GİRİŞ
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Ermeni meselesinde Türkiye aleyhine tarafgir ve indirgemeci bir bakış açısıyla hareket ettiği bilinen bir gerçekliktir. Bu meselenin temel nedenlerini daha sağlıklı analiz edebilmek için Osmanlı Devleti-ABD ilişkilerin tarihsel kökenlerine ana hatlarıyla bakmak önem arz etmektedir. Şöyle ki; XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren Osmanlı Devleti’ne yerleşmeye başlayan Amerikan konsolosları, misyonerleri ve tüccarları özellikle Ermenilerle yakın ilişki kurmayı öncelikli hale getirmişlerdi. Bu strateji, Bâb-ı Âlî-Washington hattında Ermeni meselesiyle bağlantılı tabiiyet sorunu, Amerikan okulları sorunu, Türk karşıtlığı, Erzurum, Sivas ve Harput’ta izinsiz konsolosluk açma girişimleri ve Ermeni çetelerinin faaliyetleri gibi temel anlaşmazlıkları beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ABD, Ermeni meselesi gibi tarihi bir meseleyi kendini taraf hissetmesinden dolayı ana ekseninden saptırıp siyasi bir koz olarak kullanmayı tercih edebilmektedir. Bu çalışmada, ABD’nin Kongre, Başkan ve Eyaletler üçgeni üzerinden Ermeni soykırım iddialarına nasıl ve hangi düzeyde yaklaştığı sorularına bilimsel ilkeler ışığında cevap aranacaktır.
A-KONGRE
ABD Anayasası’na göre; yasama gücü Kongre olup Senato/Senate (100 Senatör) ve Temsilciler Meclisi/House of Representatives (435 Temsilci) ikilisinden oluşmaktadır. Ermeni lobileri, soykırım iddialarının her iki kurulca da * Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 2 GELİŞİM ERZURUM kabul edilip kongre kararına dönüşebilmesini varoluşsal bir mücadele olarak değerlendirmiş ve bu bağlamda Ankara-Washington ikilisi arasında yaşanan gerilimlerden de istifade ederek uzun soluklu bir mücadele içerisine girmişlerdir. Şöyle ki; bu girişimler neticesinde, Temsilciler Meclisi, 8 Nisan 1975 tarihli/148 sayılı ve 10 Eylül 1984 tarihli/247 sayılı müşterek kararlarında, 24 Nisan’ı “İnsanın Acımasızlığını İnsana Hatırlatma Günü” olarak kabul etmiştir. Ermeni lobileri Senato’ya sundukları karar tasarılarında ise 2019 yılına dek istedikleri sonuca ulaşamamışlardır.
Ermeni lobilerinin iddiaları, ilmî ve hukuki merci kapsamında herhangi bir statüye/vasfa sahip olmayan Kongre’nin her iki kanadınca 2019 yılı itibariyle kabul edilmiştir. Bu kararların alınmasında Barış Pınarı Harekâtı, S-400 Krizi, Doğu Akdeniz gibi güncel konularda Ankara-Washington ikilisinin uzlaşamayışı; ABD’de Türkiye karşıtı güçlü bir blokun varlığı etkili olmuştur. Şöyle ki, Temsilciler Meclisi Demokrat Vekili Adam Schiff tarafından 8 Nisan 2019 günü Temsilciler Meclisi’ne sunulan karar tasarısı 29 Ekim 2009’da 405 “evet” oyuna karşılık, 11 “hayır” oyuyla meclisten geçmiştir. Temsilciler Meclisi Kararı’nın tarihsel gerçeklerle örtüşmeyen giriş kısmı şu şekildedir: “ABD; Ermeni Soykırımını, yani 1915’ten 1923’e kadar 1,5 milyon Ermeni’nin Osmanlı Devleti tarafından öldürülmesini tanıma ve kınama ile Ermenilere, Rumlara, Asurilere, Keldanilere, Süryanilere, Aramilere, Maronitlere ve diğer Hristiyanlara karşı soykırım kampanyasından kurtulanlara destek sağlama konusunda gurur verici bir tarihe sahiptir.” Görüldüğü üzere Temsilciler Meclisi, “Ermeni Soykırımını” daha geniş bir çerçevede, “Osmanlı Devleti’nde Hristiyanların soykırımı” kapsamında tanımlamaktadır. İslamofobik yaklaşımla kaleme alınan bu metnin, muhafazakâr Hristiyanların desteğini kazanabilmek amacıyla soykırım tezinin savunucuları tarafından ilgili belgeye konulduğu kuvvetle muhtemeldir. Esasında söz konusu bu adım, bir karar tasarısı olduğundan “yasa” hükmü taşımamaktadır. Bu karar, ABD Temsilciler Meclisi’nin bu konudaki düşüncelerini göstermekte olup bağlayıcılığı yoktur.
