GelişimErzurumYazı

GÜNEY AFRİKA’DA ERZURUM İZLERİ

Yakınlık ve uzaklık. Bu ikisi, zaman ve mekânın bir araya gelmesiyle oluşmuş kavramlardır. Çünkü mekânlar birbirine yakın olunca ulaşma zamanı kısalmakta, uzak olunca da uzamaktadır. Ama bazen mesafeler ne kadar uzak olsa da gönüller yakın olunca engeller aradan kalkar; zaman perdesi yok olur, mekânlar yol verir ve vuslat gerçekleşir. Anlatmaya çalışacağım Erzurum ile Güney Afrika arasındaki köprü de bu durumun bir örneğidir. Erzurum nere, Güney Afrika nere?! Biri Kuzey yarımkürede, diğeri Güney yarım kürede. Ama Erzurumlu bir gönül adamı, kendisine yapılan bir davete icabet etmiş, yapılan görevlendirmeyle kalkıp Afrika’nın en güneyine gitmiş ve gidiş o gidiş misali oralarda kalmış. Ortada hem milletler ve devletlerarası bir başarı öyküsü hem de bu öykünün mihverinde Erzurumlu bir zat bulununca, bize de bu zatla ilgili bir tanıtım yazısı yazmak düştü.
Önce bu yazıyı yazmaya götüren saikten (sevk edici sebep) bahsetmek isterim. Fakültemizin bir seminer programında Güney Afrika’da Cape Town Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Halim Gençoğlu ile bilgisayar üzerinden uzaktan katılımlı bir seminer dinleme şansımız oldu. Konumuz “Güney Afrika’da Sultan Abdülhamit Dönemi Maarif Politikaları” idi. Halim Bey bu konunun merkezine Erzurumlu bir din âlimi olan Erzurumlu Ebubekir Efendi’yi yerleştirmişti.
Bu yazıyı, Halim Gençoğlu’nun anlattıklarını esas alarak yazıyorum. Belki ilerde daha fazla bilgiye ulaştığımızda Ebubekir Efendi’yi geniş kapsamlı bir tanıtım yazısıyla anlatma fırsatımız da olabilir. Şimdi gelelim Ebubekir Efendi’nin Güney Afrika’ya nasıl ve niçin gittiğine ve oradaki etkinliğine.
Osmanlı Devleti ile İngiliz sömürgesi Güney Afrika arasındaki ilk ticari temas, 1838 yılında olmuş ve İngiltere’nin talebi üzerine bu ülkeye Ankara keçisi ve tütün ihraç edilmiş. Bu iki ürün Türkiye dışında en fazla Güney Afrika’da üretilir hale gelmiştir. İlk resmi bürokratik temas ise 1852 yılında olmuştur. Osmanlı Devleti, Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde 1853 yılında bir konsolosluk açmış ve resmi yazışmalar yapılmaya başlanmıştır. Konsolos, William Greg’dir.
Aslında Güney Afrikalı Müslümanların Osmanlı Devleti ile ilk temasları 1834 yılında köleliğin kaldırılmasıyla hürriyetlerine kavuşmaları ve seyahat özgürlüğü kazanıp Hac vazifelerini yapmak üzere Mekke ve Medine’ye gidişleriyle olmuştur. O zamanlar Osmanlı toprağı olan bu kutsal mekânlarda, o zamana kadar sadece adını duydukları Osmanlı Devleti’nin sancağını, varlığını somut olarak görmüşlerdir. 1836 yılında Hac görevini yapanlar Cape Town’a dönünce Osmanlı Devleti ve Hilafetinin gücü sahra altı 6 GELİŞİM ERZURUM coğrafyada anlatılmaya başlamıştır. 1855 yılında Güney Afrika’nın Hint Okyanusu sahilinde Müslümanlar bir cami yapmaya başlamışlar ama bir türlü tamamlayamamışlardır. O zamanki Osmanlı fahri konsolosu Petrus Emanuel de Roubaix, Osmanlı Devleti’nden yardım talep etmiştir. Sultan Abdülmecit döneminde yapılan müracaat sonrası yapılan yazışmalar Sultan Abdülaziz döneminde sonuçlanmış ve gerekli para yardımı, Londra yoluyla gönderilerek caminin inşaatı tamamlanıp Sultan Abdülaziz’in adı verilerek (Mescidül-Aziz) ibadete açılmıştır. Bundan sonra ilişkiler daha fazla gelişmiştir. Müslüman halkın dini daha iyi anlaması için kitaplar, ilmihaller gönderiliyorsa da bu kitapların anlaşılmasında sıkıntılar yaşanıyor.
Güney Afrika’daki Şafii mezhebine mensup Müslümanlar arasında var olan bir takım dini yorum farklılıklarına dayalı tartışmalar daha da artınca bir İngiliz sömürgesi olan Güney Afrika’nın İngiliz Genel Valisi, İngiltere Kraliçesi Viktoria’ya durumu anlatan bir mektup göndermiş, o da İslam Halifesi olan Sultan İkinci Abdülaziz’den yardım istemiş. O da bu meseleyle ilgilenmesi için meşhur hukukçu Mecelle komisyonu başkanı Ahmet Cevdet Paşa’yı görevlendirmiş. Ahmet Cevdet Paşa, konuyla ilgili yetkin bir âlim bulabilmek amacıyla araştırmalar yaptırmış ve incelemeler sonucunda, Erzurumlu olan ve Erzurum medreselerinde dersler verdikten sonra, Bağdat’taki medreselere tayin edilen Seyyid Ebubekir Efendi’ye ulaşmıştır. Irak’taki görevi sırasında Şafii mezhebi hakkında geniş bilgi sahibi olan Ebubekir Efendi’nin dini ilimlerdeki vukufiyetini duyan Ahmet Cevdet Paşa, onu İstanbul’a davet etmiştir. Yapılan sınavlarda üstün başarı gösteren Ebubekir Efendi, Güney Afrika’ya gönderilmeye hak kazanmıştır.

Halim Bey’in anlattıklarına göre o dönemde Güney Afrika ile İstanbul arasında doğrudan ulaşım olmadığı için Ebubekir Efendi önce İngiltere’ye gitmiş, orada da iki ay Güney Afrika’ya gidecek geminin gelmesini beklemiş ve nihayet 1862 yılının son aylarında gittiği İngiltere’den 1863 yılının ilk ayında Güney Afrika’ya gidebilmiş.
1863 yılının 16 Ocak gününde Cape Town’a gelen Seyyid Ebubekir Efendi, öncelikle halkı ve çevreyi tanımaya çalışmıştır. Bir ev satın alarak yıllarca burada mütevazı bir şekilde öğrenci yetiştirmeye başlamıştır. Üç beş yıllığına geldiği Cape Town’da giderek kök salmaya başlayan Ebubekir Efendi, artık buraya yerleşmiş ve Cape Town’da en sevilen kişi olmuştur. Ebubekir Efendi’nin ailesi din ilimleriyle meşgul olan köklü bir ailedir. Erzurum’u unutmamak için evine Erzurum Taş Konağı adını vermiştir.
Ebubekir Efendi, sadece öğrenci yetiştirmekle kalmamış, İngiltere’den önce Hollanda sömürgesi olan Güney Afrika’nın yerlilerine Hollanda dilini öğretmişler ve birkaç dilin bir araya geldiği bu dile Afrikans dili denilmiştir. Müslümanlar da bu dili konuşmaktadır, halbuki Ebubekir Efendi derslerini Arapça olarak anlatmaktadır. Bunun etkili olamadığını anlayınca derhal Afrikansça öğrenmeye karar verip bu dili öğrenmiş ve Arap harfleriyle Afrikansça diliyle bir ilmihal yazmıştır. İstanbul’da iktidara İkinci Abdülhamit tahta geçince hem tanışmak hem de yaptığı faaliyetleri anlatıp yardım talep etmek için İstanbul’a gelen Ebubekir Efendi, Padişah’tan bu ilmihali yayınlatmasını talep etmiş ve kitap basılmıştır. Yayımlanan bu ilmihalle geri dönen Ebubekir Efendi, halkın dini ihtilaflarını onların anladığı dille ortadan kaldırıp ortak bir dini anlayış oluşturmuştur.
Ebubekir Efendi, Güney Afrika’da bir elçi görevi de üstlenmiştir. Bütün Afrika ülkeleri, onu, Osmanlı Devleti’nin bir temsilcisi olarak görmüşler ve MAYIS 2022 7 bir İslam âlimi görebilmek ve tanıyabilmek için onu ziyaret etmişlerdir. Ebubekir Efendi, Türk milletini en iyi şekilde temsil etmiştir.
Son derece aydın bir din bilgini olan Ebubekir Efendi, oradayken bir başka evlilik daha yapmış ve eşi Tahorah Hanım’ı, eğitim verdiği okula müdür yapmış, kızlarının eğitimini en üst düzeyde almalarını sağlamıştır. Ebubekir Efendi’den daha genç olduğu için onun ölümünden sonra da bu okulda birçok öğrenci yetiştirmiştir. Bu öğrenciler, Hicaz demiryolunun yapımında geniş çaplı bir kampanya başlatıp, topladıkları parayı Osmanlı Devleti’ne armağan ederek demiryolunun bir an önce yapılmasına katkı sunmuşlardır. Böylece vefalılıklarını göstermişlerdir.
Ebubekir Efendi’nin 1880 yılında Cape Town’da vefatından sonra Güney Afrika’nın çeşitli şehirlerinde yeni okullar da açılmıştır. Bu okullarda okuyan öğrenci ve ders anlatan öğretmenler, Osmanlı’nın son dönemindeki savaşlarda toplu dualar yapmış ve manevi destek vermişlerdir. Yine topladıkları paraları, Hilal-i Ahmer vasıtasıyla savaşlarda kullanılmak üzere bir gönül borcu olarak onlara hep destek veren Osmanlı Devleti’ne göndermişlerdir.
Ebubekir Efendi’nin bu bölgede yaptığı en önemli çalışmalardan biri de sömürgeciliğe karşı açmış olduğu savaştır. Ebubekir Efendi’nin oğullarından biri olan Hişam Nimetullah Efendi, babasından sonra ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi devam ettirmiştir. Bu bağlamda Ebubekir Efendi’nin çocukları ve torunları, Osmanlı Devleti’ne verdiği desteği, milli mücadele sırasında Mustafa Kemal Paşa’ya da vermişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ne gönülden bağlı bir aile olan Ebubekir Efendi’nin torunları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı da almışlardır. Halim Gençoğlu kardeşimizin verdiği bilgiye göre Ebubekir Efendi’nin torunlarının ve Osmanlı kökenlilerin oluşturduğu Türk aileler, Türk olduklarını gururla söyleyen insanlardır ve Atatürk’ü çok sevmekte ve saygı duymaktadırlar.
Birkaç dilde yazabilen, konuşabilen bu şahsiyet, Güney Afrika’da geçmişte olduğu gibi bu gün de önemlidir. Güney Afrikalı ve diğer Afrikalı Müslümanlar üzerinde hâlâ etkisini devam ettiren Ebubekir Efendi, Türk’ün bilgisini, irfanını koskoca bir kıtaya nakşetmiştir. Bundan dolayı bu şahsiyetin başta Erzurum olmak üzere tanıtılması Türkiye’de de herkese tanıtılması gerekmektedir. Ebubekir Efendi’nin Güney Afrikalı Müslümanlara yaptığı hizmetlerin sonucunda orada bir Türklük bilinci ve Türk milletine bir gönül bağı oluşmuştur. Bizlerin de bu şahsiyete vefa borcumuz bulunmaktadır. Bunu ödeyebilmenin en kolay yolu, onu tanıtmak ve belki bazı kurumlara onun adını vermekle olabilir. Ebubekir Efendi’yi saygıyla anıyorum; bu bilgileri derlediğim Dr. Halim Gençoğlu kardeşime de sevgilerimi ve selamlarımı gönderiyorum.

Prof. Dr. H. Ömer ÖZDEN