GİRİŞ
Rus tarihine bakıldığı zaman ilk dönemlerden itibaren knezlik adını verilen bir yapı göze çarpmaktadır. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasından sonra bu knezlikler bir araya gelmiş ve Rusya, yavaş yavaş dünya siyasetinde boy göstermeye başlamıştır. Romanov hanedanından olan Çar I. Petro 1721 yılında Rusya İmparatorluğu’nu kurmuş ve onun ileri sürdüğü fikirler Rusya’nın dış politikasını oluşturmuştur. Bu politika dört temel amaç üzerine kurulmuştur. Karadeniz’e inmek, boğazlar üzerinden sıcak denizlere ulaşmak, Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenmek ve Panslavizm yani dünya üzerindeki Slavları tek çatı altında toplamak olarak ifade edilebilir. Bu amaçlara ulaşmak için Rusya’nın oldukça stratejik bir bölge olan Ortadoğu’ya inmesi gerekirken, birçoğu Müslüman olan devletlerle diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkiler kurmak zorunda olduğu söylenebilir.
Rusya yönetim sistemi olarak monarşik bir yapıya sahiptir. Rus Çarı ülkenin yönetiminde tek söz sahibidir. I. Petro’dan sonra başa gelen bütün Çarlar onun politikasını takip ettirmişlerdir. Son Çar II. Nikolay’ın 1917 yılında Bolşevik devrimi ile tahttan inmesi sonucu 196 yıl süren Romanov ailesinin saltanatına son verilmiştir.
Son Çar II. Nikolay Dönemi ve I. Dünya Savaşı
1894 tarihinde tahta çıkan II. Nikolay ve eşi Aleksandra (Rus ruhuna sahip olan bir Alman)1 Rusya’nın savaşa girme sürecinde etkin rol oynamıştır. II. Nikolay’ın tahta çıktığı dönemde ülkede ağır ekonomik sorunlar ve sınıflar arası derin farklar göze çarpmaktaydı. Halkın isteği İngiltere ve batılı devletler gibi demokrasiye geçilmesinden yanaydı. Fakat II. Nikolay bu duruma karşıydı. Tahta çıktığı gün izdihamdan dolayı 1400’den fazla kişi ölmüştü. Ancak bu destek alınan kararlar ve ekonomik buhran ile düşüşe geçti. Özellikle 1905 Japon Savaşı’nın başarısız olması halkın büyük tepkisine ve protesto gösterilerine sebep olmuştur . Bu gösterilerde halkın üzerine ateş açılması olayları daha da büyütmüştür. Bu protestolar sonucu Duma Meclisi açıldı ve Rusya mutlak saltanattan meşruti bir hükümete döndü. Duma Meclisi 6 Ağustos 1905 tarihinde milletin baskısı sonucu II. Nikolay tarafından açılmıştır. Duma Meclisi’nin açılması demokratik bir gelişme olarak değerlendirilemez. Çünkü alınan kararlarda bu meclis doğrudan etkili değildi son söz yine çara aitti.
Dünyayı etkileyen ilk büyük savaş olan I. Dünya Savaşı’nda Rusya, Fransa ve İngiltere ile birlikte İtilaf devletleri bloğunda yer almıştır. Ayrıca savaş öncesi önce Almanya ile ittifak anlaşması yapıp daha sonra İngiltere ve Fransa’ya yaklaşması da Rusya açısından olumsuz bir karar olarak göze çarpmaktadır. Bu dönemde orduda profesyonel birlikler bulunmamaktaydı. Ordunun daha çok çiftçiler ve işçilerden oluşması, kıtlığın başlıca sebepleri arasında yer almaktaydı4 . Batıda Almanya ve Macaristan, doğuda da Japonya karşısında kayıplar veren II. Nikolay prestijini kurtarmak için Osmanlı Devleti ve İran’a saldırma politikasına yöneldi.