Öte yandan Demokrat Senatör Bob Menendez’in ve Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz’un hazırladığı “Ermeni Soykırımının resmen tanınmasını” öngören benzer içerikli bir başka karar tasarısı 9 Nisan 2019 günü Senato’ya sunulmuştur. Senato bazında bakıldığında; ABD Senatosu’nda yapılacak karar tasarısı oylamalarında herhangi bir senatör, karşı görüş bildirerek oylamayı engelleyebilme hakkına sahiptir. Karar tasarısını hazırlayan Demokrat Parti Senatörü Bob Menendez, “Ermeni Soykırımının resmen tanınmasını” öngören karar tasarısının Genel Kurul’da oylanmasını ısrarla talep etmiştir. Adı geçen karar tasarısının oylanması, dönemin ABD Başkanı Trump’ın isteği üzerine Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham, David Perdue ve Kevin Cramer tarafından üç kez engellenmiştir. Ancak 12 Aralık 2019 günü, Türkiye konusunda sert tavırlarıyla bilinen Senatör Bob Menendez, Ermeni tasarısının Senato’da oybirliğiyle kabul edildiğini, sosyal medya hesabından duyurmuştur. Senato’daki oturumda söz alan Senatör Menendez, kabul edilen tasarı için “Senato’nun bu tasarıyı kabul ederek tarihin doğru tarafında durması uygundur” ifadelerini kullanmıştır.
Senato tarafından kabul edilen kararın “karar tasarısı” olmasından ötürü onay için Başkan’ın önüne gitmesi gerekmemiştir. Dolayısıyla bu kararın da herhangi bir siyasi veya hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ancak her iki meclisin de karar tasarısı üzerinden sözde Ermeni Soykırımı hakkında ilk defa birlikte olumlu görüş taşıdıklarını ilan etmeleri Ermeni lobileri için ileri bir adım şeklinde kabul edilebilir. Çünkü bu adımla sözde Ermeni Soykırımını kabul eden devletlerin sayısı 32’ye yükselmiştir.
B-BAŞKAN
ABD Anayasası’na göre, başkan ülkedeki en üst düzey iç ve dış politika yürütücüsü vasfına sahiptir. ABD Başkanının dış politika karar alma sürecindeki yetki, görev ve rollerini aşağıdaki başlıklar altında açıklayabilmek mümkündür: 1-En üst yöneticidir/yürütücüdür. 2- Devletin başıdır. 3-Başkomutandır. 4-Antlaşmaları müzakere eder. 5-Üst düzey yöneticilerin seçimi için aday gösterir. 6-Diğer devletleri tanır. 7-Başkan tekeldir. 8-Kamuoyunu şekillendirir. 9-Uluslararası diplomatik faaliyetler yapar ve yürütür. 10-Başkanlık doktrinleri yayınlar. Bu yetkilere rağmen ABD iç ve dış siyasetinin tüm kararları, sadece başkan, bakanlıklar ve ilgili kurumlarca (yürütme gücü) verilmeyip Kongre (yasama gücü) ve Yüksek Mahkeme’nin de (Yargı gücü) içinde bulunduğu birbiriyle bağlantılı bir sistem ön plana çıkmaktadır. Ermeni lobileri, ABD yürütme gücünün dış politikada yapımındaki rolünü dikkate alarak ABD Başkanlarının 1915 olaylarını soykırımla açıklamalarını kendi tezlerinin/çıkarlarının güçlenmesi açısından önemli görmüşlerdir.
