Bürokratik bir tarım imparatorluğu olan Osmanlıların klasik döneminde uygulanan iktisadi anlayış mevcut düzenin korunmasını amaçlamaktaydı. Bu anlayış doğrultusunda üretim ve tüketim arasındaki denge korunmaya çalışılmış, ihracat zorlaştırılırken ithalat kolaylaştırılmıştır. Ticari hayatta esnaf ve tüccarın kar oranı sadece %5 ile %15 arasında sınırlandırıldığından esnafın sermaye artırımı ve zenginleşmesinin de önüne geçilmiştir. Bütün iktisadi faaliyetlere sadece devlete getireceği gelir açısından bakan ve ötesini önemsemeyen bir eğilim arasında sıkışıp kalan Osmanlı ekonomisi 16. Yüzyılın sonlarından itibaren toprak sisteminin bozulması ve uzun süren savaşlar neticesinde ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Devlet yöneticileri yaşanan ekonomik buhranı aşabilmek amacıyla vergilerin merkezileştirilmesi, iltizam sisteminin tarımsal vergileri de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması, yeni vergilerin yürürlüğe konması, paranın tağşişi ve müsadere yöntemine başvurmuşlardır. Kamu giderlerinin karşılanabilmesi için dış borçlanma yolu denenmişse de bu girişimlerden de bir netice alınamamıştır. Günü kurtarmaya yönelik uygulanan bu çözümler, uzun vadede devletin içerisinde bulunduğu iktisadi buhranın derinleşmesine engel olamamıştır.
Yukarıda sayılan tedbirlerin işe yaramaması neticesinde Osmanlı yöneticileri önce sarraflardan, 19. Yüzyıl başından itibaren ise Galata bankerleri ismiyle anılan tefecilerden aldıkları yüksek faizli borçlarla devletin giderlerini karşılama yolunu benimsemişlerdir. Gayrimüslimlerden oluşan sarraflar/bankerler, kambiyo işlemlerinin yanı sıra tüccarlarla poliçe alım satımı, esnafa faizle kredi verme, iltizam ihalelerinde mültezimlere kefil olma ya da sermaye desteğinde bulunma, daha sonraki dönemlerde de emanet usulü işletilen mukataalar ve vergi tahsilatı gibi faaliyetlerde bulunmaktaydılar. Ayrıca kapitülasyon rejimi ile yabancı ülke vatandaşlarına tanınan ayrıcalıklardan da yararlanan gayrimüslim Osmanlı vatandaşları ticari ve iktisadi faaliyetleri neticesinde elde ettikleri ucuz finansmanı yüksek faizlerle Osmanlı Devleti’ne borç olarak vermiş, bu sayede servetlerine servet katmışlardır.
Gayrimüslim sarraflar sadece kamu hazinesine borç vermekle kalmamış, tımar, zeamet, mukataat sahipleri ve vakıf mütevellilerinden, devletin üst kademelerine terfi etmek isteyen paşaların verdikleri rüşveti bile finanse etmişlerdir. Yani en alt kademeden en üst kademeye kadar sosyal ve iktisadi hayatta önemli bir rol oynamışlardır.
18. ve 19. Yüzyıllarda Osmanlı ekonomisinde önemli rol oynayan sarraf/bankerlerin en tanınmışları arasında, Rothschild ailesi, Baltazzi ailesi, George Tubini, Lorando, Bernard Corpi, Zanni Stefanovich, Shilizzi, Glavani, Raoul Crespin, Eustache Evyenidis, Kamondo, Fernandez, George Yorgo Zarifi, Mavrokordato, Yorgo Zafiropula, Christaki Zografos, Jacques Alléon, Mısırlıoğlu Bogos Bey ve Köçeoğlu Agop, Mihran Düzyan isimleri sayılabilir.
İlk başlarda iş ilişkileri sadece saray ve çevresiyle sınırlı olan sarraflar, daha sonraki dönemlerde faaliyetlerini daha alt düzeylere indirmişlerdir. Çoğunluğu gayrimüslim Osmanlı tebaasından olan bu sarraflar Galata’da faaliyet gösterdikleri için “Galata Bankerleri” adıyla anılmaktadırlar. Ekonomik hayatı elinde tutan bu bankerler, hükümeti ve devleti iflas batağına sürüklediler. Bu bankerlerin en önemlilerinden ikisi Abraham Salomon ve George Yorgo Zarifi’ dir.