Rusya’nın bu politikaya yönelmesinde Fransa ve İngiltere’den izin alması da önemli bir etkendi6 . Bu politika çerçevesinde 1915 yılında Osmanlı Devleti’nden Erzurum, Bayburt, Trabzon, Muş ve Bitlis ile Sivas önlerine kadar olan bölgeleri; İran üzerine düzenlenen seferlerle Azerbaycan, Hazar Denizi’nin batı kıyıları ile Kürtlerin bulunduğu bölgeleri ele geçirmiştir.
Sınırların genişlemesi merkezi otoritenin bozulmasına sebep olmuştur. Osmanlı Devleti tarafından boğazların kapatılması ve Rusya’ya yardımın gidememesi üzerine faiz ve dış borçlanma o kadar artmıştır ki Rusya’nın yüksek oranda para basması 1916 tarihinde yüzde bin enflasyona sebep olmuştur . Rusya içinde başlayan karışıklıklar devrimin ortaya çıkmasının başlıca sebepleri arasında yer almaktadır.
Bolşevikler ve Devrim
1903’te başlayıp 1917’ye kadar devam eden protestolara yüzbinlerce insan katılmıştır. Örneğin 1917 tarihindeki protestoya 575,000 kişinin katıldığı belgelerden anlaşılmaktadır.8 Genelde protestoya katılan kesim çiftçi, köylü, işçi ve asker gibi alt tabakalardan kişilerdi.
Protestocular genelde Sosyalizm düşüncesine sahip olan Bolşevik Partisi’ni destekliyordu. Bolşeviklerin lideri olan Vladimir Lenin, 1897 tarihinde Sibirya’ya sürgün olarak gönderildi; buradan da İsviçre, Fransa ve Almanya’ya geçmiştir. İç karışıklıklar ve protestolar artınca Nisan 1917’de tren ile Petrograd’a dönen Lenin, burada Marksizm akımının etkisiyle Marksizm-Leninizm düşüncesini ortaya koymuştur.
Vladimir Lenin’in vadettiği sınıfsız toplum yapısı bu zümrelerin protestolara katılmasının başlıca sebepleri arasında yer almaktadır. 1917 yılında Dünya Kadınlar Günü için bir araya gelen kadınların protestosuna önce işçiler, daha sonra da askerler katılmıştır. Askerlerinde gösterilere destek vermesi çar üzerinde ki baskıyı daha da artırmıştır. Bu protestolara daha fazla dayanamayan II. Nikolay, Şubat Devrimi ile görevi bırakmıştır10. Romanov ailesinin 1721 tarihinden 1917 tarihine kadar devam eden yönetimi Şubat Devrimi ile son bulmuştur. Bu devrim ile 20 Ekim 1894 tarihinde tahta çıkan II. Nikolay 15 Mart 1917 tarihinde istifa etmiş yerine Alexander Kerensky başkanlığında yeni hükümet kurulmuştur.
Bu hükümet I. Dünya Savaşı’ndan çekilme taraftarı değildi; fakat Bolşevikler savaştan çekilerek kendi iç meselelerine odaklanma taraftarıydı11. Çelişen bu düşünceler Rusya’da Kızıl ordu (Bolşevikler) ile Beyaz ordu arasında altı ay süren mücadelelerin yaşanmasına sebep olmuştur. Savaşın galibi olan Bolşevikler, Petrograd’ı ele geçirdi ve Kerensky hükümetini düşürerek Vladimir Lenin önderliğinde Ekim Devrimi ile Bolşevik rejimini kurdular. Bolşevikler II. Nikolay ve ailesini Yekaterinburg şehrinde tutukladılar ve 17 Temmuz 1917’de son çar, eşi, oğlu ve dört kızını idam ettiler. Bu olaylardan sonra Bolşevikler, Rusya Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Bu yapıda sadece Ruslar etkilidir. Diğer uluslar sosyalist olmak şartıyla on dört bağımsız devlet olarak kalmıştır.
Yeni kurulan bu rejim, savaşa karşı olduğu için I. Dünya Savaşı’nda ele geçirdiği yerleri bırakarak savaştan çekilmiştir. Brest-Litovsk Antlaşması’na Bolşeviklerin temsilcisi olarak Leon Trotsky gitmiş ancak “ne savaş ne barış” politikasını benimseyerek Petrograd’a geri dönmüştür13. Rusya’nın içinde bulunduğu durum sebebiyle Lenin’in çağrısıyla masaya dönen Leon Trotsky, Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalayarak Rusya’yı resmen savaştan çekmiştir. Ô SAVAŞTAN SONRA RUSYA VE ORTADOĞU Rusya savaştan çekilirken ele geçirdiği toprakları hoşgörü politikası çerçevesinde uluslara geri vermiştir. Bu politika ile dünyaya bir mesaj verilmeye çalışılmıştır. Nitekim Bolşevik politikada reklam unsuru önemli bir yer tutmaktadır. Çekildiği bölgelerde komünist partiler kuran Bolşevikler bu yapıları desteklemiştir. Bunun amacı yeni kurulacak devletlerde Sosyalist rejimin yayılmasını sağlamak olarak ifade edilebilir. Bu düşünce ile Türk Kurtuluş hareketine silah ve maddi destek yardımında bulunulmuştur14. Amaç bu devletin rejiminin sosyalizm olmasıdır. Brest-Litovsk Antlaşması’yla aldığı yerleri geri veren Bolşevikler, Çarlık dönemindeki anlaşmalarında geçersiz olduğunu kabul etmiştir.
Rusya’da 1922’ye kadar ekonomik büyüme devam etmiştir. 30 Aralık 1922’de Bolşevikler, Beyaz Ordu’yu tamamen yenerek Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Birliği’ni kurmuş ve ayrılan devletler tekrar bu çatı altında birleştirilmiştir15. Bu tarihte durumu ağırlaşan Lenin peş peşe geçirdiği felçler ile her geçen gün daha da kötüye gitmiş ve 1924 tarihinde vefat etmiştir.
I.Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Rusya’nın ve sosyalizm rejiminin yayılmasını engellemek için Osmanlı, İran ve Afganistan topraklarında İslam duvarı adı verilen bir sınır belirlemiştir16. Buna göre Ortadoğu’nun zenginlikleri Rusya’ya geçmeyecek ve İngiltere sömürgelerinin güvenliğini sağlamış olacaktı.
Rusya’nın Afganistan politikası, İngiltere ile yapılan anlaşmaya göre şekillenmiştir. 1907 tarihindeki bu anlaşmadan sonra 1919’da Amanallah Han, Afganistan’ın bağımsızlığını ilan etmiş ve Hindistan’a saldırmıştır. Bu olaydan sonra Rusya, Hindistan sınırında elçilik açmış ve İngiltere bu duruma karşı çıkmıştır. 8 Ağustos 1919’da İngiltere, Afganistan’ın bağımsızlığını resmen tanımıştır.
Osmanlı Devleti’nin parçalanması İtilaf devletlerinin birinci hedefiydi. Ancak Rusya ihtilalden sonra İngiltere’ye karşı başarılı mücadelelerinden dolayı Mustafa Kemal öncülüğündeki Türk kurtuluş hareketini desteklemiştir. Bu hadise Sovyetlerin ilk dış yardımı olarak kabul edilmektedir. Nitekim bu dönemde İngiltere, İstanbul’u fiilen işgal etmiş ve boğazlar üzerinde kontrolü sağlamıştı. Bu durum Rusya’nın güvenliği açısından sakıncalı görülüyordu.
ngiltere zengin petrol kaynaklarından dolayı İran’dan çekilmek istemiyordu. Amaç Rusya’nın güneyi inmesini engellemekti. 1907 yılında İngiltere ve Rusya arasında yapılan anlaşma ile İran üçe ayrılmış16 Kenneth Morgan, Consensus And Distunity, Oxford 1979, 119. 17 David Fromkin, A Peace To End All Peace, New York 1989,407-410. 18 David Fromkin, A Peace To End All Peace, New York 1989,413-421. 19 David Fromkin, A Peace To End All Peace, New York 1989,441-448 tır. İlk kısım İngiltere’ye bağlı, diğer kısım Rusya’ya son kısım ise tarafsız bölge olarak kabul edilmiştir. 14 Aralık 1917’de Lenin öncülüğünde Çarlık döneminden kalan İran ile yapılan anlaşmalar ve dış borçlar iptal edilmiştir. Böylece 1907 tarihinde ki anlaşma geçersiz sayılmış ve İran’ın toprak bütünlüğü tekrar sağlanmıştır. 1921 tarihinde Rusya ve İran arasındaki anlaşma İngiltere’yi tedirgin etmiştir. Ancak İngiltere, İran’ın istiklalini kabul etmek zorunda kalmıştır. 1925’de Rıza Şah öncülüğünde yeni hükümet kurulmuştur. Bu hükümete Pehlevi Hükümeti de denilmektedir.
SONUÇ Birinci Dünya Savaşı neredeyse tüm devletleri etkileyen uluslararası bir olaydır. Bu savaş sonucu imparatorluklar yıkılmış dünya düzeni yeniden kurulmuştur. Yıkılan imparatorluklardan biride Çarlık Rusya’dır. Romanov ailesinin idaresinde uzunca süre hayatta kalan Çarlık Rusya II. Nikolay döneminde başlayan halk hareketi ile yıkılmıştır. II. Nikolay’ın politikaları ve ekonomik sıkıntılar Rusya’da ihtilali doğuran başlıca sebepler olarak göze çarpmaktadır. Japon Savaşı’nda alınan yenilgi prestij mücadelesine dönüşmüş ve Rusya gözünü Ortadoğu’ya çevirmiştir. Bu bölgelerde başarı sağlanmış olsa da içte başlayan Ekim Devrimi ve Kızıl Ordu ile Beyaz Ordu’nun savaşı Rusya’da Bolşevik ihtilali ile sonuçlanmıştır. Lenin öncülüğünde kurulan yeni devlet savaşa karşı olduğu için Çarlık zamanında ele geçirilen bölgeleri eski sahiplerine geri vermiştir. İngiltere ile girilen mücadelede özellikle Osmanlı, İran ve Afganistan bölgesi egemenliği belirleyici olmuştur.
Hem İngiltere hemde Rusya, Osmanlı, İran ve Afganistan üzerinde kendi emellerini gerçekleştirememiştir. Rusya’nın bölgeye getirmek istediği Sosyalizm ve İngiltere’nin yaymak istediği Emperyalizm düşüncesi bu üç devlette de hayata geçirelememiştir. Bu bölgelerin halkı kendi iradeleri ile bağımsız devlet olmayı başarmış ve kendi yönetim sistemlerini kurmuşlardır.
Bu bölgelerin halkları hem Rusya hemde İngiltere ile ellerindeki tüm imkanlar ile mücedele etmişlerdir. Milliyetçilik düşüncesi ve Emperyalizm’e karşı olma düşüncesi bu bölge insanını tetikleyen ana etmenler olmuştur. Günümüzde de büyük devletlerin bölge üzerinde planları devam etmektedir. Tarihten ders alınırsa yine aynı ruha sahip Ortadoğu halkları bu emperyal güçleri bölgelerinden tekrar söküp atmayı başaracaktır.
KAYNAKÇA
David Fromkin, A Peace To End All Peace, New York 1989. https://www.history.com/this-day-inhistory/czar-nicholas-ii-crowned https://www.history.com/this-day-inhistory/ussr-established Hugh Stone-Watson, The Russian Empire, Oxford 1967. Kenneth Morgan, Consensus and Distunity, Oxford 1979. Leon Trotsky, Russian Revolution, Tehran 1982. Norman Stone, Europe Transformed, London 1983. Norman Stone, The Eastern Front, London 1975. www.thegreatcoursesdaily.com/russia-after-the-bolshevik-revolution