Daha önce de belirtildiği üzere Temsilciler Meclisi, 8 Nisan 1975 tarihli/148 sayılı ve 10 Eylül 1984 tarihli/247 sayılı müşterek kararlarında, 24 Nisan’ı “İnsanın Acımasızlığını İnsana Hatırlatma Günü” olarak kabul etmiştir. Dönemin Temsilciler Meclisi üyeleri her iki kararda da “ABD Başkanının, 24 Nisan’ı başta Ermeniler olmak üzere bütün soykırım kurbanlarını anma günü kapsamında gördüğüne dair bir beyanatta bulunmasını talep etmişlerdir”. Ancak bu müşterek kararların tavsiye niteliğinde olmasından ötürü Bill Clinton dönemi öncesine kadar ABD Başkanları her yılın 24 Nisan’ında açıklama yapma gereği duymamışlardır. Ancak ABD Başkanı Jimmy Carter, 16 Mayıs 1978 günü Ermeni kökenli Amerikan vatandaşları için Beyaz Saray’da verdiği bir resepsiyonda “1916 yılına kadar olan süreci bütün Ermeni halkını ortadan kaldırmak için organize bir çaba” şeklinde tarif ederken, ABD Başkanı George H.W. Bush da (Baba Bush) sözde soykırımın 75. yıl anısına 20 Nisan 1990 günü yaptığı açıklamada Ermenilerin “1915- 1923 yılları arasında Osmanlı Devleti idaresi altında acılar çektiğini” iddia etmiştir.
22 Nisan 1981 günü “Holokost Anma Günü” nedeniyle dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ise yaptığı bir açıklamada, “öncesinde gerçekleşen Ermeni soykırımı ve sonrasında gelen Kamboçya soykırımı gibi Holokost’tan alınan dersler asla unutulmamalıdır” şeklinde bir beyanatta bulunarak sözde Ermeni Soykırımı kelimesini kullanan ilk ABD Başkanı olmuştur.
ABD Başkanları, Bill Clinton’ın başkanlığa seçilmesiyle birlikte her yıl 1915 olayları hakkında açıklama yapma geleneğini (1994-2022) başlatmışlardır. Başkanlığı döneminde bu konuda yedi kez beyanatta bulunan B. Clinton, “1915 olaylarını içinde bulundukları yüzyılın en kederli dönemlerinden biri” olarak tarif ederken, son açıklamasında, “Osmanlı Devleti’nin yıkılmadan önceki son yıllarında yaklaşık 1,5 milyon Ermeni’nin sürgüne ve katliama uğradığını” ileri sürmüştür. ABD Başkanı George W. Bush da (Oğul Bush) selefi B. Clinton gibi 1915 yılı olaylarını her yıl “soykırım” ifadesini kullanmadan ancak gerçek dışı iddialar/suçlamalar üzerinden değerlendirmeye tabi tutmuştur.
ABD Başkanı Barack Obama, seçim kampanyasında vaatte bulunduğu halde 1915 yılı olaylarını “soykırım” kelimesiyle ilişkilendirmeyerek Ermenice ‘Büyük Felaket’ anlamına gelen ‘Meds Yeghern’ tabirini kullanmayı tercih etmiştir. Donald Trump, ABD Başkanı seçilmeden önce, Obama’nın dış politika vizyonunu “tam ve eksiksiz bir felaket” şeklinde tanımlamıştı. Bu yaklaşıma rağmen Trump, 1915 olaylarını Obama tarafından ilk defa kullanılmış olan Meds Yeghern kavramıyla anmayı uygun görerek bu konuda statükocu bir duruş sergilemiştir.
Son olarak Joe Biden, seçim kampanyası esnasında ABD Başkanı seçildiği takdirde 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayacağını vaat etmiştir. Biden, diğer ABD başkanlarından farklı bir şekilde seçim vaadini 2021-2022 yılı beyanatlarıyla pratiğe dökerek Ronald Reagan’dan sonra soykırım kavramını kullanan ikinci başkan olmuştur. Biden, 2021 yılı açıklamasında iki kez Soykırım (Genocide), bir kez Meds Yeghern; 2022 yılında ise dört kez Soykırım, bir kez Meds Yeghern kavramlarını kullanmıştır. Biden’ın bu kavramı 2021 yılı itibariyle kullanmasında 44 Gün Savaşı’nda Azerbaycan-Türkiye ikilisinin zaferi, Kongre’nin her iki kanadının sözde Ermeni soykırımını güçlü bir şekilde tanıyışı, Türkiye karşıtı lobilerin çalışmaları, Ankara-Washington hattında yaşanan gerginlikler, İslamofobik yaklaşımlar ve ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi önde gelen isimlerin ısrarı etkili olmuştur.
