Erzurum’da kılınan Teravi(h) namazlarının süsü, bezeği olan ‘İşfe’lenâ’, genellikle Erzurum ve Erzurum’a bağlı eski, yeni birçok ilçede ya da Erzurum’dan göçenlerin, Erzurum’da tahsil görenlerin gittikleri beldelere götürmüş oldukları, Teravi(h) namazı kılınan camilerde Vitir namazı öncesinde okunduğu bilinen, Ramazan’a mahsus asırlık geleneklerden biridir.
Erzurum Rus işgalinde iken, 1917 yılında Hasankale’nin Tizgi köyünde dünyaya gelen, kendi ifadesiyle erkek çocuk olması dolayısıyla annesinin merekte / müsürlükte1 saklayarak büyütmüş olduğu, nefis sesiyle Ayaspaşa, Kasımpaşa camileri başta olmak üzere şehirdeki değişik mekânlarda uzun yıllar ‘İşfe’lenâ’ okuduğu bilinen Kasımpaşa semti sakinlerinden Bakkal İhsan Tizgili gibi birçok büyüğümüz, bu geleneğin Pir Ali Baba zamanından, Binbir Hatimlerin başladığı tarihten bu yana geldiğini, duyduklarını söylemektedir.
Şehrimizin hafıza isimlerinden, derya bir ilim adamı olduğunu bildiğimiz Diyanet İşleri eski başkanlarından Mehmet Nuri Yılmaz Hoca’ya bu sözü ilettiğimiz zaman “Onların söyledikleri doğru olabilir. Üstelik Erzurum’a mahsus bir âdet olduğu da kesin! Lâkin tarih konusunda yazılı bir belge var mı, yok mu ona bir bakmak lâzım, ancak o takdirde emin olunabilir!” demişti.
Ömer Nasuhi Bilmen Eğitim Merkezi Müdürü Zeki Koçak’a da ders aldığı, müftülük yapmış Yunus Kaya ve Halis Emek hocaefendilerden bu konuyla ilgili bir şeyler duymuş olabileceği düşüncesiyle başvurduğumuzda, “O tarihte Erzurum ve civarında baş gösteren Şia tehlikesine karşı hareketlerden biri olarak ya da onlardaki Hz. Ali (ra) sevgisine karşı Ehl-i sünnetteki Hz. Peygamber (sav) sevgisinin öne çıkarıldığı bir hareket olarak düşünülürse haklı olarak bu geleneğin o kadar eskiye dayandırılabileceğini” söyledi.
‘İşfe’lenâ’ Başka Yerlerde de Okunuyor mu?
Bildiğimiz kadarıyla ‘İşfe’lenâ’ ülkemizin hemen hemen hiçbir yerinde, yöresinde rastlanmayan, yalnızca bu beldeye mahsus Ramazan’da, Teravi(h) namazlarında okunması alışkanlık haline getirilmiş bir gelenektir.
Araştırmalarımızın neticesinde bir zamanlar Bayburt, Sarıkamış, Yusufeli, Tercan, Karlıova, Eleşkirt gibi eskiden Erzurum Eyaleti’ne bağlı bir takım yerleşim merkezlerinde var olduğunu; zaman içerisinde bunların bir kısmında terk edildiğini, bir kısmında ise halen devam ettirildiğini gördük.
Aslında ismini zikrettiğimiz bu beldelerde yaşayan insanlar mezhep, meşrep, giyim, kuşam, folklor, zihniyet, dil (ağız) ve daha birçok özellikleri bakımından sonradan bağlanmış oldukları şehirlerin halkından daha çok Erzurumlulara yakın insanlardır ve bu bölgelerde halen dahi Erzurum kültürünün, gelenek ve göreneklerinin izlerine, egemenliğine rastlamak mümkündür.
Nitekim 1950’lere kadar Erzurum’a bağlı olan bu ilçelerden Sarıkamış’ta halen müftülük yapan Numan Öztürk’ten Sarıkamış’ta; Yusufeli Merkez Camii’nde uzun yıllardır imam-hatiplik yapan, aynı zamanda o yöre insanı olan Mustafa Aykut’tan Yusufeli’nde ‘İşfe’lenâ’ geleneğinin halen devam ettirildiğini; Bayburt’ta dokuz yıl müftülük yapmış olan Peyami Güngör’den de Bayburt’ta bu geleneğin terk edilmiş olduğunu, görev yaptığı sıralar çok arzu etmesine rağmen yeniden başlatmayı başaramadığını öğrendik. Tercan ve Eleşkirt’te ise bu geleneği hatırlayanların dahi kalmadığını tespit ettik.
Kuzey İlçelerimizde Yaşayanlarca ‘İşfe’lenâ’ Biliniyor mu?
Genellikle Şafii mezhebine mensup Kürt kardeşlerimizin yaşadıkları Hınıs, Tekman, Karayazı ve Karaçoban gibi Erzurum’un kuzey ilçelerinde yapmış olduğumuz araştırmada tek tük bazı köylerde2 ‘İşfe’lenâ’ geleneğinin var olduğunu tespit ettikse de bunun nadir olduğunu söylemek daha doğru olur!