Kont Abraham Salomon Kamondo, Yahudilerin 1492 yılında yayınlanan Elhamra Kararnamesi ile İspanya’dan kovulmalarıyla birlikte önce Venedik’e ve ardından İstanbul’a göç eden Yahudi kökenli bir aileye mensuptur. Borç-alacak meselelerinde finans kapitalinin geçerli kurallarından asla taviz vermeyen Abraham Solomon, sarayla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde birçok imtiyaz elde etmiş, Kırım Savaşı (1853-1855) sırasında Osmanlı Devleti’ne sağladığı maddi destek dolayısıyla “iftihar madalyası” ile taltif edilmiştir. Alman imparatorunun şövalye ve İtalya kralının kont yaptığı Avram Kamondo, muazzam bir sosyal müteşebbistir ve Osmanlı ülkesinde mülk edinme imtiyazı alan ilk ecnebidir. Kendisi emlak zenginidir. Ladino adında masonik bir gazete çıkarmış, hahamların muhalefetine rağmen, İstanbul’da Yahudi çocuklarına modern tahsil veren Alyans mektebini açmıştır. Yahudi cemaatinin başına geçerek Yahudileri, Osmanlı ülkesinin en güçlü cemaati hâline getirmiştir.
Dönemin sadrazamlarıyla da yakın ilişkiler kuran Kont Abraham Solomon Kamondo, alacakları nedeniyle kapısına dayandığı Mustafa Reşid Paşa’nın kalp krizi geçirerek ölmesine neden olmuştur. Bunun dışında diğer bankerler gibi kirli işlere bulaştığı yönünde bilgi mevcut değildir. Osmanlı Bankası’na rakip olarak kurulan “Osmanlı İmparatorluğu Şirket-i Umumiyesi”, Solomon Kamondo’nun girişimleri neticesinde kurulmuştur. Kasımpaşa Donanma Kumandanlığı; Galata Rezidansı, Kamondo Hanı (Serdarı Ekrem caddesi), Büyükada Hanı (Meşrutiyet Caddesi), Saatçi Hanı, Latif Han, Lacivert Han, Yakut Han, Kuyumcular Hanı, Lüleci Han, Gül Han (Karaköy) ve Kamondo Merdivenleri gibi İstanbul’da hâlâ ayaktaki pek çok bina, Kamondo tarafından yaptırılmıştır. Yorgo Zarifi’nin babası Yani Zarifi 18. Yüzyıl sonlarına doğru İstanbul’a yerleşmiş ve burada ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Aslen Rum kökenli olan Yorgo Zarifi, Osmanlı hükümeti tarafından İstanbul Bankası’nın tasviyesi (1845) ile görevlendirilmiş ve bu görevdeki başarısı sayesinde Galata Bankerleri arasında kendisine iyi bir yer edinmeyi başarmış, yıllarca devletin en mahrem konularına hâkim olan ve gerektiğinde hazinenin kontrolünü verilecek kadar güvenilir bir banker olmuştur.
Sultan Abdülaziz döneminden itibaren (1861-1876) sarayla yakın ilişkiler kuran Yorgo Zarifi, Sultan II. Abdülhamid’in padişah olmasıyla birlikte devletin ihtiyacı olan nakit paranın karşılanması hususunda oldukça önemli bir rol üstlenmeye başladı.
Sultan II. Abdülhamid servetinin yönetimini Yorgo Zarifi’ye teslim etmişti. Zarifi ise sultana babam diye hitap etmekteydi. Bu yakınlığın ardında II. Abdülhamid’in Zarifi aracılığıyla borsada büyük kazançlar elde etmesi yatıyordu.
Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkması muhtemel savaşın finansmanı için Baron Rothschild’in arabuluculuğu ile Avrupa’dan borç alınmak istenmiş ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bunun üzerine 1876 ve 1877 yıllarında kâime basılsa da bu dönemde basılan kâimeler evvelki dönemlerde basılanlar gibi uzun ömürlü olmamış, kıymetlerinin günden güne değişmesi nedeniyle piyasayı zor durumda düşürmüştür.
Hükümet bu sıkıntılı durumu aşmak için Sultan Abdülhamid’in sarrafı unvanı ile anılan Yorgo Zarifi’yi bu kâimeleri piyasadan toplamakla görevlendirdi. Bu amaçla Yorgo Zarifi ile gizli bir anlaşma yapıldı. Buna göre; Zarifi devletin nakit ihtiyacını karşılayacak, karşılığında ise gerek bankada ve gerekse hazinede mevcut bulunan kâimelerin tamamı Yorgo Zarifi’ye teslim edilecekti. Ayrıca Zarifi’ye %15 faiz ve %5 komisyon verilmesi kabul edildiği gibi kendisiyle üç yüz bin liralık bir avans anlaşması da imzalandı. Bunun karşılığında ise Yorgo Zarifi’ye %12 faiz ve aylık %0,25 komisyon verilmesi de kabul edildi. Ayrıca bazı vilayetlerin aşar ve ağnam gelirleri de güvence olarak gösterildi. Kısacası Yorgo Zarifi bu anlaşmayla risksiz bir kazanç elde etmeyi garanti altına almış oluyordu. 1878 yılında Osmanlı Devleti’nin Yorgo Zarifi’ye olan borcu 690 bin lirayı bulmuştu. İşin en acı tarafı ise Yorgo Zarifi Osmanlı’dan elde ettiği faiz gelirleriyle Yunan bağımsızlığını desteklemiş ve sadece Mora yarımadasında 20 bin Türk’ün katledilmesini finanse etmiştir.
Esham-ı Cedide adı verilen ve hamiline yazılı ve faizleri belirli sürelerle nakden ödenen yedi yıl vadeli tahviller piyasaya sürülünce Osmanlı halkının tasarruflarını değerlendirebileceği bir piyasa oluştu. Büyük devletlerin piyangolu tahvilleri tasarruf sahibi Osmanlı halkı için cazip yatırım alanları haline gelmeye başladı. Bu durumu kendi lehlerine değerlendirmek isteyen bazı Rum bankerleri alım, satım ve spekülatif faaliyetleri denetim altında tutmak için kendi aralarında borsa biçiminde örgütlenmeye karar vermişlerdi. Böylece 1864 yılında Galata Borsası, bir esnaf loncası ola1877 tarihinde basılan kâime 24 GELİŞİM ERZURUM rak ortaya çıkmış oldu. Emek vermeden çok paraya sahip olma hırsı biraz parası olan herkesi borsaya diğer adıyla “hava oyunlarına” yöneltti. Ancak bu bankerler tarafından tezgahlanan bir tuzaktan başka bir şey değildi. Galata bankerleri ürettikleri spekülasyonlar sayesinde borsadan büyük paralar kazandılar. Onların kazanmaları borsaya yatırım yapan küçük yatırımcının kaybına neden oluyordu. Öyle ki saray mensupları, yüksek dereceli memurlar, bazı dul ve yetimler bile maaşlarını ve tasarruflarını bankerlerin ürettikleri spekülasyonlar neticesinde kaybettiler.
Ortaya çıkan bu yapı Osmanlı Devletini ne yazık ki üç beş tefecinin ve birkaç paşanın çıkarlarını korumak için varlığını sürdüren bir devlet konumuna düşürmüştür.
Kaynaklar
Biltekin Özdemir, Osmanlı Devleti’nin Dış Borçları (1854-1954 Döneminde Yüzyıl Süren Boyunduruk), Ankara Ticaret Odası Yayını, Ankara 2009. Latif Daşdemir, “Osmanlı Devleti’nde Banker-Sarraf Faaliyetleri Yahut Bir Gerileme Sebebi Olarak Bankacılıktaki Gecikme”, Osmanlılar, Cit 3, s.465-478. Murat Koraltürk, Osmanlı Devleti’nde Şirketleşme, İlk Anonim Şirket ve Borsanın Kuruluşu”, Osmanlılar, Cilt 3, s.443-448. Seyfettin Gürsel, Osmanlı Dış Borçları, Osmanlılar, Cilt 3, s.389- 399. Sinan Meydan, “Zarifi’den Zarrab’a, Borç, Faiz, Borsa Batağında Osmanlı”, Sözcü Gazetesi, 4 Aralık 2017