C-EYALETLER
Ermeni soykırımı iddialarının tarihî zeminden, siyasi meseleye dönüşmesinde 1965 yılından itibaren sistematik bir şekilde başlatılan lobicilik çalışmalarının etkisi büyük olmuştur. 1965 yılı, NATO’nun güneydoğu kanadındaki Türkiye-Yunanistan ikilisi arasında Kıbrıs sorunu nedeniyle savaş çıkma olasılığının güçlendiği bir döneme işaret etmektedir. NATO’nun kurumsal varlığını tartışmalı hale getirebilecek bu krizi sonlandırabilmek amacıyla harekete geçen dönemin ABD Başkanı Lyndon Johnson kaba bir üslupla yazdığı mektubunda; Ankara’yı, Ada’ya yönelik askerî bir müdahalede bulunmaması konusunda uyarma gereği duymuştur. Bu siyasi ortamın da etkisiyle Ermeni ve Rum lobileri 50. Yıldönümünde işbirliği içerisinde hareket edip soykırım iddialarını dünya kamuoyuna kuvvetli bir tonda duyurmayı amaçlamışlardır. Dolayısıyla Türkiye aleyhtarlığı çizgisinde çıkarları uzlaşan Ermeni ve Rum lobileri, misyonerlerce XIX. yüzyıldan itibaren Amerikan hafızasına yerleştirilmiş olan “İslamofobik” yaklaşımlardan kuvvet bulup ABD’deki eyaletlerde 1965’ten itibaren soykırım iddialarını kabul ettirme çabası içerisine girmişlerdir. Bu lobilerin girişimleri neticesinde; ABD’deki beş eyaletin çeşitli birimleri (Valilik-Eyalet Temsilciler Meclisi, Eyalet Senatosu, Belediye) sözde Ermeni soykırımını tanıdıklarına dair kararlar aldıklarını aynı yıl dünya kamuoyuna duyurmuşlardır. Elli eyaletin varlığı, Ermeni lobilerinin ve destekçilerinin uzun ve kapsamlı lobicilik faaliyetlerini kaçınılmaz hale getirmiştir.
Ermeni iddialarını en son kabul eden Mississippi eyaleti Valisi Tate Reeves, 13 Mart 2022 günü sözde Ermeni soykırımını tanıdıklarına dair bir açıklamada bulunarak Nisan ayını “Soykırım Farkındalık ve Önleme Ayı” olarak ilan ettiğini duyurmuştur. Mississippi’nin bu hamlesi, ABD’deki elli eyaletin tamamının soykırım iddialarını kabul ettiği anlamını taşımaktadır. Ancak bazı eyaletlerde, “Valilik, Eyalet Senatosu, Eyalet Temsilciler Meclisi ve Belediye” gibi birimlerce Ermeni tezi lehine kararlar alınmışken; kimi eyaletlerde ise sadece bir birim üzerinden örneğin “Valilik” açıklamasıyla sözde Ermeni Soykırımının kabul edildiği göze çarpmaktadır. Bu nedenle Ermeni lobileri, eyaletlerdeki lobicilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ederek hem Amerikan vatandaşlarının ve başkanlık makamının bu konudaki farkındalığını artırmayı hem de Azerbaycan ve Türkiye ikilisinin Amerikan Yönetim Sistemince baskılanmasını hedeflemektedirler.
Sözde Ermeni soykırımını tanıyan eyaletlerin açıklamalarında dikkat çeken en önemli hususlardan birisi tarafgir bir dille hazırlanmış benzer metinlerin varlığıdır. Bu durum karar metinlerinin Ermeni lobilerince tek bir kalemden çıkmış gibi hazırlandığı tezini kuvvetli kılmaktadır. Son olarak Ermeni lobileri, güçlü oldukları eyaletlerde bir taraftan Dağlık Karabağ konusunda farkındalık ve kamuoyu oluşturacaklarına inandıkları metinlerin ilgili birimlerce ilan edilmesini sağlarken, diğer taraftan da Amerikan okullarının müfredatına soykırım tezini ekleyip Türkiye karşıtlığını genç dimağların zihnine yerleştirmeyi planlamaktadırlar.