‘Şafii İlmihali’3 başta olmak üzere, yayınlanmış birçok kitabı bulunan Tekman / Bastok doğumlu Molla (Mele) Fahrettin Şeker Hoca: “Onlarda ‘İşfe’lenâ’ değil de Ramazan’ın ilk on beş gününde Arapça olarak ‘Merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!’, ikinci on beş gününde de yine Arapça olarak ‘Elveda ey şehr-i Ramazan elveda!’ ile ‘Kunut dualarının okunduğunu” söylemektedir. Aslen Hınıslı olan (Erzurum merkez doğumlu) Orhan Atmaca adlı kardeşimizin Hınıs-Tekman dolaylarında konumuzla ilgili araştırma yaparken, şu an Erzurum Çukurevler semtindeki Yavuz Sultan Selim Camii’nde imamlık yapan, aynı zamanda o yöre insanı olan medrese kökenli Mevlüt Çiçek Hoca’dan ulaştığı bilgiler de şöyle:
“Ramazan’da Yatsı namazının iki rekâtlık ‘Son
Sünneti’ kılındıktan sonra Müezzinefendi tarafından ilk olarak şunlar okunur:
‘Sübhane’l-Meliki’l-Mabûd...
Sübhane’l-Meliki’l-Mevcûd...
Sübhane’l-lezî lâ yenâmu ve lâ yemût...
Sübbuhun, Kuddusün Rabbu’l-melâiketi ve’r-ruh…’
Daha sonra:
‘Yâ Hannânü yâ Mennânü yâ Zelcûdi ve’l ihsân hallisnâ minennâr
Yâ Hannânü yâ Mennânü yâ Zelcûdi ve’l ihsân hallisnâ minennîrân
Yâ Hannânü yâ Mennânü yâ Zelcûdi ve’l ihsân hallisnâ yevme’l arasati ve’l mizan’
denilir. Bunların dışında Ramazan'ın ilk onbeş
gününde
‘Merhaba merhaba ya şehr-i Ramazan merhaba
Merhaba merhaba ya şehr-i taat-i ve’l iman merhaba
Merhaba merhaba ya şehr-i ve’l hayri ihsan merhaba’
İkinci onbeş gününde de:
‘Elveda elveda ya şehr-i Ramazan elveda
Elveda elveda ya şehr-i Kur’an elveda
Elveda elveda ya şehr-i ğufran elveda’
okunur.
Ayrıca 20 rekât olarak kılınan Teravi(h) namazlarının ilk iki rekâtı sonunda ‘Salatü selâm’, ikincisinin (yani 4. rekâtın) sonunda ‘Kaside-i Bürdiyye’nin 1.bölüm 8. beyti olan
‘Neam serâ tayfü men ehvâ fe errakanî
Vel hubbü ya’terizul lezzâti bil elemi
Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi’
İkinci dört rekâtın ikincisi (yani 8. rekât) sonunda ‘Kaside-i Bürdiyye’nin 3.bölüm 35. beyti
‘Nebiyyünel âmirun nâhî felâ ehadün
Eberra fî kavli lâ minhü ve lâ neami
Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi’
Üçüncü dört rekâtın ikincisi (yani 12. rekât) sonunda ‘Kaside-i Bürdiyye’nin 3.bölüm 36. beyti
‘Hüvel Habîbüllezi türca şefâatühû
Li külli hevlin minel ehvâli muktehımi
Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi’
Dördüncü dört rekâtın ikincisi (yani 16. rekât)
sonunda ‘Kaside-i Bürdiyye’nin 3.bölüm 34. beyti
‘Muhammedün seyyidü’l kevneyni ve’s-sekaleyni
Vel ferîkayni min urbin ve min acemi
Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi’
Beşinci dört rekâtın ikincisi (yani 20. rekât)
sonunda da ‘İşfe’lenâ’ okunur.”
Bunların yanı sıra Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim görevlilerinden İbrahim Yıldız, dedesi 1937 Hınıs doğumlu (Öl: 5 Haziran 2020) Cazim Yıldız’dan Bulanık’ta da bir zamanlar ‘İşfe’lenâ’ okunduğunu işitmiş olduğunu; lâkin bu geleneğin Hınıs’tan göçenler vasıtasıyla mı Bulanık’a götürülmüş olduğunu, o hayattayken sormayı ihmâl ettiğini söylemektedir! 1 Ağustos 1966 Varto Depremi sonrasında bayağı bir aile Tortum ve İspir’den, kısmen de Oltu’dan göç ettirilmişti. Bu gelenek, belki de bu tür göç ve iskânlar neticesinde ya da Erzurum’la bağlantısı olan kişiler tarafından oraya götürülmüş de olabilir! Peki, ‘İşfe’lenâ’ başka yerlerde de okunmuş mu? Elbette!
Yurtdışında ‘İşfe’lenâ’ Okunduğunu Bildiğimiz Yerler
İşfe’lenâ’ Roterdam Kocatepe Camii’nde
Yıl, 1983 ya da 1984… Mehmet Nuri Yılmaz Hoca, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevli olarak Hollanda’ya gönderilir… Roterdam şehrinde bir ay Ramazan boyunca Kocatepe Camii’nde Müslümanları irşad görevini sürdürür, vaazlar verir…
Bir gün Teravi(h) namazı bitiminde müezzinlik yapan biri Erzurum’dan başka hiçbir yerde okunmadığını bildiği ‘İşfe’lenâ’ okuyunca hayret eder, namaz sonrası merakını gidermek için şahsın yanına gider, nereli olduğunu sorar. Hoca’nın tahmin ettiği gibi adamcağız Erzurumlu’dur! “Kimsin, ne arıyorsun, ne yapıyorsun burada?” diye sorunca “Erzurumlu olduğunu, hemen her Ramazan buraya geldiğini, burada yaşayan Müslüman Türklerin çocuklarını sünnet ettiğini, bu vesileyle orada bulunduğunu ve iştirak ettiği Teravi(h) namazlarında da her zaman İşfe’lenâ okuduğunu” öğrenmiş.
