıştır.