Tüm savaşçı pilotların anısına saygıyla...
29 Ekim 1914’te bir Alman entrikası sonucu, donanmamızın Rusya’nın Karadeniz limanlarını bombalaması ile Rusya’ya savaş ilan etmeden Birinci Dünya Savaşına girmiş olduk. Osmanlı resmi bir savaş ilanı yapmadan saldırdığı için, savaşın bitiminde yenilirse büyük bir savaş tazminatı ile karşı karşıya geleceğinin farkında bile değildi.
Birinci Dünya savaşının açılan ilk Cephesi olan Kafkas Cephesi’ne (Sarıkamış), İstanbul’dan Erzurum’a yapılacak olan lojistik malzeme nakliyatı için Anadolu’da şose veya tren yolu olmaması nedeniyle İstanbul’dan Trabzon’a kadar vapur, buradan Erzurum’a şose yol kullanılmaktaydı. Bu amaçla sivil fakat askeri amaçlı üç gemi; Bezm-i Âlem, Mithat Paşa ve Bahr-i Ahmer, 6 Kasım sabahı, Trabzon’a gitmek üzere Boğaz’dan yola çıkmışlardı.
Rus Donanması bir hafta önceki saldırının intikamını almak üzere 7 Kasım sabahı 08.20’de Zonguldak’a saldırarak, saat 09.30’a kadar tek kömür nakil limanımız olan bu şehri yoğun bir şekildi bombardıman etti.3 Rus donanması Sivastopol’e geri dönmek üzere yol verildiği sırada önde bulunan kruvazör, fırtınalı havada sisler içinde Trabzon’a gitmekte olan üç gemi ile karşılaştı. Rus donanması hemen muharebe nizamı alıp Kafkas Cephesi’ne İstanbul’dan sayısı tam olarak bilinmeyen asker, 3 tayyare, 2 pilot ve bir tayyare bölüğü, erzak, mühimmat, bu savaş için çok önem arz eden harita ve giyecek (60.000 takım asker üniforması) götürmekte olan gemileri Zonguldak Ereğli açıklarında yarım saat içinde batırdı. Gemilerde ayrıca Teşkilat-ı Mahsusa tarafından cephe arkasında isyan çıkarmak üzere yetiştirilmiş “Çerkez liderler” bulunmaktaydı.
Bu gemilerin Başkomutanlık Karargâhınca bir güvenlik düzeni alınmadan Karadeniz’e çıkarılması veya konvoya eskort yapılmaması felaketi hazırlamış, gemiler Ruslara adeta ikram edilmişti.5 Donanma komutanımız Amiral Suşon’un Karadeniz’in güvenliğini sağlayamamasının bedeli çok ağır olmuş, ilginç olan da amiralin Karadeniz’de donanma güvenliği olmadığını, sorumluluk alamayacağını daha önce deklare etmiş olmasıydı.
Bu saldırının amacı Rus donanmasının bizim 29 Ekim saldırısına bir misilleme harekâtı olarak, Rus donanmasının gücünün hâlâ yerinde olduğunu göstermekti. Türk Başkomutanlığından 13 Kasım’da yapılan açıklamada; “Boş olarak gönderilen Bezm-i Âlem, Bahr-i Ahmer ve Midhat Paşa vapurlarının Zonguldak’ı bombalayan Rus filosuna rast gelerek batırıldığı, 219 kişilik mürettebatın Ruslar tarafından esir alındığı” doğrulanıyordu. Başkomutanlık her ne kadar bu gemilerin boş olduğunu iddia etse dahi, Kafkas Cephesi’nde düzenlenecek geniş çaplı bir taarruz harekâtı için malzeme taşındığı biliniyordu. Rusların bu vapurları batırması, belki de cephenin kaderini değiştiren en önemli olaylardan birisi olarak tarihe geçecekti.7 Bu kayıp, Sarıkamış Felaketinin başlangıcı olmuş, bugünden sonra da Karadeniz’de üstünlük kesinlikle Rus donanmasına geçmiştir. Bu malzemeler ve askerler Trabzon’a, oradan Erzurum’a ulaşsaydı, Kafkas Cephesi’nde gene de yenilebilirdik, fakat hiç olmazsa “kırım” bu kadar dramatik olmazdı.
Bu üç geminin 220 personelinden ancak 36 tanesi (30’u kıyıya yakın seyreden Bezm-i Âlem gemisinden olmak üzere) yüzerek kıyıya çıkarak kurtulmuş, 16’sı boğulmuş, denizden toplanarak esir alınan 168 kişiden 13’ü esarette şehit olmuş, ancak 20’si esaretten dönebilmiştir. Diğerleri hakkında malumat yoktur.8 Üç geminin tüm mürettebatının künyesi (kaybedilenler, esarete giden ve dönebilenler) mevcuttur.
Gemilerde çok özel iki kişi vardı: Türkiye’nin 1 numaralı Bröve sahibi Pilot Yüzbaşı Mehmet Fesa (Evrensev) ve 6 numaralı Bröve sahibi Erzurumlu Pilot Yüzbaşı Salim (İlkuçan) Efendiler Ruslar tarafından kurtarılmışlardı.10 Doktor Yusuf İzzettin (Dolgungil) Efendi anılarında iki pilotun Sibirya’da önce Dauria, sonra Krasnoyark, Çita en son olarak da Vladivostok Esir Kampı’na götürüldüğü belirtilmiştir.
Salim (İlkuçan) Efendi; 1879 yılında Erzurum’ da doğmuş, 1901 yılında Harp Okulu’ndan Sahra Topçu Subayı olarak mezun olmuştur. Uçuculuğa geçişinin detaylarını Ulus Gazetesi’nde Orhan Aydar tarafından yapılan bir röportajdan öğreniyoruz:12 “1910 yılında Alman Ordusundaki yenilikleri ordumuza yay ma görevi ile gönderilen heyet arasında genç Yüzbaşı Salim Efendi de bulunuyordu. Onun havacılığa tutkusunu öğrenen ve bir rekor uçuşuna hazırlanan ünlü Alman baloncu “Zumerfild” beraber uçmayı teklif eder. Birlikte Pyrit’ten havalanıp 1800 metreye kadar yükselirler ve dört buçuk saatlik bir uçuşu gerçekleştirerek, sorunsuz olarak Prit’e inerler. Böylece Yüzbaşı Salim Efendinin künyesine “iyi bir havacı olabilir” notu düşülmüş olur. 1911 (1912) yılında “Paris R.E.P. Uçak Fabrikası Uçuş Okulunda” pilotaj eğitimi alarak Fransa’nın 1044 numaralı, Türk Havacılığının 6 numaralı uçuş brövesi ile İstanbul’a dönerek Balkan Savaşında pilot arkadaşları; Fethi, Nuri ve Fazıl Efendiler ile birlikte kahramanlıklar gösterdi. 18 Ekim 1913 te Pilot Yüzbaşı Salim, Rasıt Yüzbaşı Kemal Efendi ile beraber kötü bir havada Kırklareli’nden havalanarak İstanbul’a gelmeye çalışırken kötü hava koşulları nedeni ile farkında olmayarak Marmara’yı geçip Manyas gölü civarına indiler. Ertesi gün İstanbul’a dönerken Marmara’yı havadan ikinci kez geçen ilk pilot unvanını kazanmış oldu. Bu uçuşun 85 kilometre, Manş geçişinin 46 kilometre olduğu göz önüne alınırsa o günkü şartlarda başarının büyüklüğü ortaya çıkar.
8 Şubat 1914 tarihinde başlatılan “İstanbul - Kahire Hava Seyahati” sırasında Yüzbaşı Fethi, Yüzbaşı Sadık ve Teğmen Nuri Efendilerin şehadetleri üzerine yarım kalan yolculuğu Yüzbaşı Salim Bey, Rasıt Kurmay Yüzbaşı Kemal Bey ile birlikte tamam13 Yusuf İzzettin, age, s. 130 -131 lamışlar ve 9 Mayıs 1914' de Kahire’ de büyük bir törenle karşılanmışlardır.”
Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesine atanan Salim Efendi göreve katılmak üzere bindiği gemi seyir halinde iken 7 Kasım 1914 tarihinde Ruslar tarafından batırılınca esir düşmüştür. Çita Esir Kampında bulundukları sırada esir kampının kötü şartlarından kurtulabilmek için bir umut olarak Bolşevik olmaya karar veren Pilot Salim (İlkuçan) Efendi’yi, Dr. Yusuf İzzettin (Dolgungil) Efendi çok iyi tanımaktadır:
“Bizim garnizonda (esir kampında) bulunan ve kendisini iyi tanıdığım Tayyareci Yüzbaşı Erzurumlu Salim dahi Bolşevik cephesinde çalışmak isteyen Türk esirlerden idi. Kıymetli bir eleman olan Salim’in kendilerine iltihakını Bolşevik Ruslar memnuniyetle kabul etmişler ve onun emrine hemen bir tayyare tahsis etmişlerdi. Salim’in bu avretle (kusurla) hareket etmesini biz pek maceraperestane buluyorduk. Bütün tevassutlarımızı (aracılıklarımızı) dinlemedi ve bir gün bindiği tayyare ile şehrin üzerinde birkaç defa dolaştıktan sonra Baykal Cephesine doğru uçup gitti. O sıralarda bu civarda pek nadir olan tayyarenin uçuşu, etrafta ve şehirde büyük bir alâka uyandırmış ve pilotun hüviyeti bütün ağızlarda dolaşmaya başlamıştı. Bir kaç gün sonra Salim, Baykal’dan dönüp geldi. Tayyare düşmüş ve kendisi, kolundan hafif yaralanmıştı. Bir müddet garnizonda (esir kampı) kaldı. Bu sırada birdenbire Bolşevik kuvvetleri şehri tahliye ettiler. Bolşevik kuvvetler çekilir çekilmez Beyaz Ruslar şehri işgal ve bir hükümet tesis ettiler. Vaziyet bu şekilde Beyazlar lehine dönünce, şehirde bir terör başladı. Beyazlar, Bolşeviklerin bilfiil hizmetinde bulunmuş olanları, onlara casusluk etmişleri aratıyor, buluyor ve kısa bir mahkemeden (Çeka Mahkemeleri) sonra idam ediyorlardı. Vaziyet bu şekilde inkişaf etmeye başladıktan birkaç gün sonra Beyazlar, tayyareci Salim’i de garnizonda aramışlardı. Hâlbuki Salim, akıbetini tasavvur ettiği için garnizondan kaçmış ve şehirde bir yere gizlenmişti. Fakat bu suretle Rusların elinden kurtulmasına imkân yoktu. Muhakkak bulunacak ve diğerleri gibi derhal idam olunacaktı. Salim’i kurtarmak için bir çare düşündük ve bunu derhal tatbik ettik. Yalan bir hastalıkla Salim’i askeri hastaneye ve başka bir namla yatıracaktık Bir akşamüzeri Salim’i hastaneye getirdiler. Onu içeri aldım ve bir hasta gibi kendi koğuşuma yatırdım. Buradan onu bulmaları imkân haricinde idi. Onu bir müddet saklamaya muvaffak oldum. Bu şekilde o da Beyazların kurşununa hedef olmaktan kendisini kurtarabildi.”
Çeka Mahkemeleri topluma kapalı olarak, bir oda içinde yapılan ve sonucu baştan belli olan mahkemelerdi.
Salim Efendi Sibirya’da 6 yıl esir kaldıktan sonra Vladivostok14 üzerinden kaçmayı başararak 1921 yılında yurda dönmüştür. Ulus Gazetesi’nde15, Orhan Aydar tarafından yapılan bir röportajdan esaretten döndükten sonra Sakarya Meydan Savaşına asıl branşı olan topçu subay olarak katıldığını ve ağır yaralandığını, tekrar uçuculuğa nasıl döndüğünü öğreniyoruz: “Hastanede kendisini ziyaret eden Maliköy 2. Tayyare Bölüğü Kumandanı Yüzbaşı Fazıl Efendinin teşviki ile tekrar uçuşa dönmeye karar verdi. Adana Tayyare mektebinin başına geçmeden önce Maliköy’de Fazıl Efendiyi ziyaret ederek esaretten dönüşünden bu yana ilk uçuşunu “Zebercet” isimli iki kişilik tayyare ile yaptı ve tayyareye hâkimiyetinin mükemmel olduğunu gösterdi. Kendisine güveni artmıştı. 22 Mart 1922 tarihinde Adana’daki Hava Okulu müdürlüğüne atanıp Adana’ya geldiğinde Fransızlardan kalan manevra kabiliyetini çoktan kaybetmiş tayyarelerle karşılaştı fakat umudunu yitirmedi. İlk etapta on beşe yakın küçük zabit (astsubay) ve sivil uçucu yetiştirmiş ve Kurtuluş Savaşı yıllarında pilot ihtiyacının giderilmesinde büyük katkılarda bulunmuştur. Daha sonra alınan harp kabiliyeti çok iyi olan 10 tane “Breguet XIII” tipi tayyareyi Eskişehir’e nakletti ve Yüzbaşı Fazıl ile birlikte Mart 1921 de Afyondan havalanarak Yunan Karargâhlarını şaşkına uğrattılar.”
1923 yılı içerisinde İzmir’in kurtuluşundan sonra Seydişehir’de 30 mevcutlu uçucu subay okulu ile buradaki Tayyare Mektebinin Müdürlüğüne, 1924 yılında 1. Şube Müdürlüğüne, daha sonra 2. Ordu Tayyare Mütehassıslığına atanmıştır. 1926 yılı Aralık ayında Türk Tayyare Cemiyeti tarafından kurulan “Yeşilköy Uçak Makinist Okulu”, daha sonra “Eskişehir Hava Okullar Komutanlığı” görevlerinde bulunmuştur. Kurtuluş Savaşında gösterdiği yararlıklardan dolayı İstiklal Madalyası verilmiştir. 1937 yılında albay rütbesi ile emekli olmuş ve 5 ay sonra yaşamını yitirmiştir.16 Adı Yeşilköy de Gazi Evrenos Caddesi üzerinde bir sokağa verilmiştir.