Araştırmalarımızın neticesinde bu kişinin Erzurum’da ‘Söğütlülü Sünnetçiler’ diye bilinen aile fertlerinden; 2000’li yıllara kadar Erzurum’da sünnetçilik yaptıklarını bildiğimiz Mehmet, Ahmet ve Mustafa Katmer kardeşlerin babası Sünnetçi Mahmut Emi’nin amcasının oğlu, o tarihlerde Almanya’da çalıştığını, oralarda sünnetçilik de yaptığını öğrendiğimiz Zeki Utanç olduğunu tespit ettik.
‘İşfe’lenâ’ Rosenheim Merkez Camii’nde
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2003 yılında Almanya’nın Münih şehrine görevli olarak giden Erzurum’un Yakutiye bölgesinde uzun yıllardır hizmet veren Aziziye Yatılı Kur’an Kursu’nun günümüzdeki yöneticisi olan Erzurumlu Abdulkadir Aksakal da: “Yurda döndüğü 2007 yılına kadar görev yaptığı Rosenheim Merkez Camii’nde her Ramazan ayında kılınan Teravi(h) namazlarında ‘İşfe’lenâ’ okuduğunu, kendisinden sonra da yetiştirdiği talebelerin halen dahi okumaya devam ettiklerini bildiğini” söylemektedir.
‘İşfe’lenâ’ Ne Zaman Okunur?
İşfe’lenâ’, Erzurum camilerinde genellikle yirmi rekât olarak kılınan Teravi(h) namazının bitiminde, Vitir namazı öncesinde getirilen ‘Salat-ü Selamlar’dan, eğer ilave olarak ilahi ve kaside de okunuyorsa ondan sonra sesi güzel, makam bilen kişiler tarafından okunur.
İki rekâtta bir selam verilerek Teravi(h) kılınan Erzurum camilerinin pek çoğunda her selamlama sonrasında müezzin tarafından ilklerinde birer kez kısa, ikincilerinde uzun bir ‘Salat-ü Selam’ (selavât-ı şerife ) ; yirminci rekâtın sonunda ise üç kez, fakat bu kez cemaatle birlikte ‘Salat-ü Selam’ (selavât-ı şerife ) getirilir. ‘Müezzin Mahfeli’nde oturan, sesi sadası güzel müezzin ya da o işi yapması için her gün o mekâna getirilen kişi de yanık sesiyle ‘İşfe’lenâ’yı okur, ‘Amin!’ dedikten sonra yapılan dua sonrasında da Vitir namazına kalkılır.
‘İşfe’lenâ’nın Sözleri
Erzurum’un asırlık geleneklerinden biri olan ‘İşfe’lenâ’nın sözleri şöyle:
“İşfe’lenâ yevme’l arasati ve’l mizan İrham bi fadlike ya Rabbel âlemin Limen gale min abidike. Amin!”;
anlamı da şöyledir:
“Arasat ve mizan günü bize şefaat nasip eyle. Ey âlemlerin Rabbi, ‘Amin!’ diyen kullarına lütfunla merhamet et!”
Bir başka okunuş şeklinden de Doç. Dr. Zeki Koçak vesilesiyle haberdar olduk. Hatimle Teravi(h) kıldırdığı bilinen Tortum Müftüsü Yahya Efendi’nin oğlu olan Necmeddin Sevindik’e babası tarafından ezberlettirildiğini söylenen metin şöyle:
“İşfe’lena habibeke yevme’l arasati ve’l mizan İrhamna bi fadlike ya Rabbel âlemin Limen gale min abidike. Amin!”
anlamı ise şöyledir:
“Arasat ve mizan günü bize ve Habîbine şefaat nasip eyle. Ey âlemlerin Rabbi, ‘Amin!’ diyen kullarına lütfunla merhamet et!”
Bunların yanı sıra Erzurum’da okunuşu:
“Rabbenâ amennâ, bimâ enzelte vettebeğna’r- resûl, fektubnâ ma’aş-şahidîn”
anlamı:
“Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.”
ayetini okumaya devam edenler de az değildir.
Ô ‘İşfe’lenâ’ diye mi, ‘Şefi’lenâ’ diye mi Okunmalı?
Emekli rektör yardımcılarımızdan Prof. Dr. M. Sadi Çögenli bir görüşmemizde kendisinin Esatpaşa Camii’nde görev yapan, babası da ulemâdan bir zat olan Tortumlu bir müezzinden işittiği ilginç bir ihtilaftan bahsetmişti. Aynı ihtilafı şehrimizin yetiştirdiği kıymetli İslam âlimlerinden Ömer Karakuş Hoca’dan duymuş olanlar da az değil! Kayıtlara geçmesini istediğimiz bu olay sayesinde bizler de bazı bilgilere ulaştık.
Erzurum ulemâsı ile Tortum ulemâsının karşı karşıya gelmesine yol açan olay şu: Erzurum ulemâsı‘İşfe’lenâ’, Tortum ulemâsı ise ‘Şefi’lenâ’ ile başlanılması gerektiğini savunuyormuş!
İşin aslını Esatpaşa Camii emekli imamlarından Musa Şekerci Hocamızdan öğrendik ki, bu olay, Erzurum’un unutulmaz Müftüsü Solakzade Sadık Efendi ile Hac farizesini yerine getirdikten sonra Mekke-i Mükerreme’de vefat edip Cenneti Muallâ Kabristanı’na defnedilen Tortum Müftüsü Mehmet (Sıddık Öğülmüş) Efendi (1883-1958) arasında yıllar öncesinde cereyan etmiştir.
Aslına bakarsanız Mehmet Efendihoca’nın görüşü doğrudur. Çünkü şefaat, Allah’tan (cc) dilenir ve Cenab-ı Hak (cc) şefaat yetkisini kimseye vermediğini Yüce Kitabı’mız Kur’an’ı azimü’ş-şan’da beyan etmiştir. Üstelik ‘İşfe’lenâ’ bir emir ifadesi taşımaktadır. Öte yandan Arapça lûgat ve kurallara göre her iki şekilde de okunabilir! İşte Cemaleddin Server Revnakoğlu’unun ifadesiyle ‘Pırlanta Müftü’ diye andığı Solakzade Sadık Efendi de buradan hareketle “O ki alışılıp bugünlere böyle gelmiş, bırakalım aynen okunsun!” diyormuş.
Biz, bu iki büyük âlim arasında yaşanan olaydan ‘İşfe’lenâ’nın eski bir gelenek olduğunu öğreniyoruz. Zaten ‘İşfe’lenâ’nın Erzurum’da eski bir gelenek olduğu ve eskiden beri ‘İşfe’lenâ’ şeklinde okunup o tarihe kadar da öyle geldiği için Müftü Solakzade bu okuma şeklinin devam ettirilmesinin doğru olduğunu, değiştirilmesine gerek olmadığını söylüyormuş!
Erzurum ulemâsının en yaşlılarından biri olan Veli Velioğlu Hoca da, bir konuşmamızda bu konuyla ilgili yönelttiğimiz soruya kesin bir bilgiye sahip olmamasına rağmen “‘İşfe’lenâ’nın Osmanlı’dan günümüze ulaşmış bir gelenek olduğu kanaatinde olduğunu” söylemişti.
‘İşfe’lenâ’yı Güzel Okuduğu Bilinen Erzurumlular
‘İşfe’lenâ’ okumak oldukça marifet isteyen bir iştir ve öyle her babayiğit okuyamaz! Cami görevlilerinin yanı sıra cami cemaati içerisinde yer alan ya da seslerinin güzel olduğu bilinen yöre halkından birçok esnafın, sanatçının da güzel okudukları, isimlerinin günümüze ulaştığı bilinmektedir. O tür kişilerin kendi camilerinde Teravi(h) namazında yer alması, müezzinlik yapması; kaside, gazel, ‘İşfe’lenâ’ ve ‘Amenerresûlü’ okuması, salat ü selamları idare etmesi Ramazan’ın ilk gününden, son gününe kadar o caminin tıklım tıklım dolmasına, yer bulunmamasına, hatta hatta yer kavgalarına dahi yol açarmış!
Erzurum’da seslerinin muhteşem olduğunu duyduğumuz isimlerin başında Kalalı Hafızlar (Hasankaleli) diye anılan iki kardeşten büyük olanı İbrahimpaşa Camii’nde imamlık yapan, ‘Gerçek hafız oydu!’ denilen Hafız Ali Rıza Efendi; Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında öğretmenlik yapan, müsikî çalışmalarına büyük katkılar sunan küçük kardeşi Hafız Faruk Kaleli; özellikle de Pahırci (Bakırcı) İbrahim Efendi ve Hinsli (Dumlulu) İbrahim Efendi’ gelmektedir.
Aslında bunun 1950 öncesine ait sağlıklı, yeterli ve fazla bilgi bulunamamasından kaynaklandığını düşünmekteyiz… Nitekim Müftü Solakzade Sadık Efendi’nin yaşayan son talebelerinden biri olan Molla Mehmet Tavlaşoğlu Hoca da konuyla ilgili sorumuza bu tarih öncesine ait başka öne çıkan bir isim duymadığını, hatırlamadığını söylemektedir.
Cumhuriyet sonrası Erzurum’unda ‘İşfe’lenâ’yı çok güzel okuduğu söylenenler içerisinde ismi en çok geçen kişi olarak Lalapaşa Camii imamlarından Hırtızlı Hafız’ın ismini tespit etmiş bulunmaktayız.
Hırtızlı Hafız Mehmet Efendi Hoca
Erzurumlu hafızlar içerisinde müstesna bir yere sahip olan, aynı zamanda Atatürk Üniversitesi’nin eski rektörlerinden Yaşar Sütbeyaz ile Prof. Dr. Yavuz Sütbeyaz’ın dayıları olan Hacı Hafız Mehmet Hırtızlı Hocaefendi, mikrofonun bulunmadığı devirlerde olağanüstü güçlü ve güzel sesiyle ilk saftan son cemaat yerindekilere kadar sesini duyurmasıyla bilinen birisiymiş.
‘Erzurum Halk Oyunları ve Türküleri Derneği’ tarafından 1958 yılının 12 Mart’ında Lalapaşa Camii’nde şehitler için okutulan Mevlid-i şerif için Erzurum’a getirtilen, o gün Öğle ezanını okuyan efsane isimlerden Diyarbakırlı Celal Güzel’in bile gıpta ettiği, “Bu kadar güzel hafızlarınız ve Hırtızlı gibi çok güzel, mükemmel sese sahip hocalarınız varken beni ne diye davet ettiniz; yoksa beni mahcup etmek mi istediniz?” şeklinde bir latifede bulunduğu söylenen biri olarak hafızalalarda yer bulmuş, halen dahi ismi hatırlanan bir hocamızdır.
1909-1978 yılları arasında yaşayan, Hafız Mehmet Hırtızlı Hoca, 1960 İhtilâli’ne kadar uzun bir zaman Lalapaşa Camii’nde başimamlık yapmış, o tarihte görevinden alınarak tenzil-i rütbeyle Ulucami’nin arka sokaklarından birinde yer alan Ketenci Mescidi (günümüzdeki Ketencizade Camii)’ne tayin edilmiş, daha sonra 1965 AP iktidarında Lalapaşa Camii’ndeki görevine dönmüş, fakat bu kez de diğer imam Yusuf Esengün ile sürekli bir çekişme yaşaması üzerine emekliliğini isteyerek İstanbul’a nakletmiş ve ömrünü orada tamamlamıştır.
93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında hızlanan göçler esnasında, günümüzde Gürcistan sınırları içerisinde kalan Hırtız adlı kasabadan önce Hasankalenin Ağcalar köyüne, daha sonraları Erzurum’un Mehdiefendi Mahallesi’ne yerleşen Ahıska kökenli aile bu nedenle ‘Hırtızlılar’ diye anılmış, hatta ailenin büyük bir kısmı 1934 yılında Soyadı Yasası çıkarıldığı zaman ‘Hırtızlı’ soyadını almıştır.
Hırtızlı Hafız’ın Cuma Hutbelerinde Okuduğu Unutul(may)an Methiyesi
‘Aşere-Takrip’ dersleri almadığı için ‘Tecvid’ kurallarına göre okumadığı söylenen, buna rağmen sesinin güzelliği ve gürlüğü ile dillere destan bir hafız olan Hırtızlı Hafız, Lalapaşa Camii’nde başimam olarak görev yaptığı sürece, Cuma namazlarını camide görevli olan diğer arkadaşlarına bırakmaksızın hep kendisi kıldırmış, hutbeye hep kendisi çıkmış; söylendiğine göre gür sadası ile Lalapaşa’nın duvarları kadar cemaatini de zangır zangır titretmiştir.
Prof. Dr. M. Sadi Çögenli bir görüşmemizde de: “Cuma günleri Hırtızlı Hoca hutbeye çıktığı zaman -başını hatırladığı, gerisini yıllardır bir türlü hatırlayamadığı- öylesine müthiş bir methiye okurdu ki, cemaat içerisinde kendinden geçmeyen, etkilenmeyen insan kalmazdı!” demişti.
Daha sonraları bu methiyeden Diyanet İşleri eski başkanımız Mehmet Nuri Yılmaz Hoca’ya söz edince, o, hatırladığı kadarıyla bu methiyenin sözlerini bize yazdırdı. Kendisine elde ettiğimiz metni gönderdiğimiz M. Sadi Çögenli, bu metni görüp hatırladıktan sonra emin olarak bu methiyenin sözlerinin tamı tamına şöyle olduğunu söyledi:
“Mefharü’l-arabi ve’l acem ve imamü Mekketi'l-mükerremeti ve’l-Medineti’l münevvereti ve’l-Harem . İsmühü’s- şerîfi mektûbün ale’l-Levhi bi yakuti’l kalem. Ve cismihü’l-letifi medfûnün bi’l Medineti’l münevvereti ve’l-Harem. Yâ leytenî küntü turabehü’l-kadem; Mevlânâ ve mevle’l-alemeyni’l muhteremeyni seyyidinâ Ebü’l Kasımi Muhammed”
‘İşfe’lenâ’yı Güzel Okuduğunu Tespit Ettiğimiz Birkaç İsim Daha
Elli yıla yakın bir süre Erzurum’da müftülük yapmış olan Solakzade Sadık Efendi’nin sesini çok beğendiği, haber verin gelsin ‘İşfelenâ’yı okusun dediği söylenen kişilerden biri Kavaflar semtinde ayakkabıcılık yapan, ‘Gonduraci Baba Mısto’ diye anılan Mustafa (Kızılcaoğlu) Efendi’dir. Karayollarından emekli olan oğlu Nusret (Erol) Ağabeyi de kendine has Davudî sesi ve seslendirdiği parçalarla, özellikle Erzurum’da tekke ve dergâhlarda okuduğu gazel, ilahi ve kasidelerle unutulmayacak, meşk yapılan meclislerin aranılan, isimlerinden biridir. Torunu olan ve aynı ismi taşıyan Hafız Mustafa Kızılcaoğlu7 da Türkiye çapında yapılan Kur’an okuma yarışmalarında büyük başarılar elde etmiş, İstanbul’a kendisini kabul ettirmiş Erzurumlu hafızlardan biridir.
İsmini tespit ettiklerimizden biri de Erzurum’un ova köylerinden birinden olduğu ve Ehmal Camii’nde fahri müezzinlik yaptığı söylenen ‘Efendi Emi’ diye anılan biridir. Öznülü, gerçek isminin Sait Tohumcu, Rüfaî tarikatına mensup halifelerden biri olan Abdulgani Efendi’ye müntesip olduğu, fahri müezzinlik yaptığı sıralar camide görev yapan Ehmal İmamı Mehmet Çelik Hocaefendi ile pek geçinemediği gibi onunla ilgili birçok bilgi ve hatıraya “O, benim çok iyi adamım idi!” dediği Diyanet İşleri eski başkanlarından Mehmet Nuri Yılmaz Hoca sayesinde ulaştık.
‘Efendi Emi’ denilen kişi, Erzurum’un gelmiş geçmiş en iyi bar tutanlarından biri olduğu söylenen Efendi Bey8 gibi aynı ekipte yer alan barcılardan biri imiş. Hatta kendi anlattığına göre 1934 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda bar tutmaları için Erzurum Mebusu Durak (Sakarya) Bey tarafından Ankara’ya götürülmüş olan barcılar arasında o da yer almış9 … Ehmal Camii’nde uzun zaman Teravi(h) namazlarında ‘İşfe’lenâ’ okuduğu söylenen Efendi Emi daha sonraları Osman Bektaş’ın Erzurum Müftülüğü yaptığı yıllarda Ulucami’ye ‘Farraş’10 olarak atanmıştır.
Eskilerin içerisinde unutulmayacak isimlerden biri de, uzun yıllar Kasımpaşa semtinde bak7 Ataköy / Ömer Duruk Camii İmam Hatibi. 8 Bir de gerçek adı (Abdul)Vahap Türkkal (1913-1977) olan, İşocağı ya da Ağırbakım Atölyesi de denilen Erzurum Silah Fabrikası’nda müdürlük yapan Erzurumlu Albay İhsan Yavuzer’in işe aldırmış olduğu dört barcıdan biri olan bir Efendi Bey vardır. Bu Efendi Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında Ankara’da, 1937 yılında da son yurt gezisi programında Trabzon’a gittiği zaman, Erzurum’dan karşılamaya gidenler içerisinde yer alan, Halkevi Başkanı Ahmet Erverdi öncülüğünde katılan bar ekibinde bulunan Dadaşlardan birisidir.(Geniş bilgi için bkz: İhsan Coşkun Atılcan, ‘Efendi Bey’, ‘59. Yıl / İstanbul-Erzurumlular Derneği (Yayını)’, 12 Mart 1977, sayfa: 7; İsmail Taş, ‘Barın Tarihçesi ve Gelişme Safhası’, Köz, Cilt: 2, sayı: 5, Ağustos 1980, s. 37). 9 Yakın dostu M. Nuri Yılmaz Hoca, Efendi Emi’nin Ankara’ya gidişi ile ilgili kendisine şu ilginç sözleri de söylediğini aktardı: “Ankara’ya götürüleceğini annesine söylediği zaman saf, Oğuz bir kadın olan annesi, Ankara’da köçek bulamamışlar da sizi mi buradan götürecekler!” 10 Oda hizmetçisi, Temizlik görevlisi. 11 Cedid Mahallesi sakinlerinden, şehrimizin hafıza isimlerinden TMO’dan emekli Ekrem Uygur’un söylediğine Mükerrem Kemertaş’ın daha sonraları hayatını birleştirdiği bu kız, Taşmağazalarda o tarihlerde iki katlı dükkânlardan birinde kuaförlük yapan, kimi zaman Erzurum Radyosu’nda türkü seslendirmiş olan, o tarihlerde Erzurum’da TMO’da çalışan bir memurun kızı Tülay Çer Hanımefendi’dir. kallık yapan, o semtin mihenk taşı olarak bilinen, Kur’an âşığı, sesi gibi fiziği de güzel bir insan olan, asırlık çınarlarımızdan 1917 (1923) doğumlu, Bakkal Abo Bey’in oğlu diye anılan Hacı İhsan Tizgili’dir. Küçük oğlu 1953 doğumlu Hulki Tizgili’yle birlikte başta Ayaspaşa, Kasımpaşa camileri olmak üzere pek çok yerde okudukları gazel, kaside, aşr-ı şeriflerin yanı sıra bir ay Ramazan boyunca okudukları ‘İşfe’lena’ ve Ramazan’ın ilk on beş gününde ‘Hoş geldin ya şehr-i Ramazan’, ikinci on beş gününde ‘Elveda ey şehr-i Ramazan’ la her zaman hatırlanacak isimlerdendir.
‘İşfe’lenâ’yı güzel okuduğu söylenenlerden birisi de, Erzurum’un medar-ı iftiharlarından, ünlü Halk Müziği sanatçısı Mükerrem Kemertaş’tır (1935- 2018). Mehmet Nuri Yılmaz Hoca’nın Cedid Camii’nde vaaz verdiği zaman Mükerrem Kemertaş da aynı tarihte Ramazan boyunca orada müezzinlik yapmıştır. Yeğenlerinden Fatih Sürbahanlı’nın söylediğine göre o tarihlerde takıldığı bir kıza11 hava atmak için gittiği Cedid Camii’nde bir ay Ramazan-ı şerif boyunca hemen her gün ‘İşfe’lenâ’ ve ‘Amenerresûlü’ okumuştur. 1985 yılında İzmir’e naklettiğini ve aynı zamanda Kadirî halifelerinden Hafız Mığdat Efendi’nin oğlu olduğunu da bildiğimiz Mükerrem Kemertaş, ‘Cedid Camii’nde müezzinlik yaptığı zaman yer yerinden oynardı, caminin tavanı inip kalkardı!’ diyenleri çok duyardık.
Erzurum’un tanınmış ticaret ve siyaset adamlarından Selahattin İpçi’nin evinde yıllarca kılınan, genellikle Erzurum’un ileri gelenleriyle ‘Erzurum Halk Oyunları ve Halk Türküleri Derneği’ mensuplarının katılmış olduğu Teravi(h) namazlarının müezzinliğini ‘Huma Kuşu’ ile adını tarihe yazdırmış olan Menzilci İbrahim Efendi’nin oğlu (Ahmet) Hulusi Seven (1924-2017) yapmış, dolayısıyla ‘İşfe’lenâları’ da o okumuştur. Atadan dededen atlara düşkün olduğu bilinen Erzurumlu ünlü ihracatçılarımızdan Hulusi Seven, iyi bar tutmasının ve sesinin güzelliğinin yanı sıra birçok Erzurum türküsünü repertuarlarımıza kazandırmış, ‘Halk Oyunları Derneği’yle ‘Erzurum Radyosu’nda ‘Doğudan Sesler / Halk Türküleri Korosu’nun kurulmasında ve idaresinde aktif bir şekilde rol almış büyüklerimizden birisidir.
Adı tarihe ‘Türkü Paşası’ diye kayıtlara geçen Raci Alkır’ı dinleyenler gazel, tatyan ve uzun havalarda onun çok başarılı olduğunu; fakat oğlu Vahit Alkır’ın daha güzel ‘İşfe’lenâ’ okuduğunu söylerlerdi.
İlçelerimizde güzel okuyanlardan birisi de ailecek sesleri güzel olan İbrahim Erkal'ın babası Narmanlı Hafız Ebubekir Efendi'dir.
Erzurum’un medar-ı iftiharlarından Hafız Halil Neciboğlu’nun babası olan, enfes sesiyle okuduğu ezan-ı Muhammedî ve Kur’an tilâvetleriyle hatırladığımız Lalapaşa Camii’nin unutulmaz müezzinlerinden Hafız Şerafettin de ‘İşfe’lenâ’yı Erzurum’da çok güzel okuyanlardan biriydi Lalapaşa Camii’nin unutulmayacak isimlerinden biri de Hafız Beşir İncesu’dur. Hele hele hemen herkesin sesine hayran olduğu, ‘O kalıptan o ses nasıl çıkıyor?’ diye hayret ettiği; okuduğu Mevlid-i şerif, Ezan-ı Muhammedî ve aşr-ı şeriflerle gönüllerde taht kurmuş olan, Lalapaşa Camii’nin unutulmaz müezzinlerinden ‘Cucul’un Oğlu’ diye tanınan Hafız Suat Çemlek (1935- 2012) da çok güzel ‘İşfe’lenâ’ okurdu.
‘Öyle bir ses daha gelir mi?’ denilen hafızlarımızdan birisi de meşhur ‘Talim ve Kıraat’ hocalarımızdan Tabur İmamı Kurra Hasan Efendi’nin talebelerinden, Muratpaşa Camii’nin emekli müezzinlerinden Hafız Yusuf Dicleli’dir. Onun okuduğu aşr-ı şeriflerin, hatimlerin, ‘İşfe’lenâ’ların tadı bir başkadır. Hafız Yusuf Hoca’nın özellikle eskiden her yaz mevsimi Abdurrahman Gazi Türbesi’ne misafir olup çadır kuranların ‘Türbe’de okuduğu, halen anlata anlata bitiremedikleri,
“Derdimendim Yâ Resûlallah, devâ ol derdime, Dest-gîr ol, Yâ Habiballah bu asî mücrime! Sen şefaat-kânı varken ben kime yalvarayım? Ben, Resûl-i Kibriyâ’nın bülbü-i nâlânıyım, Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafa hayranıyım!”
diye başlayan ünlü kasidesi de çok meşhurdur.
Eski (‘Tahta Minareli’ diye anılan) Gez Camii’nin unutulmaz İşfe’lenâcısı Terzi Hacı Cemil Buğdalı; günümüzdeki Vakıflar Bankası ve Bölge Müdürlüğü’nün yerinde bir zamanlar bulunan, ‘Tortumlu’nun Kahvesi’ diye anılan işyerini uzun yıllar çalıştıran, Dadaş Turizm’in sahibi Bünyamin Bağcı’nın kardeşi olan, Davudî sesiyle okuduğu İşfelenâlarla Gürcükapı Camii’nin kubbesini çınlatan Nazif Bağcı; yine Gürcükapı Camii’nde müezzinlik yaptığı yıllar okuduğu İşfe’lenâları unutamadığımız Kasımpaşa Camii’nin emekli imamlarından Hafız Ali (Alay Aydın); Zeynal Camii’nin emekli müezzinlerden, Allah vergisi güzel bir sese sahip ‘Kınik Hafız’ diye anılan, melek gibi bir insan olan, Eyüp Sultan Camii imamhatibi Erhan Mete’nin babası Hafız Orhan; Pervizoğlu Camii’nin emekli müezzinlerinden Veysel Doruk; Alipaşa Camii’nde okuyan Selahattin Efendi; Berber Mustafa Ötügen; Hafız Nihat; Hafız Neşet; ‘Türkücü Remzi Dane’nin Kardeşi’ olarak tanınan, Köşk Camii’nde okuduğu İşfe’lenâlarla cemaati mest eden Fevzi Dane; Erzurum’da yıllarca Karayolları Bölge Müdürlüğü’nde çalıştıktan sonra Bursa’ya nakleden, sesi unutulmayacak gazel ve mevlidhanlarımızdan Hafız Dursun (Öznülü), yine özellikle Efe Hazretleri’nin Divanı’ndan okuduğu gazellerle bilinen Kuyumcu Hafız Muhammed Uçan da Kasımpaşa Camii’nde okuduğu ‘İşfe’lenâ’larla isimleri ilk akla gelen kişilerdir.
Yine Taşmağazalar’ın başında, Şafiler Mescidi / Şabahane çeşmelerinin yanı başında tuhafiyecilik yapan, Şettârî halifelerinden Karazlı Hakkı Bey’e müntesip, müthiş bir ses ve hafızaya sahip biri olarak tanıdığımız H. Enver Durukan’ın da, kendi ihvanlarından Ömer Zereden’in imam olarak görev yaptığı Kemhan Camii’nde çok güzel ‘İşfe’lenâ’ okuduğunu duymuşuzdur.
Bakırcı Camii’ni şenlendirdiği söylenenlerin başında Bahattin Keleşoğlu (1933-2010) gelirken; ‘Camcıların Hafiz’ diye anılan Kırkkeselilerin Hafız Ferit de güzel sesiyle okuduğu gazellerin yanı sıra değişik yerlerde her Ramazan okuduğu ‘İşfe’lenâ’ ile hatırlanacak isimlerdendir.
Son yıllarda ‘İşfe’lenâ’yı güzel okuyanlardan birisi olarak da okuduğu uzun hava ve gazellerle Erzurumluların gönlünde müstesna bir yere sahip olan, genellikle Çırçır Camii’nde çoğu Ramazan okuyan, Dadaş kıyafetiyle dolaşan; ‘Süslü Necati’, ‘Çakmakçı Necati’ ya da ‘Dadaş Necati’ diye anılan, İş Bankası’nın Cumhuriyet Caddesi’ndeki şubesinin önünü mesken tutmuş olan Necati Tutaş (1935-2021) hatırlanmaktadır.
Çırçır Camii’nin unutulmayan ‘İşfe’lenâ’ okuyucularından biri de demircilik yaptığı zaman geçirdiği bir kaza sonucu önce bir gözünü, daha sonra ikincisini kaybetmiş olduğu için ‘Kor Hafiz’ ya da ‘Kor Ömer’ diye anılan, hafızlığı olmamasına rağmen iyi Mevlid-i şerif okuduğu söylenen, Dere Mahallesi’ndeki ‘Heymet’in Yohuşi’ (Hikmet’in Yokuşu) diye anılan semtte, Kâzım Karabekir İlkokulu’nın karşısında küçük bir kulübede kırık leblebi, leblebi tozu gibi şeyler satarak geçimini sağlayan Ömer Taman (1933-1995)’dır.
Yoncalık Mahallesi’nde kebapçılık yaptığı için ‘Kebapçı Hafız’ diye tanınan; çoğu kimsenin asıl ismini bilmediği; elinde defi, dairesi ile dolaşan, bir derviş olarak bildiğimiz; Kadirî halifelerinden Rasim (Pilatin) Baba’nın müntesiplerinden; tekke, dergâh ve meclislerin aranılan gazelhanlarından, genellikle Cennetzade Camii’ni şenlendiren Nasih Cinisli’nin de (1944-2021) ‘İşfe’lenâ’yı güzel okuduğu bilinmektedir.
Son Dönem Güzel ‘İşfe’lenâ’ Okuduklarına Tanık Olduklarımız
Son dönemde çok güzel ‘İşfe’lenâ’ okuduğuna tanık olduklarımızın başında 2016 Ramazanında Metin Katkat Hoca’nın Hatimle Teravi(h) namazı kıldırdığı Gez Camii’nde ilk kez müezzinliğe soyunan; makam bilmemesine rağmen okuduğu ‘Ezan-ı Muhammedî,’ ‘Amenerresûlü’, ‘İşfe’lenâ’ ve daha birçok şeyle o yıl caminin tıklım tıklım dolmasını sağlayan, günümüzde Muratpaşa Camii’nde görevli olan, enfes bir sese sahip Fatih Şekerci gelmektedir.
Bu arada Lalapaşa Camii imam-hatibi Musa Dağ, Mehmed Zahid Kotku Camii müezzini Veyis Aksakallı, Horasan Çarşı Cami müezzini Coşkun Kara ve daha birçok yerde görevli olan Kadir Kesmez, Muhammed Güllüce, Mustafa Demirci, Fatih Yılmaz, Abdullah Tarcan, Süleyman Taygar, Semih İpek, Abdulkadir Yağan; Erzurumlu gazelhanlardan Hüseyin Çiftçi, Zekai Kaplan, Haydar Sucu gibi isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz daha nicelerinin –YouTube ve www. erzurumsevdasi.com.tr’de de bir kısmının bizzat görüleceği üzere- ‘İşfe’lenâ’yı birbirlerinden güzel okuduklarını bilinmektedir.